Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

16 Temmuz 2017

Öykü

Şafak Pala • Kazayağı

Oggito

Paylaş

22

0


Annemle telefonla konuşurken arkadan sesi geliyordu. Sesini duymasaydım gelmeyecektim gecenin yarısı hastaneye. Ama kıyamadım işte. Gelsin gelsin, diyordu. Görüşecek az zamanımız kaldı. Acıdım. Ona mı, anneme mi, yoksa kendime mi? İnsan kendini hep olacakların dışında ya da kötülüklerin ulaşamayacağı bir yerde sanır ya. Kötülükler, ölümler başkasına. İyilikler, güzellikler kendine. Şakacıktan der bütün olanlar, düzelecek her şey zamanla. Yükler kalkacak sırtından. Girilmesine izin vermemelisin özel alanına. Hastalıklar, ölümler doğal. Sen etkilenmemelisin. Çünkü sen, sen ölmeyeceksin, en azından şimdi ölmeyeceksin.

Hastaneye gelirken bu pötikareli pantolonu geçirdim ayağıma. Şimdilerde kazayağı deniyor pötikareye. Kazlar kadar ağır hareket edebilsem keşke. Onlar kadar gamsız olabilsem. Şöyle popomu döndüre döndüre yürüsem. Bir yanımda bütün kötülükler, siz vız gelir tırıs gidersiniz diyebilsem. Belki bu pantolondan sonra olabilir. Bu yaşa kadar hiç böyle iddialı bir pantolon giymemiştim. Ama desenini görünce dayanamadım işte, aldım. Son zamanlarda hep bir anlam peşinde koşuyorum. Ayağına geçirdiğin pantolonun bile bir anlamı olmalı. Ritüelleri olmalı yaşamın. Bir tek sen bilsen de önemli değil. Anlam, anlam önemli.

“Aslında,” dedi, “hayatın anlamı seks.” Pantolonun dikişiyle oynuyordum o sırada. İnanamadım duyduğuma. Suç işlemiş bir çocuk gibi sessiz konuşuyordu. Duymazdan geldim söylediğini. Utansın istemiyordum. Sökük falan olmasın diye pantolonun ön dikişini kontrol ettim dikkatle. “Sana söylüyorum,” dedi. Elime vurdu hızla. “Seks, seks çok önemli hayatta.” İçim sıkılmaya başladı. Annem camın kenarında, uzaktaki çevre yolundan geçen arabaları seyrediyordu. Sanki her geçen arabayla yaşanmamış hayatı akıp gidiyordu kendinden çok uzaklara. Öfke vardı bakışlarında. Yanına gitsem içindeki bütün öfkeyi kusmaya başlayacaktı. “Ahh kızım, gün görmedim bunların evine geldiğimden beri,” tümcesiyle başlayacak, sözü evlendiği ilk geceye kadar getirecekti. İçim sıkıldı. Ahh şu pötikarenin dili olsaydı da anlatsaydı içimden geçenleri. İlkokulda önlüğümüzün yakaları pötikareydi. Bir de kışın soğuklarda, siyah önlüğün altına aynı desenden pantolon giyerdi kızlar. Yasaktı başka pantolon giymek. Bense yaz kış pantolon giymek zorundaydım siyah önlüğün altına. Bana da etek giymek yasaktı.

Geçmişe takılıp kalmamak, yeni şeyler söylemek lazım. Çektim elimi pantolonun ön dikişlerinden. Yola baktım ben de bir an. Kaç araba geçiyordu geceleri bu yoldan acaba? Kaç kavga yapılıyordu arabaların içinde? Kaç sevgili el ele akıp gidiyorlardı asfaltın üzerinde? Kaç kişi yeni bir yaşama yelken açıyordu bu yoldan geçerek?

