Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Ocak 2021

Öykü

Mavi Gözyaşı

A. Mehtap Sağocak

Paylaş

2

0


Bir zamanın, olayın, ya da duygunun rengi olur mu sizce? Ben o ağustos gününü her hatırladığımda, maviye kesiyor belleğim. Mavi bir gündü o gün, mavi bir kederin, mavi bir ayrılığın günü.

Okullar yaz tatiline girdiğinde, bizim için yazlık günleri başlardı. Hele biz on beşlik ergenler, denizin, güneşin, geç gece izinlerinin, bisikletin, dondurmanın, yaz arkadaşlıklarının heyecanıyla sarmalanırdık. Mine benim yazlık arkadaşımdı. Evlerimiz yan yanaydı. Farklı şehirlerden, yazı geçirmek üzere, Haziran ortasında gelir, Eylül başına kadar kalırdık bu yazlık beldede.

Benim kısa siyah saçlarım, kemik çerçeveli gözlüklerim ve hafif topluca fiziğimin yanında, Mine incecik, uzun bacaklı, sarı uzun dalgalı saçları ve masmavi gözleriyle çok güzel bir genç kızdı. Benim elimde kitabım, evde miskinlik etmek isterdim; o dışarıda olmayı, yeni arkadaşlar edinmeyi ve eğlenmeyi severdi. İyi arkadaştık; bende gizli bir hayranlık da vardı içten içe ona karşı. O yüzden de genellikle ben onun isteklerine boyun eğerdim, çok tercih etmesem de.

Kumsala inersek oradaki gençlerle hemen kaynaşır, onun çekim alanına giren değişik yaşlardaki arkadaşları harekete geçirir, türlü oyunlar, plaj voleybolu karşılaşmaları vs.. organize ederdi. Ben çoğu zaman  oynamak istemediğimden, ya izlemek, ya da hakem olmak zorunda kalırdım.

Bazen bisikletleri alıp çıkardık. Onun mavi, son model, vitesli bir bisikleti vardı. Benim ki ise ablamın eski bisikletiydi. Yarışmaya kalkışsak hep geride kalırdım, o da benimle tatlı tatlı dalga geçerdi. Hiç kızmaz, kırılmazdım ona, severdik birbirimizi.

Kimi gün de yakındaki kasaba merkezine gitmek, çarşıyı dolaşmak için beni kandırmaya çalışırdı. Ben evden uzaklaşmayı çok istemezdim. Ama gitmişsek, illa ki takı veya giysi  alış verişi yapar, hiç olmazsa çıtır helva arası dondurma alıp yerdik. Bir de merkezdeki postaneye uğrardık bazı günler. Ben dışarıda beklerken, o mavi renkli mektup zarfını postaya verirdi. O anlatmamıştı o zarfların sırrını, ben de sormadım merak etsem de.

Onunlayken hem çok iyi vakit geçiriyordum aslında, hem de ışığının gölgesinde kaldığımı hissetmekten hafif bozuluyordum.

Ben verandada oturup, müzik dinleyip, dergi karıştırmayı; kolamızı içerken sohbet etmeyi teklif ettiğimde ise dudak bükerdi. Sıkılırdı bu fikirden. Dışa dönük biri gibi görünüyordu ama kendinden, duygularından ya da hayallerinden konuşmayı sevmez, hatta bundan kaçardı.

Engelli bir kardeşi vardı evde. Annesi tüm ilgi, zaman ve enerjisini kardeşine yöneltmiş, o yüzden Mine’yi biraz kendi haline bırakmıştı. Serbestliğinin, pervasız tavırlarının altında biraz ihmal edilmişlik, biraz ailesinin ilgi noksanlığı mı vardı acaba? Zaman zaman annesinin işi olduğunda veya dışarı çıkması gerektiğinde, Mine’nin kardeşiyle ilgilenmesi, onun yanına kalması gerekiyordu tabi. Bahsetmezdi hiç ailesinden, evdeki durumlardan. Babası da seyrek gelirdi; bazı hafta sonları arabasını kapılarının önünde görürdük, o kadar.

Mine ile konuşmalarımızdan  kendiyle ilgili ağzından aldığım tek şey, İzmir’de üniversite okumak ve mimar olmak istediğiydi. İlerisi için de yurtdışı hayali vardı. Sanırım geleceğini ailesinden uzakta kurmayı istiyordu, açıkça ifade etmese de.

