Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

24 Eylül 2021

Öykü

Kafası Karışık

Şebnem Gökçen

Paylaş

4

1


Gladyatörler şehrindeki stajım için yola çıktığımızda yarı uyukluyordum. Burdur’a arabayla annem götürüyordu beni. Staj da onun fikriydi ve tabii ki o ayarlamıştı. Stajyer olarak
neler yapacağımı ona anlatmaya çalışmıştım, ama o zaten yapacaklarımdan dolayı bu stajı istiyor gibiydi.
“Arabayla kazı evinin önüne kadar gitmeyelim, beni bıraktığını görmelerini istemiyorum.”

“Ne yapacaksın? Yürüyecek misin o çantanla? Bir şey olmaz, hiç kimse görmeden kaçarım ben, merak etme.”
Kibyra Antik Kenti tabelasını görünce içim biraz pır pır etmişti. Annem de sanki bunu anlamış gibi biraz daha gaza basmıştı. Aramızdaki sessiz ve masum çatışmanın bir süreliğine tatile gireceğine seviniyordum. Hem ne kadar kötü olabilirdi ki bu arkeoloji stajı.

En kötüsü baştan oldu, annem kazı ekibiyle teker teker tanıştı. Beni onlara emanet ediyor gibi bir havası yoktu, direkt öyleydi, ben de yerin dibine giriyordum. Zaten ekibin en genci olacaktım, bu gidişle bebek muamelesi görmem kaçınılmaz olacaktı. Annemin şaka yollu bir “eti sizin kemiği benim” demediği kalmıştı. İyi ki de dememişti, hiç uygun olmaz, mutlaka günlerce şakası yapılırdı. Annem arabasıyla tozu dumana katarak ayrıldığında ben de kendimi gladyatörler dövüşünden çıkmış gibi hissediyordum.

Çok geçmeden günlük görevlerimle tanışmıştım. Tüm ekibe kahvaltı hazırlamak uykuyu çok sevdiğim için en zoruydu. Uykum zaten her gün değişiyordu, üstüne üstlük bir de çok erken kalkmak beni tam bir serseme çeviriyordu. Bir haftanın sonunda biraz düzene girer gibiyken bir geceyarısı bebek ağlaması duyarak uyandım. Rüyaymış diyerek önce biraz rahatlamıştım ama sesin beynimde yarattığı etki öyle kuvvetliydi ki gerçekten duyduğuma da inanabilirdim. Beynimde bebek sesiyle eşleşen herhangi bir görsel yoktu. Hatırlamıyor da olabilirdim. Ertesi sabah ilk gördüğüm kişilere sorma ihtiyacı duydum.
“Gece bebek ağlamasına uyandım.”
“Rüya mı değil mi,” diyerek sözlerimin devamını getiremeden ekipteki ablalarımdan biri, “Kendi ağlamana mı?” dedi ve gülmeye başladı. Ciddi ciddi soramayacağımı anlayınca bununla ilgili bir daha konuşmamaya karar verdim.

İkinci haftanın sonunda yine bebek ağlaması ile uyandığımda bu sefer rüya olduğuna dair beni biraz olsun ikna edecek bir görüntü vardı gözlerimin önünde. Mermer bir zemin üzerinde yatıyordu bebek. Ben ise ona birkaç metre yukarıdan bakıyordum. Ayaklarımı bastığım basamakların mermer alana yani bebeğe kadar gittiğini de görebiliyordum. Bu kadar net bir görüntünün etkisinde kalmamak imkansızdı. Tekrar uyuyamadım ve sabaha kadar kitaplarımdan birini okudum. Herkes kalkıp kahvaltı için masaya geçtiğinde bir elimin altında kitabım diğer elimin altında da başım, dalgın dalgın oturuyordum. Birinin elimi havaya kaldırmasıyla irkildim. Hangi kitabı okuduğumu merak etmişti.
“Clarissa P. Estés.”
“Kurtlarla Koşan Kadınlar.”

“Aa, ben de okumak istiyordum, bakayım.”

Kitap elden ele dolaşmaya başlamıştı. İçini açıp açıp rastgele satırlar bile okuyorlardı yüksek sesle.
“Öğretmen Olarak Öfke.”1
“Öfkenin ışığını olumlu bir tarzda, normalde göremeyeceğimiz yerleri görmek için kullanabiliriz.”2
Birkaç dakika sonra kitabımı geri almamla konunun değişmesi bir oldu.

“Medusa’yı bugün açıyoruz, değil mi hocam?” dedi biri. Medusa Mozaiği bütün kış boyunca kapalıydı. Ben de merakla beklediğim için heyecanla kazı başkanının gözlerinin içine baktım. O anda fularını boynundan zarifçe alıp uzun kır saçlarını topuz yapmak için kullanan ekibimizin lideri bir cevap vermeden sadece gülümsedi. Sonra bana ve yanımdaki arkeologlardan birine bakarak, “Bugün ikiniz birlikte çalışın. Tüm fotoğraf, çizim ve raporlama işlerinde” dedi. İlk defa arazide bir arkeoloğu gözlemleyip onunla birlikte çalışacağım için mutluluktan uçuyordum. Medusa’yı da ilk defa görecektim. Harika bir gün olacaktı.