“Ahh o kadar önemli ki!” Bakışları bir zevk ânında gibi. İnsan babasıyla ölüm döşeğinde cinsellik mi konuşur allah aşkına! Hem bugüne kadar hiçbir şeyi açık açık konuşmamışken. Beş vakit namazını kılan, geceleri sabaha karşı kalkıp gündoğumuna kadar ibadet eden benim babam mı bu adam? Gözlerimin içine bakıyor. Yatakta kıpırdayamıyor ama gözleri, gözleri o kadar canlı ki. Sanki bu dünyadan gitmek üzere değil de daha yaşayacak çok yılları var önünde. Genç bir erkek olarak yelken açacak yeni yaşamına. Altdudağını ısırıyor. Başını sallıyor iki yana, gözlerini de kapadı şimdi. Gerçekten önemli galiba seks. Bense hep yok saydım. Belki de bu yüzden bir türlü beceremedim iyi bir ilişki yaşamayı.

Erkekler kıçını görmesin diye o pantolon giyilecekti altına. Kızlar dantelli çoraplar, mini önlüklerle bankta yan yana otururlardı. Bacak bacak üstüne atıp poz verirlerdi. Çocukluk bol dikenli bir kaktüs içimde. Hep ben buradayım diyen. Kendimi en zayıf duyumsadığım, bir desteğe gereksinim duyduğum anlarda yüreğime batan. Kızlar bacak bacak üstüne atardı, ben de atardım. Eksik, güdük. İlişirdim duvarın en dibine. Git denmiştir gidememişsindir ama orada da değilsindir işte.

Bacak bacak üstüne atıyorum. Keşke görmeseydim bu halini. Şimdi böyle giderayak tepetaklak etmeseydi aklımdaki baba figürünü. Sanki şu an korkmaya bile razıyım ondan. Evin kapısına her gelişimde içimi titreten bu adam mıydı? Bir tek memlekete gittiğimde özgür olurdum. Koşardım halamların bahçesinde. Pantolonu daha içeri girdiğim an sıyırırdım bacaklarımdan. Sonra elleyemezdim bile, atlayıverirdim üzerinden. Koşardım çimenlerde bir oraya bir buraya. Kapının girişinde merdivenlere otururdum. Güneş bacaklarıma vururdu. Bacak bacak üstüne atardım. Kız, derlerdi, kıçın görünüyor. Kaktüs nedir bilmiyordum o zamanlar. Oysa içimde büyütüyormuşum gizliden gizliye. Gözlerimi kocaman açardım. “Burada Allah yok ki!” Off, ne ağır söz!

“Sen ne diyorsun, ne düşünüyorsun seks için?” Yok artık, bir de benim fikrimi soruyor. Annem karşıdan bakıyor bize. Anlıyor mu acaba neden bahsettiğini? Suratında bir gülümseme. Sanmam gülmez, gülemez böyle. Israrlı, yine elimi dürtüyor. “Önemlidir herhalde baba,” diyorum. Anneme bir laf atmalıyım. Ben bir şey diyemeden o devam ediyor yine. “O bitince hayat bitiyor.” Gerçekten hayatı bitecek bugün yarın. Ama sanırım babam için cinselliğin bitişi kadar önemli değil bu dünyadan gidiyor olmak. “Ahh ahh bilsen. Peki ya senin hayatında seks...” Midem bulanmaya başladı içinde bulunduğum durumdan. Gözlerimi kocaman açıyorum ve tam onun gözbebeklerine bakıyorum.

Baba benim için seks ne demek bilmiyorum. Çocuklukta Sağlık Ansiklopedisi içinde bir sayfaydı. Olamaz, demiştim, annemle babam bunu yapamazlar. Aşk sevgi desen bir şeyler söyleyebilirim ama. Seks, Sağlık Ansiklopedisi’yle başladı, senin evlenirken belime taktığın kırmızı kurdeleyle hedefine ulaştı. Sonrası da zaten ayrı bir hikâye. Ansiklopedide her şey çok basitti ama kırmızı kurdele çıktıktan sonrası hayatın anlamı değil, tam olarak hayatın anlamsızlığı bence.

