Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Kasım 2020

Söyleşi

Onur Çalı: "Günlükçünün samimi olması. Okuyana yalan söylememesi. En önemlisi bu."

Çağdaş Küçük

Paylaş

5

0


Onur Çalı, 2015 yılından beri Dünlük adını verdiği günlüklerini yayımlıyor. Bu hafta 150. Dünlük’ü yayımlanan öykücüyle söyleştik.

Çağdaş Küçük: Dünlük yazma fikri ilk olarak nasıl ortaya çıktı?

Onur Çalı: 2015 yılının Temmuz ayında başladım dünlük yazmaya. Kâğıda ya da bilgisayar ekranına düştüğümüz (ve yayımladığımız) metinler artık geçmişte kalıyor. Dünde kalmış oluyor. Buradan hareketle dünlük diye adlandırdım günlüğü.  Bilmeyenler olabilir diye söylüyorum: 14 yıldır internet üzerinden yayın yapan bir edebiyat-kültür sanatplatformunu yayına hazırlıyorum: Parşömen Sanal Fanzin. Hem Parşömen hem de dünlükler benim kendime şaka yollu sorduğum bir sorudan çıktı aslında: Bugün edebiyat için ne yaptın? Bu soruya bir yanıt verme çabası olarak, okumanın yanı sıra her gün değilse de hemen her gün yazıyorum. Her yazdığımı yayımlamasam da Dünlükler sayesinde bir yazma disiplini edinmiş oldum böylece.

ÇK: Biz seni öykücü olarak tanıdık ilk. Günlük ve öykü yazma süreçleri arasında nasıl farklar var, bize biraz bahsedebilir misin? Öykü aracılığıyla okura temas ettiğini göz önüne alırsak günlük yoluyla bunu daha farklı bir biçimde gerçekleştirdiğini söyleyebilir miyiz? Ya da öyküde anlatamadığın başka şeyleri anlatabildiğin bir yol.

OÇ: Elbette büyük fark var. Dünlüklerde de bir nevi kurgu var denebilir, birilerinin okuması için ve okunacağını bilerek yazdığım metinler sonuçta ama öykü bambaşka bir yazma süreci gerektiriyor. Bir de şu var: Dünlük ismi bir kelime oyunu gibi duruyor. Fakat sadece bu değil. Benim yazdığım dünlükler deneme-günlük arası metinler. Dünlüklerde deneme üslubumu elden bırakmamaya çabalıyorum. Melez, hibrit bir metin türü yaratmak istedim dünlüklerde. Tomris Uyar’ın gündökümlerinde yaptığı gibi. Başardım diyemem, o çok iddialı olur ama galiptir bu yolda mağlup diyerek kendimi avutuyorum.

onur çalı

ÇK: Sence bir günlüğün niteliğini belirleyen unsurlar nelerdir? Kurmaca metni ele aldığımız gibi bir günlüğü de aynı biçimde değerlendirebilir miyiz?

OÇ: Günlükçünün samimi olması. Okuyana yalan söylememesi. En önemlisi bu. Kurmaca metindeyse ne kadar güzel yalan söylersek o kadar iyi.

ÇK: Günlük yazmanın öykülerine ya da öykü yazmanın günlüklerine etkisi olduğunu düşünüyor musun? Birbirlerini beslediklerini söyleyebilir miyiz?

OÇ: Başlarda dünlüklerin öykü yazmama ket vuracağından kaygılanmıştım. Belki biraz olmuştur da. Fakat tamamıyla böyle olmadığı da ortada. Dünlük yazmaya başladıktan sonra da öykü yazdım. Dergilerde yayımladım. Hatta dünlük yazmaya başladıktan sonra, bir öykü kitabım, Kaplumbağa Makamı yayımlandı. Demem o ki öykü yazmayı bırakmış değilim. Birbirlerini besleyip beslemediklerine gelince,dünlüklerde yazdığım metinlerin bazılarının, öykü uçlarının, bazı düşüncelerin bir süre sonra öykülerime girdiği olmuştur. Hikâyeci olmamın da belki şöyle bir faydası olmuştur dünlükleri yazarken: Dünlükleri, öykü kurar gibi, fazlalıklarından arındırarak, dışarıda bırakacağım şeyleri özenle seçerek yazmamda, yazmaya çalışmamda olumlu etkisi olmuştur.

ÇK: Seni yakından takip edenler Salâh Birsel’ine kadar sevdiğini iyi bilirler. Onun yazdıklarının, Dünlükler üzerinde bir etki bıraktığını düşünüyor musun?

OÇ: Salâh Birsel, ya da kendi deyimiyle iki gözüm Salâh Bey Türkçenin neşeli paytonudur, japon elmasıdır. Türkçenin en büyük üslupçularından, denemecilerinden biridir. Yazdıklarımda, ben inkar etmeye çalışsam bile nafile, çok büyük etkisi var tabii. Salâh Birsel şiirle başlıyor edebiyat yaşamına, ilk deneme kitabı yayımlandığında Salâh Bey tamı tamına elli yaşındadır. Günlükçülüğü de kronolojik olarak denemeciliğinin öncesine denk düşer. Ben Salâh Bey’den “bir bütün olarak” etkilenmişimdir. Şiirindeki hiciv, yergi, ince alay, humour ve yaşama sevinci etkilemiştir beni. Günlükleri benim önümde bir patika açmıştır. Fakat en baskını, belki birçok okur için olduğu gibi, denemeleridir benim açımdan. Denemenin yüzünü güldürmüştür Salâh Birsel. Deneme bizim edebiyatımızda elbette Salâh Bey’le ortaya çıkmış değildir ama kendisi de söyler, denemeyi daha geniş kitlelere sevdirmiş, okutmuştur. Bu açıdan da örnek alırım.

ÇK: Sosyal medyada takip ettiğim kadarıyla Dünlükler’e ilgi büyük ve çok güzel tepkiler geliyor. Dünlüklerin, öykülerinin önüne geçtiğini düşünüyor musun?

OÇ: Önüne geçip geçmediğini bilmiyorum ama benim nezdimde zaten böyle bu. Öykü yazmayı bırakmadım demiştim ama son beş altı yıldır deneme ve dünlük yazmaya eğildim daha çok. Okumalarım da bu yönde ilerledi.

ÇK: En son senin de üzerinde bolca durduğun Adalet Ağaoğlu ile Mehmet Baydur mektuplaşmaları gibi eskilerden kalma daha birçok mektuplaşmanın olduğu eserler var. Ancak günümüzde iletişim farklı bir yöne evrildi ve artık mektup devri kapandı. Bir gün aynı şeyin günlüklerin başına gelebileceğini düşünüyor musun?

OÇ: Ben 1984 doğumluyum. Tevellüdüme bakanlar mektupla alışverişimin olmadığını düşünebilirler. Oysa özellikle üniversite yıllarında epeyce mektup yazdım ve aldım. Cep telefonum yoktu. Sosyal medya yoktu. Çok eski değil belki ama yirmi yıl öncesinden bahsediyorum, 2000’li yıllarından başından. İlk e-mail adresimi 2004 yılında almıştım ve üniversitenin bilgisayar laboratuvarında saatlerce oturup mektup uzunluğunda e-mailler yazardım arkadaşlarıma. İnternet kafeye benzer bir yer olan bilgisayar lab’ından sorumlu hoca pipo tüttürürdü, o yıllarda bina içlerinde de sigara içilebiliyordu. Şimdi bunları yazarken bile o güzel koku geldi burnuma. Uzattım belki ama meramım şu: İletişim yolu olarak mektup yazmak da dönüştü ve belki de senin dediğin gibi mektup devri kapandı. Ama ben bir okur olarak edebiyatçıların mektuplaşmalarını zevkle okuyorum bugün. Bu anlamda mektup devrinin kapandığını söyleyemeyiz. Kapanmayacaktır da, dönüşecektir. Günlük mektuptan çok ayrı. Günlük yazmanın biteceğini, senin ifadenle, günlük devrinin kapanacağını sanmam. Bir yayıncı olarak da Parşömen’de günlük, mektup ve deneme yayımlamaya ağırlık veriyorum. Düzenli olarak günlük, deneme ve mektup yazan yazarlar var Parşömen’de.

onur çalı

ÇK: Tomris Uyar, Adalet Ağaoğlu gibi yazdıkları kurmaca metinlerle olduğu kadar, geride bıraktığı günlükleriyle de adından sıkça söz ettiren yazarlarımız var. Senin en beğenerek okuduğun günlükler kime ait?

OÇ: İlk elden aklıma gelenler Salâh Birsel ve Tomris Uyar. Selçuk Altun’un Cumhuriyet Kitap’taki “Kitap İçin”lerini zevkle okurdum. Melih Cevdet’in günlüğü çok şey söyler onun hakkında. Burhan Arpad’ın seyahat günlüğünden çok keyif almıştım. Şimdilerde Onat Kutlar’ın günlüğü yayımlandı, onu okuyacağım. Sadece günlük değil; anı, mektup, deneme okumalarına da ağırlık verdim son birkaç yıldır. Tuncay Birkan’ın değerli emeği sayesinde yayımlanan Refik Halid’in Memleket Yazıları kitapları da büyük keyifle ve her seferinde yeniden Türkçe öğreniyormuşçasına okuduğum metinler.

ÇK: Başlarken 150. Dünlük’e ulaşacağını umuyor muydun?

OÇ: Bir hedefim yoktu, şu sayıda yazayım ya da şu kadar süre yazayım diye planlamadım. Fakat bir şeye başlayınca sürdürme eğilimi yüksek sanırım bende. Yazmaktan ve okumaktan keyif aldığım bir tür günlük. Hayat ne getirir bilinmez ama uzunca bir süre bırakacağımı sanmıyorum.

ÇK: Dünlüklerde sinema da var, müzik de. Sözünü sakınmayan biri olduğunu biliyoruz, buna rağmen kurmaca metinlerle ilgili değerlendirmelerinde kendini frenlediğin oluyor mu? Eskiden üzerinde kilit olan, günlük için tasarlanmış ciltli defterler vardı. Senin de Dünlük’te yer almasını uygun görmediğin, son anda vazgeçip üzerine kilit vurduğun günlükler oluyor mu?

OÇ: Sinema ve müzikten daha fazla bahsederdim eski dünlüklerde. Ayrıca “Avare Çalı Sözlüğü” gibi, dünlüklerin içinde sürdürdüğüm bazı “köşeleri” de yazmıyorum artık. İlk dünlükten bu yana nerdeyse altı yıl geçti, elbette dünlükler de değişti zamanla.  Kurmaca metinler ya da başka herhangi bir konuda düşündüklerimi yazıyorum ama dürüst olmak gerekirse, hiç otosansür uygulamadığımı söyleyecek değilim. Ambrose Bierce’in Şeytanın Sözlüğü adında muzır bir eseri vardır. O sözlükte yer alan “günlük” maddesini çevirerek yanıtlayayım sorunu: “Kişinin, yaşamının kendisini yerin dibine sokmayacağı kısmını gün gün kayda alması.” Türkiye’de eleştirmenler bile yalnızca “sevdikleri” ya da “beğendikleri” kitaplar hakkında yazarken ben şahsen bir okur-yazar ya da dünlükçü olarak üstüme düşeni yaptığıma inanıyorum yine de. Soruya verebileceğim en dürüst değilse de dürüstçe yanıt budur.

ÇK: 29 Mayıs 2017 tarihli 49. dünlükte “Keşke basılı halini görsem bunların, ne iyi, ne güzel olurdu!" diyorsun. Bu hayali kuruyor musun hâlâ?

OÇ: Kitap, yazdıklarımızı okura ulaştırmanın bir yolu, aracı. Dünlükler zaten okuruna ulaşıyor. İnternet bu anlamda müthiş bir imkân sağlıyor. Geçen yıl Vedat Günyol Genç Denemeci ödülüne değer görülen dosyam, bir terslik olmazsa yakın bir zamanda yayımlanacak. Denemelerimin kitaplaşmasını istedim ama dünlüklerin kitaplaşması konusundaki hevesim azaldı. Elbette isterim ama önemli olan okura ulaşması.

ÇK: “İyi Olacaksınız” başlığıyla yazdığın ilk Dünlük’te, “Kendi kendime konuşmamak için. İlaç niyetine…” diye bir ifaden var. Dönüp baktığında, günlük yazmak gerçekten iyi geldi mi sana?

OÇ: Bana iyi geldi, geliyor. Umarım okuyanların hissiyatı da bu yöndedir.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sonbahar FilmleriOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

11 Mayıs 2026

Word'den PDF'e Dönüştürürken Dikkat Ed..

Bir Word belgesini PDF'e dönüştürmek, ilk bakışta basit bir işlem gibi görünür. Ancak bu süreçte yapılan küçük hatalar, belgenin görünümünü, güvenliğini ve kullanılabilirliğini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış ayarlarla dönüştürülen bir ..

Devamı..

Sandım ki!

Didem Keremoğlu

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024