Medusa Mozaiği’nin bulunduğu Odeon, antik kentin en ilgimi çeken yapısıydı. Onu gösterişli ve eşsiz yapan mutlaka mozaikti, ama bu mekanın birden fazla nedenle kullanılmış olması benim daha çok ilgimi çekiyordu. O basamaklarda oturan insanlar, bazen konser dinlemek bazen tiyatro seyretmek için, bazen de mahkemede yargılanan insanlar için orada bulunuyorlardı. Kazı ekibindeki herkesin çay ve sigara molası verdiği bir saatte ben de o basamaklarda oturmuş kendimi Romalılardan biri olarak hayal ediyordum. Gözlerimi kapatıp öylece oturdum bir süre. Kolumdaki saatin alarmı çaldığında yerimden hızlıca ayağa kalkıp sahnedeki Medusa’ya bakmıştım. Tam başının olduğu yuvarlak alanda bir bebek yatıyordu. Gözlerimi kırpmamla bebek kaybolduğunda Medusa’nın bakışlarıyla baş başa kaldım. Gözlerinin içine bakmamaya çalışsam da bakıyordum. Taşa dönüşmesem de bir anlığına donakalmıştım. Arkamdan gelen sesi duyana dek kıpırdamadım. Başımı çevirip yukarı baktığımda kazı başkanının süzülürcesine basamakları indiğini gördüm. Yanıma gelip de oturunca ben de tekrar oturdum.
“Çok etkileyici, değil mi? İnsanın baktıkça bakası geliyor.”
Kafamı sallayabilmiştim sadece. Ekibin yanına dönmem gerektiğini düşünsem de ekibin başındaki kişi ile oturuyor olmamdan dolayı üzerime aniden gelen bir rahatlık hissi vardı. Sohbet edeceğimizi bile düşünmeye başlamıştım. Hatta çok anlamlı bir sohbet.

“Sen de benim gibi tek çocuksun galiba.”
“Nasıl bildiniz? Çok mu belli oluyor?”

“Evet, galiba. Hissettim diyelim. Belirli bir yaşa gelince tek çocuk olanları anlamaya başlıyorsun sanırım.”
“Ben sizin tek çocuk olduğunuzu anlamamıştım.”
“Nasıl göründüğüme bakma, aslında hiç büyümek istemeyen bir çocuğum ben. Tek çocuklar ne kadar olgun olsalar da aslında duygusal anlamda hep çocuk kalırlar.”
Gözlerim tekrar Medusa’ya doğru gittiğinde rüyamı hatırladım. O anda konuyu açmak uygun olur mu diye düşünürken söze giren o oldu.
“Medusa ile ilgili bir şey söyleyecek gibisin sanki.”
“Evet, buraya geldiğimden beri rüyamda ağlayan bebek görüyorum. İki belki de üç defa oldu. Mermer mozaiklerin üzerinde tam Medusa’nın başının olduğu yerde yatıyordu bebek.”
“Medusa’nın genelde nazardan korumak için yapıldığı söylenir, ama bence dişil öfkeyi sembolize ediyor olması da ilginçtir. Tüm kadınların içindeki öfkeyi ve gücü.”
“Bunu hiç düşünmemiştim.”
Kısacık sohbetimizin ardından Odeon’dan çıkıp ekip arkadaşlarımın yanına dönerken içimde bir şeylerin dönüştüğünü hissediyordum. Kazı başkanının bana söylediği son sözleri unutmamak için tekrar tekrar içimden söyleyip cebimden çıkardığım bir kağıt parçasına yazmıştım.
“Çocuk gibi hissetmene neden olan kişiye ya da duruma her öfke duyduğunda biraz dur. Bu öfkenin enerjisini alıp öfkenin altında yatan diğer duygularını bulmak için kullan. Kendi kendine annelik yapıp iyileştir onları.”
Tam bu kelimelerle olmasa da duyduklarım ve anladıklarım böyleydi. O gün kağıt parçasını cebimden çıkarıp çıkarıp defalarca okumuştum bu sözleri. Öyle ki gece uykumda sayıklayacak mıyım diye merak bile ediyordum. O uzun ve anlamlı günün gecesinde deliksiz uyumuşum. Sabah erkenden uyanıp kahvaltıyı hazırlamaya başladığımda herkesten erken kalktığımı düşünüyordum ki birisinin dışarıdan bana seslendiğini duydum.
“Senin ağlayan bebek kimmiş bak. Gel de dinle, iki kedi kavga etmek üzereler.”

1 Kurtlarla Koşan Kadınlar, Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler, Clarissa P. Estés, Ayrıntı Yayınları, 2015, sayfa 384.
2 a.g.e., sayfa 386.

YORUMLAR

Eray Ölçen

Güzeldi.

24 Eylül 2021

Öne Çıkanlar

Öne Çıkanlar

Kasvetli, “Beceriksiz” DünyaBüşra Uyar
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Adalet Çavdar

4 Şubat 2025

Herkes Vedalaşmak İster

Bu romanda ruhlar ve insanlar, anlam arayışı içinde geçmişleriyle hesaplaşıyor. İlk kaybımı yaşadıktan sonra, yasla nasıl başa çıkacağımı bilemez bir halde hem kendi sınırlarımı hem de yakınlarımı fazlasıyla zorladım. Bu süreç birkaç ay değil, birkaç yıl sürdü. Ta ki profesyon..

Devamı..

Ufak Bir Kasaba, Küçük Bir Kız: Lema

Caner Almaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024