Çok heyecanlı babam. Cevabımı bekliyor. Yorgunum, yılgınım, karışığım. Ama o bakışlarımdaki anlamı belli ki anlamıyor. “Baba bu konuyu kapasak.” Boynunu büküyor. Israr edecek diye korkuyorum. Kaldıramayacağım daha fazlasını. “Baba ben bu konuda konuşmak istemiyorum.” Düştüğümüz duruma bak. Yetmişlik babamla modern bir aileymişçesine cinsellik konuşacağız. Babam beni anlamaya çalışıyor giderayak. Sıkıntılarımı, dertlerimi. “Çok önemli bu söylediğin,” diyor. Sol elini ağzına götürüyor. Düşünen adam gibi bir görüntüsü var şu an. “Çok ilginç bu söylediğin. Bu konuyu kapasak diyorsun yani. Çok ilginç.” Eliyle bu sefer de sus işareti yapıyor. “Tamam sormayacağım. Demek gizli şeyler var. Acayip yani.” Gülmek geliyor içimden ama gülmeyeceğim. Eli düşüyor yatağa. Ama hâlâ direniyor. Bu kez serumlu elini kaldırıyor güçlükle. Bir aşağı bir yukarı döndürüyor elini. “Bu konuyu kapasak diyorsun ha.” Serumda kan lekesi. İçim acıyor. “Baba uyumalısın biraz, dinlenmelisin,” diyorum, başını okşuyorum. Gözlerini kapıyor. Sol eli elimin üzerinde. Bir an sıkıyor. Aslında ne çok ihtiyacım vardı böyle elimi tutmasına. Hâlâ da var. “Baba neden korkuttun ki beni bu kadar hayattan, neden korkuttun ki bu kadar kendinden? Hayat bir zaman sen demekti. Sen bütün dağları devirebilirdin. Bir destek olsaydın bana, ben bütün dağları devirebilirdim.”

Bütün bunları duymuyor. Uykuya daldı bile. Ben artık siyah beyaz pötikareli günleri anımsamak istemiyorum. Çünkü hep ileri bakmaya çalıştım. Hep güzellikleri hatırlamak istedim geçmişten. Ama kötülükler hiç bırakmıyor yakamı. Çocukken korkunç hikâyeler anlatan bir komşu ablamız vardı. Çok korkardım ama yine de dinlerdim anlattıklarını. Gözlerimi kocaman açardım. O da açardı. Tam hikâyenin en heyecanlı yerinde susardı. Ha, derdim, şimdi şimdi anlayacağım başıma gelecek kötülüklerden nasıl kurtulacağımı. Ağzından çıkacak son sözü beklerdim heyecanla. Göz göze gelirdik. Sanki bir ömür sürerdi o an. Gözlerini daha da kocaman açıp sesini alçaltırdı. Haa, derdim, işte şimdi öğreneceğim her şeyi. Tane tane dökülürdü sözcükler ağzından. “Kaz bana baktı, ben kaza baktım. Kaz bana baktı, ben kaza baktım.” Sonra da kahkaha atmaya başlardı. Bütün hayallerim yıkılırdı. Hep ben olmaya çalıştım. Ortaokulda ayağımdan çıkan kazayağı. Bu sefer başıma geçirildi bir bez parçası. Kulaklarım uğuldadı. Bir diken daha battı yüreğime. Acımadı ki, acımadı ki!

Okşuyorum babamın tıraşlı yanağını. Bu halde bile tıraşını eksik etmiyor. Hep direniyor benim babam. Elimi çekiyorum elinin altından. Biraz da annemin yanına gitmeliyim. Denge olmalıyım arada. Yüzüme bakıyor gülümseyerek. Hep eksik olduğun bir nokta evlatlık. Aslında eksiklik duygusunu ebeveynlik için derler ama evlatlık da öyle bence.

