Görünenin ardında daha nice görünmeyeniyle Icarus'un Düşüşü, hem muhteşem bir ustalık örneği hem de sanat tarihçiliğinin insani sınırlarını bize hatırlatan esrarengiz bir eser.
Yaklaşık bir asır öncesine kadar neredeyse diğer tüm Flaman ressamlar gibi Pieter Bruegel’in de resimleri fazla ilgi görmüyordu. Bunda Flaman sanatına küçümsemeyle yaklaşan Rönesans yorumcularının etkisi büyük. Jan van Eyck ya da Roger can der Weyden gibi Flaman ustalar öldükten sonra Hollanda’da büyük bir üne kavuştularsa da Hollanda dışında “ilkel” olarak görüldüler. Bruegel ise sadece manzara resimleri yapan önemsiz bir ressamdı.
20. yüzyıla geldiğimizdeyse, 1902’de 15. yüzyıl Flaman ustalarının eserlerinin sergilendiği uluslararası bir sergi, sanat dünyasında epey ses getirdi. Bunu izleyen süreçte Orta Çağ sanat çalışmalarının ve özellike Bruegel üzerine yürütülen akademik çalışmaların sayısı katlanarak arttı.
Pieter Bruegel’in bu makalede inceleyeceğimiz tablosu ise meşhur Icarus’un Düşüşü.
[Oggito'daki diğer Pieter Bruegel yazıları için:
Pieter Bruegel: İsyankâr Meleklerin Düşüşü (1562) - Oggito
Hayat Resme Sığar: Pieter Bruegel ve Calvary Alayı (1564) - Oggito
Pieter Bruegel: Karda Avcılar (1565) | video - Oggito]

Fig 1: Pieter Bruegel, Icarus'un Düşüşü (Musées Royaux des Beaux-Arts, Brüksel)
Tarih atılmamış ve imzasız olan bu resmin (Figür 1) orijinal olup olmadığı tartışma konusu. Bazı araştırmacılar resmin orijinal Bruegel resmi olduğunu düşünürken, diğerleri Bruegel’in kaybolan işinin bir başkası tarafından yapılan kopyası olduğunu düşünüyor. Bu tartışmaya bir de 1935 yılında keşfedilen neredeyse birebir aynı ancak daha küçük bir Icarus’un Düşüşü (Figür 2) tablosu da eklenince işler iyice karışıyor. Sonradan bulunan resimde iki önemli ayrıntı değişik. İkinci resimde Icarus’un babası Dedalus var ve güneşin konumu farklı.

Fig 2: After Bruegel, Icarus'un Düşüşü (Musee Van Buuren, Brüksel).
Son yıllarda yapılan teknik araştırmalar her iki işin de Bruegel’in kaybolan tablosunun birer kopyası olduğunu gösteriyor (Christina Currie ve Dominique Allart, The Brueg[h]el Phenomenon, Brepols Yayıncılık, Turnhout (Belçika), 2012). Ancak kimin yaptığı ve hangi kopyanın daha isabetli olduğu henüz bilinmiyor. Her iki versiyon da konuyu ele alışlarına göre ayrı ayrı övgü topladı ve hangisinin daha iyi olduğuna dair birçok tartışma alevlendi. Figür 1’deki versiyon, yani tablonun daha çok bilinen hâli, popülerliğini W. H. Auden’in ismini resmin bulunduğu müzeden alan meşhur Musee des Beaux Arts şiiriyle kazandı. Auden’in şiiri o kadar etkili oldu ki resmin asıl yorumlanışını bile değiştirdi.
Icarus Mitinde Neler Oluyor?
