Ben, uzaktan büyülü bütünlüğü izlemeyi severim. İçine girdiğimdeyse o bütünün ancak parçalarıyla muhatap olabildiğimden her bir şeyin büyüsü kaçmaya başlar ve böylece ben de kaybettiğim büyünün etrafında kaybolmaya, küçülmeye başlarım. Tam da bu nedenle, İstanbul’da en sevdiğim şey bir semtin veya tarihi bir yapının içi değil, Anadolu yakasından vapura binip karşımda kalan Sultanahmet’e, Ayasofya’ya, Topkapı Sarayı’na veya Galata Kulesi’ne bakmaktır.
İstanbul’da en sevdiğim yer vapurların içidir. Önce büfeye yaklaşır bir çay alırım. Sonra manzarayı en iyi görebileceğim koltuklardan birine yerleşip Konstantiniyye’nin bütün o görkemli tarihini düşlemeye başlarım. Fatih’in İstanbul’u, onca isteğin ardından aldığı o günü düşlerim. Osmanlı saraylarında geçen, özellikle de Reşad Ekrem Koçu’dan okuyup edindiğim onca vakayı düşlerim. IV. Murad’ın gaddarlığını, Hürrem’in entrikalarını, Fatih’in zamanına göre oldukça ilerici duran bazı görüşlerini, I. İbrahim’in zavallılıklarını düşlerim. Sarayın mutfağını, padişahların gaddarlıklarını, İstanbul’un o dönemdeki sokaklarını, çarşı pazarlarını, sıradan insanlarını düşlerim. Bütün bu geçmişte kalanı kitaplardan okuyup şimdi karşımda duran görkemli yapılara bakarak yeniden kurmaya çalışmak bana, tarihin zannettiğimizden çok daha farklı ve çok daha ötede bir şey olduğunu öğretir. Bir vapurun içinden ortağı olmadığım bir geçmişe bakmak, orada hayallere dalmak ve oradan sonunda sağlam bir imgeyle uyanmak içinde yaşadığımız hayatta yapabileceğimiz en zekice iş olmalı.
Günü geldiğinde hayata dair elimizde ne varsa hepsini birden kaybedeceğimizi ben de diğer bütün insanlar gibi bilirim. İstanbul Boğazı’nın da, bütün o görkemli yapıların da, hatta bütün tarihin de günün birinde ortadan kalkacağını bütün diğer insanlar gibi ben de bilirim. Ama bu, beni, tarihi ve edebiyatı bir kenara bırakıp fizik ve biyoloji bilimine sarılacak kadar öteye götürmez. Çünkü günün birinde her bir şeyi kaybetmenin gerçekliği içinde yaşadığımız anı ve bütün geçmişin duygusunu daha önemsiz kılmaz. Aksine her bir şeyi kaybedecek olmanın getirdiği bilinç bende, bütün geçmişi şevkle hatırlamayı tetikler.