Oturuyorum karşısına. O gülüyor, gözlerimin içine bakıyor. Ben akıp gitmek istiyorum uzaklara. “Ne o, ne konuştunuz?” Cevap vermeyeceğim. Gülüyor, kıs kıs. Duymuş demek ki. “Sen liseye başladığından beri bir şey yok.” Lisede başımdaki örtüyü çıkarıyorum. Baba ben böyle yaşamak istemiyorum, diyorum. O çok öfkeli. Kükrüyor. Ben sinmiyorum bir köşeye. Dikenler batıyor yüreğime. “Ohh, olsun!” Nasıl bir kinse bu? İnanamıyorum. Bu sefer kurtuluş yok. Konuşacağım. “Peki ya sen...” Annemin gözleri genç bir kızın gözleri. Daha da kararıyor. “Boş ver beni. Ama başkalarına da...” Bundan sonrası ezberimde bildiğim gibi. Dinlemek istemiyorum. Başladı işte. “Ahh ben, gün mü gördüm bunların evinde?” Dinlemeyeceğim.

Dinlemiyorum. Evrim teorisi bütün cinsler için miydi acaba? Örneğin kazlar nasıl evrimleşti? Bakmak lazım Sağlık Ansiklopedisi’ne. İlkokul, ortaokul, lise... Bir de üniversite var. O zaman da pantolon giyeceğim diye direndim. Okula giderken asansörde değiştirirdim kıyafetimi. Bu kez de eteği sıyırırdım bacaklarımdan. Gençliğim bir kapının arkasından diğer kapının arkasına kadar geçen bir zamandı işte.

“Hep senin yüzünden katlandım bu hayata,” diyor annem. “Anne,” diyorum, “ben kocamdan ayrılıyorum.” Kazayağı pantolonumun çocukluğumdaki pantolondan bir farkı var. Renkli. Yavruağzına bordo pötikareli. Annemin gözleri kocaman açılıyor. Gülümsüyorum. “Tam da şimdi karar verdim anne,” diyorum. Annem öfkeleniyor. “Sen bizi rezil edeceksin. Çocukluğundan beri böyleydin. Hep bir değişik.” İçime bir diken daha batıyor.

“Anne,” diyor babam. Eskisi gibi güçlü sesi. Onun yanına koşuyorum. Zaten hayatımın özeti de bu. İkisinin arasında mekik dokumak. Kendime bile böyle söylemek istemiyorum. Söylemeyeceğim, unutacağım aklımdan geçenleri. “Ne oldu baba,” diyorum. Elimi sıkıyor. Küçük bir çocuk gibi, korku var bu kez gözlerinde. Tavana doğru bakıyor. “Bak görüyor musun annemi?” Ben de bakıyorum. Yine susuyorum. Heybetli, korkunç babam, ne olur öldürme hayalimdeki baba figürünü! “Söyle gelmesin. İstemiyorum gelmesin,” diyor. “Gün görmedim onun yüzünden. Hep kavga vardı evimizde. Bak görüyor musun, geliyor, buraya geliyor. Dudaklarımı kapamalıyım.” Babama bakıyorum, elleriyle sıkı sıkı kapamış ağzını. Serumu kıpkırmızı kan. Damara doğru değil, damardan seruma doğru bir akış. Sonra ben de tavana bakıyorum, hiç tanımadığım babaannemi görür müyüm acaba diye. Ama hayır, babaannem değil, kazlar geçiyor tavandan. Siyah beyaz karışık tüylü bir kaz en önde. Arkasında kafası tüysüz bir kaz, onun arkasında da tüyleri pırıl pırıl bir tane daha. En arkadaysa rengi neredeyse yavruağzı acayip bir kaz geliyor tek tek basaraktan.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

“Delilik de bizim akıllı seçimimiz ols..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mercan Barışkan

20 Eylül 2025

Alt Kat

Sigara uğruna…Açık bahçe kapısının tam önüne denk gelen, her seferinde lanet okuduğum o eski püskü sandalyede bir bacağımı kıvırıp altıma almış oturuyordum. Sevgi Hanım dün akşam yemek saatinde gizlice üst kata çıkıp gördüğü ilk odaya, yani benim odama girmiş, tüm sigaralarımı çalmıştı. Nasıl..

Devamı..

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024