İsminden de anlaşılacağı gibi tablo Icarus’un dillere destan düşüşünü konu alıyor. Bu konu aslında başlı başına alışılmadık, çünkü Bruegel klasik veya mitolojik olayları genellikle resmetmiyor. Hatta bu resim ve iki gravür dışında resmettiği mitolojik karakter hiç yok. İki gravürün birinde (Figür 3) yine Icarus’un düşüşünü, diğerindeyse Phaethon’un düşüşünü resmediyor. Her iki mitik karakter de babalarının uyarılarına kulak asmayan ihtiyatsız gençler ve çok yükseklere gidişleri onların trajik bir şekilde gökyüzünden kovuluşuyla son buluyor. Bruegel’in resimlerinde ön planda yelkenli büyük gemiler olmak üzere iki mitik karakter suya düşmüş bir şekilde resmediliyor.

Fig 3: Pieter Bruegel, San Francisco Güzel Sanatlar Müzesi, California ABD
Icarus mitinin en kapsamlı hikâyesi Romalı şair Ovid’in Dönüşümler’inde bulunur. Aşağıda hikâyenin geçtiği iki kısım, resme dair çok önemli bilgiler taşıyor. Her iki kısımda da Daedalus’un sorumluluğundaki çocukların düşüşünü görüyoruz.
“Bıkmış Daedalus Giritten, uzun sürgünden, Tutuşmuş anayurdunun özlemiyle. Engeldi ona deniz. Dedi ki: Minos bana karayı da, Denizi de yasaklayabilir, gökyüzü açıktır oysa. Oradan giderim; orası bağlı değil Minosa, dünya gibi, Bilinmez bir sanata vermiş kendini, yardım Dilemiş doğadan, kuş tüylerini dizmiş yanyana. En küçüğünden başlamış daha büyüklere doğru. Böyle birleştirilir kaval yaparken de türlü boyda Kamışlar birbirine uydurulur, ortasını ketenle Uçlarını balmumuyla birleştirdi kanatların, Bağladıktan sonra eğmiş yavaştan uçlarını, Bir kuş kanadına döndürdü, yanındaydı Icarus. Babasının, bilmiyordu başına gelecek yıkımı. Alnı parlıyordu, yellerin havada salladığı Kanatları okşuyor, altın sarısı balmumunu sıkar Çocuksu oyunlarla geciktirirdi babasının işini. Bitmişti yapılacak son iş de. Usta kişi iki kanadı takmış, başlamış sallamaya Havada, oğluna da öyle kanatlar takmış gökle yer Arasında orta yolda git. tut sözümü lcarus, demiş. Sapma orta yoldan, ağırlaştırır kanatları sular inersen alçaklara. güneş yakar yükselirsen. Belli bir bölgede uç, ne Bootis'e, ne Helis'e, Ne de yalın kılıçlı Orion'a bak. Ardımdan gel. Bunları söyledikten sonra Öğretti uçmayı, laklı omuzlarına bilinmez kanalları ... Islanırdı yaşlı babanın yanakları öğüt verirken, Elleri titriyordu, öptü oğlunu son kez, Yüreği titriyordu önünde uçarken çocuğunun. Böyle yapar ağacın doruğundaki yuvasında Yavrularına uçmayı öğreten ana kuş da, gösterir onlara gelecek korkuları, alıştırır Korkulu sanatlara ... sallıyordu kanatlarını Gözlüyordu bir yandan oğlunu da Daedalus. Titreyen oltasıyla balık tutan balıkçı, Değneğe dayanan sığırtmaç. sapana yaslanan çiftçi Görmüş Daedalus ile oğlunu, şaşıp kalmışlar. Tanrı saymışlar gökte uçan iki kişiyi, Solda Juno'nun sevdiği Samos, Delos, Paros, sağda Lebinthus, balları bol Calymne görünüyordu. Atak uçuşuyla sevince kapılan Icarus, Bıraktı kılavuzunu tutuştu gökleri aşmak Daha yükselmek isteğiyle. Güneş yumuşattı