Organik Uyku Satıcısı
25 Eylül 2018 Öykü

Organik Uyku Satıcısı


Twitter'da Paylaş
0

“Saat geç oldu Nurten, biz çıkalım.”

“Kızı bırak Kâmil, o daha küçük.”

“Yalnız çıktığımda arabalar yanaşmıyor bile Nurten. Yine elim boş mu döneyim?” deyince karım gönülsüzce ikna oldu.

Küçük kızımı yeni daldığı tatlı uykusundan uyandırıp üzerini sıkıca giydirdim. Dik yokuşun en dibindeki evimizden çıkıp kızımın elinden tuttum, her zaman çalıştığımız caddeye doğru yokuşu tırmanmaya başladık. Birkaç adım sonra kızımı kucağıma aldım. Yokuşun başına vardığımda soluk soluğa kalmıştım, kızım tekrar uykuya dalmak üzereydi. Kış iyice bastırmış, bu karanlık pis sokaklarda dilenciler bile ortalıktan çekilmişti. Kızım, ben ve birkaç satıcı daha sokakların köşe başlarında beklemeye başladık. Altında durduğumuz elektrik direğinin sarı, titrek ışığı ikimizi de aydınlatıyor, araçların bizi uzaktan fark etmesini kolaylaştırıyordu. Biraz da ısıtsa diye iç geçirdim. Çok geçmeden lüks, siyah, büyük bir araba kaldırıma yanaştı, önümüzde durdu. Arka kapının bize bakan camı yavaşça açıldı. İçerden yaşlı ama bakımlı bir surat belirdi. Bana doğru seslendi.

“Seninki kaç para?”

“Beş para.” Kızımı süzdü.

“Kızınınkini de ver yirmi para vereyim.”

“Olmaz o daha küçük.”

Kızım lafa atıldı, “Olsun baba. Hava çok soğuk, daha fazla beklemeyelim.”

Adamın gözlerinin parladığını gördüm. Hemen arabandan indi. Kaldırıma çıktı, yanımıza geldi. Arabanın aralık bıraktığı kapısının ardından, ter ve tütünle karışık ekşimiş sıcak hava dalgası vurdu yüzümüze. İçim bulandı. Adam cebinden tomarla para çıkardı, içinden yirmi para sayıp elime tutuşturdu. Parayı daha cebime koymadan kızımı kucağına aldı. Sıkı sıkı sarıldı. İçim cız etti.

Kızım, “Uykum senindir, uykum senindir, uykum senindir,” dedi adamın kollarının arasında. Birkaç saniye sonra yaşlı adam yüzüne yayılan huzurla gevşeyen kollarından, kızımı yavaş yavaş kaldırıma geri indirdi. Kızıma teşekkür etti. Sonra da bana döndü, sarıldık. Üç kere, "Uykum senindir," dedim. Bana kızıma sarıldığı kadar sıkı sarılmadı. Ben yalnız çıkınca da kimse bana yanaşmıyordu. Kızımın çocuk uykusu daha kıymetliydi, bebek gibi uyumayı sağlardı, uzun sürerdi, kâbussuzdu. Yani organikti. Caddeye çıktığımız yokuşu tırmanırken, kızım derin bir uykuya dalmasın da satabilelim duasını ederken kendimden iğrenmiştim. Onu gösterip kendiminkini satmaya çalışmam nafile bir çabaydı. Uykularımın derin olmadığını, kısa sürdüğünü, hatta kâbuslarla dolu olduğunu solgun yüzüme bakan anlıyordu…

Yaşlı adam bana teşekkür etmeden, arabasına bindi. Arabasının kapısını kapatmak için kolunu uzattı, eli boşluğu kavradı. Gözleri kapandı, başı önüne düştü. Durumu aynadan takip eden şoför inip, hemen duruma müdahale etti. Patronunu arka koltuğa boylu boyuna sırtüstü yatırdı. İyice gevşeyen bacaklarından biri koltuktan aşağı sarktı. Şoför aldırmadı. Kapıyı kapadı. Tekrar direksiyonun başına geçti. Arabayı çalıştırırken aralık kalan arka camdan yaşlı adamın horlamaya başladığını duydum. Bu tanıdık bir müşteri tipiydi. Giyiminden kuşamından anladığım zengin bir iş adamıydı, her şeyi vardı. Her şeyi edinmek için uykusundan olanlardı. Zenginler dışında acı içinde kıvranan âşıklar, zihinleri kapanmayan akıllı deliler, duygularıyla baş edemeyen sanatçılar, gece işlerinde çalışan fakir öğrenciler, en çok şairler ve nice hastalıklarla uykusuzluktan mustarip zavallılar bir damla uyku için kafalarını duvara vuracak hale gelmeden hemen önce sokaklara çıkar, satıcılarını bulur, bünyelerine uygun uykuyu seçer, mutluluktan dört köşe evlerine dönerlerdi. Evi uzak olanlar, soğuk havaya ve pisliğe aldırmadan kaldırım kenarlarına, apartman girişlerinin merdivenlerine bırakırlardı bedenlerini. Uyku parası denkleştiremeyenler ise çalar, dükkanların camlarını indirmekten bile çekinmezlerdi. Uykusuzluk müptelaları için tek kurtuluş yolu satıcılarıydı. Satıcılar azaldığı zaman sokaklar uykusuz zombilerle dolar, bazen bir satıcıyı aralarında paylaşamadıklarında kavga çıkar hatta kan dökülürdü. Bir satıcı bir gecede sadece bir uyku satabilirdi, o da kendisininkiydi. Ama benim gibiler…