Bir ağustos öğleden sonrasıydı. Alışık olduğum üzere, Mine’nin bana seslenişini duyup balkona çıktım. Bisikletine yaslanmış beni çağırıyordu. Üstünde kot şortu, mavi çiçekli atleti, saçında da mavi bandanasıyla çok havalı görünüyordu. Bronz teninde mavi gözleri daha parlak ışıldıyordu sanki.  Muzip bir gülümsemeyle, “Hadi tembel teneke, gel de merkeze gidelim, dolaşırız biraz, dondurma da yeriz hem” diyordu. Bisikletinin sepetinde yine mavi zarfın farkına varmış, postaneye de uğramak istediğini anlamıştım.

Ama benim keyfim yoktu o gün. Hava çok sıcaktı, karnım ağrıyordu. Kasabaya kadarki o işlek yolda pedal çevirmek çok zor gelmişti. Teklifini reddettim, “Sen git,” dedim. “Dönünce bize gel, otururuz.” Suratını yalandan somurtup, elini sallayıp bisikletini döndürdü. Saçındaki bandanasını düzeltti ve uzaklaştı.

Otuz beş-kırk dakika geçmemişti ki, Mine’lerin evinin önüne acı bir frenle yanaşan babasının arabasını gördüm. Kapıda ayakta zor duran annesi, ağlayarak bir şeyler anlatıyordu. Onların evine doğru yönelen bazı komşuları fark ettim, fırladım hemen. Kalbim yerinden çıkacaktı. Kötü bir şey olmuştu hissetmiştim. Kulağıma bazı kelimeler çalınıyordu: Minibüs… kaza… Mine… hastane!

Kasaba yoluna doğru tüm gücümle bisikletimi sürmeye başladım. Az ilerde ambulansların ışıklarını, toplanan kalabalığı gördüm. Ve sirenlerini öttürerek uzaklaşan ambulansın ardından oraya vardığımda, panik, korku ve ter içindeydim.

Mine’nin mavi bisikletinin tekerleği çıkmış ve ezilmiş halde yol kenarına savrulmuştu. Sepet bir tarafta, içinden saçılanlar bir taraftaydı ve gözüme araya sıkışmış mavi zarf ilişti. Az ilerde ise Mine’nin kana ve kire bulanmış mavi bandanasını gördüm. Kendimi kaybedip, oraya yığılırken, son fark ettiğim şey gökyüzünün bulutsuz ve açık mavi olduğuydu.

Mine benim olumsuz cevabım üzerine, bisikletiyle kasaba yoluna çıkmış, hızla viraja giren  minibüsün sert darbesiyle savrulmuştu. Ambulans kaza yerine ulaştığında Mine  çoktan hayata veda etmişti ne yazık ki.

Hiç unutmadım o mavi günü. Mavi gökyüzünün altında yaşanan o trajediyi. Mine’nin o masmavi ışıldayan gözleriyle beni çağırışını, mavi bisikletiyle uzaklaşırken, o mavi bandanasını son kez düzeltişini… Mavi zarfın sırrını da öğrenmiştim sonradan. İtalya’da bir mektup arkadaşı vardı, yazıştığı, fotoğraflar gönderdiği ve hayallerini paylaştığı… Yaşam ona fırsat verseydi, iyi bir mimar olarak İtalya’da bir yaşam kurardı belki de. Kim bilir!

O yaz bahçeye mine çiçekleri ektik onun anısına. Masmavi bir örtü gibi sardılar her yeri. Yıllar yılı rüyalarıma girdi, mavi gözyaşları döktüm uykularımda. Onunla niye gitmedim diye hayıflandım, yanında olsam değişir miydi yazgısı diye sorguladım. Mavi bir kederle yandı durdu yüreğim. Ve on beş yaşımdan sonra ben mavi rengi hiç sevmedim.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Zambak Kadar BeyazA. Ömer Türkeş
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

13 Mayıs 2025

Bir Mektup

Okuduklarım içimde birikiyor, büyüyor, içimde bir şeyler inşa ediyor, ben hepsini sana yazmak, seninle bunları konuşmak ihtiyacı duyuyorum.Sevgili dostum, Bu ara çok okudum, okuduklarımla ne yapacağımı bilemiyorum bazen, ben de sana bir mektup yazmaya karar verdim. Mektuplar hayatımızdan ç..

Devamı..

Toplumsal Gerçekçi Romanlar (Gerçekçil..

Kemal Gündüzalp

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024