Kanatların bağlarını, eridi mumlar, lcarus salladı çıplak omuzlarını, onu tutan Kanatlar yok, artık duramazdı havada daha, Babasının adını çığırırken dolmuş ağzına mavi sular sürüklenmiş adıyla anılan yere. Icarus! Icarus! diye bağırdı babalık niteliğinden Yoksun mutsuz baba. Nerdesin. hangi ülkedesin? dedi. Icarus karşılık verirken gördü suyun üstünde Kanatları babası, kargışladı sanatını, gömdü oğlundan kalan kanatları. Onun adıyla anılır o yer şimdi.” (Ovidius, Dönüşümler, Çeviren: İsmet Zeki Eyüboğlu, 1994, 189-190)
“Daedalus mutsuz Icarus'un gömerken ölüsünü görmüş Onu bir geveze keklik ıslak çalılar arasından. Kanat çırpmış türküler yakmış sevinci üstüne. Soyunda tek olan, eskiden görülmeyen, son yıllarda Bu kuş açıklayacak işlediğin suçu ey Daedalus. Bana vermişti eğitimini iki yaşındaki oğlunun Alınyazısının ne olduğunu bilmeyen kızkardeşin. Anlayışlıydı küçük olmasına karşın, değerdi okutmaya. lşte bu çocuk incelemiş dikenli balık pullarını, Onları örnek tutup dişler açmış üzerinde demirin Bulmuş bıçkıyı. Gene odur ilkin bulan iki ucu Birbirine bağlanan, aralıklı olan. biri duran, Öteki dönen demirden kapı çengellerini. Kıskandı Daedalus fırlattı Minerva sunağının Tepesinden birçok buluşları olan çocuğu, buna Bir de kaza süsü vermek istedi. Almış çocuğu Esirgeyici Pallas döndürmüş kuşa, uçarken havada Tüylerle kaplamış gövdesini. Eskiden çok işleyen Anlayış yetisi kanatlarına, ayaklarına geçmiş. Eski adını taşıyordu gene. Yüksekten uçamaz Eskisi gibi, gövdesini çekemez kanatları, yuvasını Ağaç dallarında kurmaz, eşer toprağı, yumurtaları Çalılara koyar, korkar eski düşüşün anısından ...” (Ovidius, Dönüşümler, Çeviren: İsmet Zeki Eyüboğlu, 1994, 190)
İkinci kısımda Daedalus’un öldürme teşebbüsünde bulunduğu çocuk, müthiş mühendislik yeteneklerine sahip yeğeni Talos’tur. Minerva (yani Yunan mitolojisinde Athena) Talos yere çakılmak üzereyken onu tüylendirir ve kanatlandırır, bir kuşa dönüştürür. Bu kuş tabloda da göreceğimiz keklik kuşudur. Arka plandaki hikâyeyi kabataslak oluşturduğumuza göre şimdi resimdeki detaylara odaklanabiliriz.
Resimdeki Detaylar: Köylüler
Resmin ön planını arkasında Akdeniz deniz manzarasıyla Flaman tarlası oluşturuyor. Resmi yukarıdan, neredeyse kuş bakışı diyebileceğimiz bir uzaklıktan görüyoruz.
Ovid’in şiirinde civarda çalışan köylülerin işlerini bıraktıklarını ve uçan Daedalus ve Icarus’u gördükleri manzara karşısında ağızları bir karış açık kaldıklarını okumuştuk. Bruegel’in resminde sadece tek bir kişi uçuşa tanık oluyor, o da sopasına yaslanmış çoban.
Diğer işçilerden resmin ön planında olanı bir zengin gibi giyinmiş, başı aşağıda ve Icarus’un düşüşüne karşı tamamen ilgisiz. Sağ alt taraftaki balıkçıysa, sağ tarafa bakarken balık tutmaya devam ediyor. Çoban ise yukarı bakıyor, gözleri hâlâ daha gökyüzünde uçan Daedalus’u takip ediyor; çobanın bu durumu aslında resmin daha az bilinen, Daedalus’un da bulunduğu versiyonunda (Figür 2) daha açık.
Gözden Kaçan Icarus
Resmin sağ alt köşesinde Icarus’un küçücük bir figür olarak resmedilmesi epey yenilikçi bir temsil. Çırpınan bacakları ve çırpınışının yarattığı küçük dalgalarla trajikomik bir sahneye tanık oluyoruz. Eğer daha da yakından incelerseniz ve bacakların hemen solunda yukarı çevrili eli fark ederseniz, sanılanın aksine, Icarus’un baş aşağı değil kıç üstü denize çakıldığını görebilirsiniz.

Fig 4: Icarus, balıkçı ve balıkçının yanındaki dalda tüneyen keklik detay
Bruegel bu resimde de, diğer çoğu resminde olduğu gibi, izleyicinin ilk odağını verili olarak almaması gereken bir kompozisyon oluşturuyor. İlk odak verili olarak alınır ve daha fazlası aranmazsa aslında resmi izleyenin, resimdeki kayıtsız tanıklardan hiçbir farkı kalmıyor.
Olayın gerçekleşeceği sahnenin geniş açısını veren, sinema tekniği “giriş çekimi”ne benzetilen Bruegel’in kompozisyonları, izleyiciden sadece birer tanık olmalarından çok daha fazlasını istiyor.
Esrarengiz Güneş
Güneşin boyutu ve konumu bir resim için epey önemli. Bu resimde çiftçinin ekinlerinin başarısı ve Icarus'un başarısızlığı güneşe bağlı. Konumsal olarak güneş, engin genişliği ve ufkun hafif eğrisi ile birleştiğinde, resme neredeyse kozmolojik bir his veriyor - bu sadece baktığımız hoş, yerel bir sahne değil; yüksek bakış açımızdan, geniş dünyanın bir parçasını görüyoruz. Aynı zamanda, güneşin yoğun ışıltısı, sanatçının uyguladığı yağlı boyanın inceliği ile birleşerek, resme dağınık bir havadarlık kazandırıyor.
Yine de güneş, bir takım soruları da beraberinde getiriyor. Resmin tuhaf yönlerinden biri, parlayan güneşin göklerde yüksekte olması beklenirken, Beaux-Arts tablosunda (Figür 1) ufukta batan güneşin parlak sarı diskinin olması, belki de Icarus'un kendi batışının görsel yankısı (güneşin belirli bir diskinin gösterilmediği Van Buuren versiyonunda (Figür 2) böyle değil, o resimde güneş gökyüzünde daha yüksekte ortalanmış)
Keklik, Gemi ve “Ceset”
Bruegel’in resmi Ovid’in kekliği Perdix’e de referans veriyor. Yukarıda, daha önce alıntıladığımız hikâyede de gördüğümüz üzere Ovid, Daedalus Icarus’u defnederken kekliğin Daedalus’u alaya aldığını aktarıyordu. Bruegel ise kekliği çok belirgin bir şekilde resmetmiyor. Balıkçının yanında sessizce duruyor gibi gözüküyor. Bakışlarında insansı bir tepki yok. Doğrudan Icarus’a baktığı da söylenemez.

Figür 5: Resmin sol tarafında çalılıktaki cansız insan bedeni detay
Bruegel’in tasviri Ovid’in hikâyesine iki yenilik daha ekliyor. Bunlardan ilki rengi atmış bir insan cesedi olduğu iddia edilen küçük bir figür detayı. Bu figürü (Figür 5) resmin en solunda eğimli arazinin sonunda ağaç gövdesinin arkasında görebilirsiniz. Bu figür genellikle cansız bir insan bedeni olarak yorumlansa da son yapılan kızıl ötesi analizler, onun aslında dışkılayan bir insan olduğunu gösteriyor. Bu figürün resme eklenmesinin sebebinin de dünyevi kabalığa vurgu yapmak olduğu düşünülüyor.
Diğer yenilik ise, Icarus’un düştüğü yerin yanı başında yer alan kalabalık bir mürettabata sahip kocaman bir gemi.
Resim ne “anlam”a geliyor?
Öncelikle resmin çok farklı şekillerde yorumlandığını belirtmekte fayda var. İncil’den ve mitolojiden destek bulan bazı yorumcular, resmin ders niteliğinde bir hikâye barındırdığını düşünse de diğerleri resimdeki köylülerin eylemlerine (veya eylemsizliklerine) odaklanmak gerektiğini düşünüyor.
Şimdi bazı yorumları ve bu yorumlara sunulan kanıtları inceleyelim.
İnsanın İnsana İnsafsızlığı
Sıkça dile getirilen yorumlardan biri, tablonun insanların diğer insanların acılarına karşı bilinçli veya bilinçsiz kayıtsızlığını resmetmesi. Icarus’un düşüşü her ne kadar ses getirse de kimsenin ona yardım etmek için herhangi bir çaba sarf ettiğini göremiyoruz. Yani Bruegel aslında Icarus mitini şu deyimin ışığında yeniden yorumluyor: “İnsan ölür, dünya göz kırpmaz bile.” Eğer çalılıkların oradaki figür bir cesetse aynı söz onun için de söylenebilir.
W.F. Auden’in Bruegel’in resmine bakarken yazdığı Musee des Beaux-Arts (1938) şiiri de tam da bu “başkalarının acılarından yüz çevirmeyi” konu ediniyor:
In Bruegel’s Icarus, for instance: how everything turns away
Quite leisurely from the disaster; the ploughman may
Have heard the splash, the forsaken cry,
But for him it was not an important failure: the sun shone
As it had to on the white legs disappearing into the green
Water; and the expensive delicate ship that must have seen
Something amazing, a boy falling out of the sky,
Had somewhere to get to and sailed calmly on.
[Bruegel’in Icarus’unda misal, nasıl da her şey
Felaketten acelesizce yüz çeviriyor;
Suyun şapırtısını, ıssız çığlığı
Sabancı duymuş olmalı.
Ama bu önemsiz bir kusurdu ona göre: güneş zorundaymışçasına
parlıyordu suyun yeşiline karışan beyaz bacaklarda
o pahalı zarif gemiyse şaşılacak sahneyi-gökyüzünde alçalan çocuğu
görmüş olmalıydı
Ama sakince devam etti seyrine, gitmesi gerekiyordu
Çeviren: Alper Güngör]
20. yüzyılın iki dünya savaşı ortaya çıkarmış zalimliğine Auden gibi ilk elden tanık olanlar için resmin insanlığın evrensel başarısızlığına işaret etmesi kaçınılmaz. Ancak bu yorum resmin tartışmasız tek yorumu olmaktan epey uzak.
Tanrı’nın Krallığına Doğru
Bruegel’in yaşadığı dönemi baz alan bir başka yoruma göreyse köylüler tepki göstermemekte, hatta tepki göstermeye direnmekte haklılar. Çünkü devam etmek zorunda oldukları iş çok değerli ve önemli.
Bu yorum, genellikle klasik ve erken Hıristiyan öğretilerden destek buluyor. Mesela, çalılıkta umursanmayan ceset, İncil’de İsa’nın bir destekçisine onu takip etmesini salık verdiği şu sahneyi akıllara getiriyor. İsa onu takip etmesini emrederken destekçisi, “Lord’um, lütfen bana müsade edin eve gidip önce merhum babamı gömeyim” diyor. Ancak İsa ona “Ölüyü gömme işini ölülere bırak, senin işin Tanrı’nın krallığını yeryüzünde yaymak” diye cevap veriyor.
Bir başka İncil sahnesinde İsa yine bir destekçisine, “Her kim eline saban alır ama ardına bakarsa, onun Tanrı’nın Krallığı’nda yeri yoktur” diyor (Luke 9: 57-62). “Ölen için saban durmaz” atasözü de bu gibi İncil sahnelerini hatırlatıyor.
Yani kısacası bu yorum, merkezine çiftçileri ve çiftçilerin sıkı sıkıya bağlı oldukları dürüst dünyevi işlerinin onları uhrevi hayata bağlayışını merkeze alıyor. Aşırı eylemlerde bulunan trajik kahramanların sonları, işini dürüstçe yapan köylülerin zaten umrunda olmamalı ve işlerini aksatmamalı.
Hayatın Orta Yerinde Ölüm
Bir başka yorumsa felaketten uzağa kasıtlı bir şekilde yüz çevrildiğini düşünen Auden’in aksine, kayıtsızlığın sıradanlığı üzerinde duruyor. Yani kendileriyle aşırı derecede meşgul olan köylüler etraflarında dönen olayı ve ölümleri fark etmiyorlar bile. Hatta Icarus çok yüksekten düşmüş olsaydı zaten çarpmanın etkisiyle çırpınmadan can verirdi. Ancak William Carlos Williams’ın şiirinde de [Önemsizce / kıyıda / su sıçradı fark edilmeden/ Icarus boğuluyordu] etkili bir şekilde belirtildiği gibi Icarus boğuluyor. Icarus’un boğulması da onun yakın bir mesafeden, resmedilen anda suya düştüğünü gösteriyor. Yani kimsenin henüz tepki verebilecek bir fırsatı bile olmamış diyebiliriz.
Tabii şiddetli ölümün yanında, eğer çalılıktaki adam da ölüyse, sessiz bir ölümün varlığı da resimde mevcut. Ki aslında bu sessiz ölüm resmedilen andan daha önce gerçekleşmiş gibi gözüküyor. Bu da ister şiddetli/trajik olsun ya da sessiz/doğal olsun, ölümün ve acının hayatın sıradan birer parçası olduğu hissini resimde pekiştiriyor.
Her Düşüşün Ardında Gurur Vardır
Bir grup yorumcu da resimde Daedalus ve Icarus’a odaklanmayı seçiyor. Bu yorumculara göre resim, kelimenin tam anlamıyla gururun düşüşten önce geldiğinin resmi. Bu yorumculardan bazıları, Daedalus’un doğa yasalarını aşabileceğini düşünen ve oğlunu bu uğurda tehlikeye atan gururuna odaklanıyor ve insanın doğal sınırlarını aşmaya çalışmanın anlamsızlığına işaret ediyor.
Diğer yorumcularsa Icarus’un gururuna ve deli cesaretine odaklanıyor. Elbette bu bakış açısı, Ovid de özellikle Icarus’un gençliğinden ve aklı havadalığından bahsettiği için miti yorumlamada başvurulan en popüler araç.
Ölçülülüğün Erdemi
Baba ve oğlunun aşırılığına odaklanan yukarıdaki yorumlarla paralel olarak bir grup yorumcuya göre resim, aşkınlık karşısında “orta yol”culuğu övüyor. Hollanda resimlerinin geneli düşünüldüğünde ölçülülüğün ve kişiye düşen toplumsal rolü kabullenmenin önemi bu resimlerde sıkça başvurulan bir tema.
Bruegel’in 1553 tarihli gravüründe şöyle bir yazı göze çarpıyor: “Nasıl oluyor da Daedalus kanatlarını güvenli bir şekilde çarpıyor da engin denizlere ismini veren Icarus oluyor? Elbette biri yükseklerde uçarken diğeri alçaklarda uçtu ve ikisinin de kanatları kendinin değildi.”
Seneca’nın Hercules trajedisinde de Icarus miti “orta yol”u övmek için kullanılıyor. Seneca da sonunda güvenli ve sağduyulu zanaatın denizlere isim verdiren (Ege Denizi’nin bir kısmı Icarian Denizi olarak adlandırılıyordu) üne değişilmemesi gerektiğini anlatıyor ve talihsizliklerin sessiz kıyılar ve limanları değil açık deniz ve fırtınaları sevdiğini söylüyordu.