Bu gece kızımla kazandığımız para bizi birkaç gün idare eder. Açık bir bakkal bulup ekmek, süt, yumurta ve kızımın sevdiği şekerlerden alıp evin yolu tuttuk. Eve varan yokuşun ortasında hapçı Süleyman ile karşılaştık.

“İşler nasıl?” dedi.

“Fena değil, yolumuzu bulduk bu gece de çok şükür,” dedim.

“Bizim işler kesat. Artık uyku hapına talep kalmadı. Siz çıktığınızdan beri, piyasanın dengeleri alt üst oldu,” dedi.

“E sentetik diyorlar sizin sattıklarınıza, evde yapıyormuşsunuz. Kimyasal katıyormuşsunuz.”

“Ya Kâmil, sen el kadar kızının uykusunu satıp, geceleri başını yastığa rahat koyabiliyor musun?”

Beklemediğim bir karşılıktı bu. Suratına sağlam bir yumruk atma isteğiyle yanıp tutuşsam da kendimi tuttum. Kızımın daha fazlasına maruz kalmasını istemedim. Aramızda bir sessizlik oldu. Az önce sattığım uyku, yarın geceye kadar benim de uyuyamayacağım anlamına geliyor, bunu o da biliyordu. Neticede ikimiz de ekmeğimizin peşindeydik. Süleyman da istiyordu bu hap işlerini bırakıp kendi uykusunu satmayı ama karısı izin vermiyordu. Karısına olan aşkı onu da hapçı yapmıştı. Aralarındaki çetrefilli aşktan, bazı geceler ambulans, bazı geceler polis gelirdi kapılarına. Bu hastalıklı aşka rağmen ikisinin de hala hayatta olmaları mucizeydi. Böyle kıymet kopan gecelerde Süleyman da benden alışveriş yapardı, organik uykuyu sattığı haplara tercih ederdi. Bense kâbuslarımı göreceğini düşünerek utanırdım. Eve geldiğimizde Nurten bizi bekliyordu. Diğer kızım salondaki koltukta uyuyordu. Elimdeki alışveriş poşetini görünce satış yapıp yapmadığımızı sormasına gerek kalmadı.

“Bir daha beraber çıkmayacaksınız ben geleceğim seninle,” diyerek yalvaran gözlerini gözlerime dikti.

“Çocuklara kim bakacak Nurten?”

“Sokakta olmalarındansa evde yalnız kalmalarını tercih ederim.”

“Ya kapıya dayanırsa müptelalar? Herkes biliyor bizim satıcı olduğumuzu.”

Karım çaresizce elimdeki poşeti alıp mutfağa götürdü. Ben de kızımın paltosunu çıkarıp, pijamalarını giydirdim. Yatağına yatırdım. Annesi ılık bir bardak süt getirdi, bir dikişte bitirdi. “Masal okuyayım mı sana?” diye sordum.

“Yok baba, sonunda uykuya dalamayınca masal dinlemek zevkli olmuyor.”

Bunu beni üzmek için söylemedi biliyorum. Ağzından kaçtı. Kızımı odasında bırakıp salona geçtik. Nurtenle karşılıklı oturduk. Ben sigara yaktım. Nurten kül tablasını önüme uzattı. Kalkıp pencereyi açtı. Bir kızım uykusuzluktan kavruk kalacak bari diğer kızım sigara dumanından zehirlenmesin demekti bu. Koltukta mışıl mışıl uyumaya devam eden kızımın yanına kıvrılıp yattı karım. Onun da uykuya daldığına emin olunca önce pencereyi kapattım, sonra da küçük bir el çantasına birkaç parça eşyamı doldurdum. Cebimdeki paraların hepsini ve anahtarımı masanın üzerine bıraktım. Paltomu giyip yavaşça dış kapının kilidini açtım. Kapı aralığında kısa bir süre durup yatağında bebeklerine sarılmış tavanı izleyen kızımın odasına son bir kez girmek istedimse de vazgeçtim. Kapıyı çekip çıktım. Benim gibi babaların kızlarını veda etmeden terk etmeleri gerekir. En azından bunu doğru yaptım.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR