Elleri, yeşillerin arasında, kendi başlarına.
"Şarkı açtım. Sesi açtım, sana yazdım. Artık sevdiğim şarkıları seversen…"
“Geliyorum,” dedim.
“Severim” derken ben, gözlerini gözlerimden hiç çekmedi. Tiril tiril yazlık eteğiyle hafif yan oturmuş, salonda fasulye ayıklıyor. Ayıklıyor dediysem, bazısını ikiye bazısını üçe bölüyor. Elleri birden ayaklanır gibi oldu. Göğüs hizasına geldi. “Seni böyle sarasım var ama çok iş var çok,” dedi. Güldü. Kalkarken, eteğindeki renkler salonun içinde dolaştı, gözümün önünden geçti, yine onu sardı. Plastik kabı da alıp mutfağa doğru yürüdü.
Omzunda incecik bir askı. Siyah bir bluz. Bluzuyla teni arasında çokça gördüğüm, otururken ancak hayal edebildiğim yolun başı, saç dipleri, kokusu... “Ben seni özledim ama çok işin var,” dedim. Başını bana doğru çevirip “Akşama kadar şarkı dinleteceğim sana, bir de fasulye pişireceğim, bak ama şanslısın kahve de yaparım,” dedi.
Koltuğa oturdum. Apartmanın bu bloğu yola bakıyor ya “İnsem mi aşağı?” dedim. “Neden ya, kal işte,” dedi. Dudaklarını yalandan büzdü. Bir adam geldi hemen. Hep böyle olur. Bir yere bakarsan biri gelir, biri oturur, biri geçer gider. Sen içerde olursun, ben burada. “Ömür geçer ha, ne dersin?” dedim. Duymadı. Şarkıların biri bitiyor biri başlıyordu. Ara sıra kokusu odalarda dolaşıyor, sesi geliyor, çıplak ayakları evin içinde yürüyordu.
Uyumuş muyum bilemedim. Bankta şimdi başka bir adam vardı. Elinde siyah bir poşet, içinden bir bisküvi çıkardı.
Kokulara doğru yürüdüm. Mutfakta yoktu. Yatak odasında yoktu. Tencerenin kapağı kapalı. Fasulyeler ne ölü ne diri. Kırmızısı kırmızı, yeşili yeşil. Dolabı açtım. Kapattım. Dolap kapağındaki haline baktım. Şarkı devam ediyordu. Kapıya yöneldim. Delikten baktım. Birileri dairelerine giriyordu. Yeniden geldim oturdum koltuğa. Bankta artık çok güzel bir kadın oturuyordu. El salladım. Kadın beni görmedi. Elimi görmedi. Salladığım el havada kaldı.
Uyandım. Her yer koku. Kahveyi getirdi. Dizlerinin birini altına aldı. Diğer bacağını da dizinden hafif bükerek karşıma oturdu. Eteğindeki çiçekler şarkıyla birlikte yeniden rengârenk açtı.
Köprücük kemiklerinden bir iz uzun uzun gidiyor, geri geliyordu. Parmakları fincanda. Ağzına bir parça çikolata attı. Kahvesinden içti. Kahvemden içtim. “Çok güzelsin sen,” dedim. Güldü. İki mutlu insan olduk. Sakin göllerin kuğusuyduk.
Bankta bir adam oturuyordu. Durmadan bu daireyi izliyordu.