Çiftçi Göründüğü Gibi Değil
Yukarıda kısaca incelediğimiz yorumların çoğu, resmin ön planındaki çiftçiyi dürüst ve sıradan bir köylü olarak ele alıyordu. Ancak Yoni Ascher’a göre, tasvirinde bir takım gariplikler olan çiftçi aslında politik bir referans. Mesela kıyafetlerine dikkat edersek, bu pahalı gözüken kıyafetlerin tarlada çalışan birine değil de bir prense ait olması beklenirdi.
Bir diğer gariplikse, yine ön taraftaki çiftçinin sürdüğü atın çift yerine tek olması. Normalde tüm diğer Icarus betimlemelerinde çift sayıda olan atlar burada tek ve bu da tek olan atın üzerine aşırı yük binmesi demek.
Ascher’in işaret ettiği üçüncü gariplikse, çiftçinin sanılanın aksine tüm dikkatini işine vermiş olmaması. Hatta Ascher, çiftçinin duruşundan onun iyi bir çiftçi olmadığı sonucunu çıkarıyor ve çiftçinin saban sürmektense soldaki kılıç/hançer ve cüzdana (Figür 6) doğru yöneldiği çıkarımını yapıyor.

Figür 6: kılıç/hançer ve cüzdan detay
Resimle alakası olmadığı hissedilen kılıç/hançer ve cüzdan, resmin yorumlanmasında genellikle zorlayıcı etmenler oldu ve birçok yorumcu tarafından göz ardı edildi. Ancak Asher’e göre hançer ve para kesesi resimde anahtar görevi görüyor. Kılıç/hançer savaşı işaret ederken, cüzdan mali işlere işaret ediyor. Çiftçi ise Hollanda’nın o zaman bağlı olduğu İspanya kralı II. Philip. Fransa İspanya savaşında savaşı finanse etmek için ölçüsüzce arttırdığı vergiler ve halkı uğrattığı Calvinist işkenceler sebebiyle Hollanda halkı tarafından nefret edilen Philip, resimdeki çiftçi gibi, insanlar boğulurken onların acılarını görmezden geliyor.
Sonuç
Yukarıda sıraladığımız birbirinden epey farklı yorumlar elbette ki tüm literatürü kapsamıyor. Ancak neredeyse tüm yorumların ortaklaştığı fikir, resimde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı. İlk bakışta bize huzurlu gelen manzara aslında ya şiddetli ya da sessiz ölümler barındırıyor. Gördüğümüz sıradan bir keklik aslında intikam için bekleyen bir yeğen olabiliyor. Yorumlayışımıza göre kalpsiz çiftçi, ya dürüst bir işçi ya da daha da acımasız bir kral. Görünenin ardında daha nice görünmeyeniyle Icarus'un Düşüşü, hem muhteşem bir ustalık örneği hem de sanat tarihçiliğinin insani sınırlarını bize hatırlatan esrarengiz bir eser.
Kısaltarak çeviren: Alper Güngör
(Philip McCouat: Art in Society)
Kaynakça
Christina Currie ve Dominique Allart, The Brueg[h]el Phenomenon, Brepols Yayıncılık, Turnhout (Belçika), 2012
Robert Baldwin, “Peasant Imagery and Bruegel's “Fall of Icarus”, Konsthistorisk Tidskrift, LV, 3, 1986, 101-114.
E Matt Kavaler, “Pieter Bruegel: Parables of Order and Enterprise”, Cambridge MA, 1999, 62-76.
Yoni Ascher, “Bruegel’s Plowman and the Fall of Art Historians”, IKON Vol 7/2014
Lyckle de Vries, “Bruegel’s Fall of Icarus: Ovid or Solomon?” Simiolus: Netherlands Quarterly for the History of Art, Vol. 30, No. 1/2 (2003






