Bir Cristian Mungiu filmi RMN üzerine bir inceleme.
4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün Filminin yönetmeni Cristian Mungiu’nun son filmi RMN; Cluj’daki Macar ve Alman asıllı Rumenlerin yaşadığı bir kasabada geçiyor. Film, Almanya’da işçi olarak çalışan Matthias’ın oğlunun ormanda bir şey görmesiyle başlıyor. Burada şey dedim çünkü çocuğun ne gördüğü gösterilmiyor. Bununla birlikte o sırada fabrikada olan Matthias, bu durumu eşiyle telefonda yazışarak anlamaya çalışıyor. Çocuğun psikolojik olarak nasıl olduğundan endişeli olduğu için stresli ve o sırada fabrika şefi kendisine işe dönmesini söylüyor. Matthias acil diyor. Adam da ona "tembel Çingene" diyerek hakaret ediyor. Bu hakareti fısıldar biçimde ve Matthias’ın anlamayacağını düşünerek demiş olmalı ama Matthias duyuyor. Gergin olmasının verdiği zayıflıkla bu ırkçı söyleme sessiz kalamıyor ve adama kafa atıyor. Yaptığının yanlış olduğunu farkına varır varmaz da hiçbir şeyini almadan oradan kaçıyor. Otostop yaparak bir şekilde sınıra ulaşıyor ve Romanya’ya geçip memleketine dönüyor.

Küresel dünyada ülkelerin birçoğunda milliyetçilik akımıyla birlikte ciddi anlamda ırkçılık peyda olmuştur. Maalesef ki bu dünyanın kanayan yarasıdır. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinde savaşların çıkması, aşırı nüfusla birlikte gelen ekonomik sorunlar, bu ülkelerdeki insanların göç etmesine neden olmuştur. Gerçek şu ki hiç kimse zorunlu kalmadıkça doğduğu toprakları terk etmek istemez. Başka ülkelere hatta çoğu zaman köyünden şehirlere göç etmek zorunda kalmış milyonlarca insan vardır. Göç alan ülke insanının çoğu, ırksal anlamda kendini üstün gördüğü için başka yerden gelen bir kimseyi hor görür. Irkçılık temelini oluşturan etkenlerden biri de bu küçük görme durumudur. Kendi inanışından olması bile bu bakış açısını değiştirmez. Kendi rahatını bozacağına, kendisine zarar vereceğine çoğu zaman da düşük ücretlerle çalışıp işini elinden alacağına inanırlar. Sayıları çok fazlaysa da ülkelerini ellerinden alacak noktaya bile geleceklerini düşünürler. Burada ciddi anlamda paradoksal çelişkiler söz konusudur. Bazen o ülkeye geleli yıllar olmuş, artık yerlisi sayılan ve zamanında aynı müdahaleyi görmüş kişiler bile bu karşı çıkışta ön safta yer alabilirler. RMN’de yönetmen bize bütün bu olguları çok güzel vermiş. Öyle ki tabandan tavana, sağdan sola insanlar, insan ilişkileri, yönetenler, yönetilenler arasında gerçekleşen karşılıklı tezatlıkları o kadar iyi yansıtmış ki süregelen globalleşmedeki insan rolünü tek bir filme sığdırmış.

Film, Marin Grigore’un canlandırdığı Matthias karakteri üzerine örülü. Eşi ve çocuğunu kasabada bırakıp para kazanmaya giden Matthias’ın eşi ile arası iyi değil. Adamın çocuğa bağlılığı ve eşini tehdit etmesi yüzünden kadın onu terk edemiyor. Aslında evde olmamasından memnun. Bu yüzden eşi geri dönünce hiç sevinmiyor. Matthias’ın bir sevgilisi var. Judith State’ın hayat verdiği Csilla Macar kasabadaki ekmek fabrikasında yönetici. Aynı zamanda çello çalan Csilla entelektüel bir karakter ve kasaplık başta olmak üzere çeşitli işlerde çalışarak para kazanan, klasik yöntemlerle çocuğunu yetiştirmeye çalışan, maço diyebileceğimiz Matthias’tan hoşlanıyor. Tabii Matthias kasabadan ayrılmadan önce bir ilişkileri de olmuş ama filmde bu kısma çok değinilmiyor.
Filmde olay örgüsü o kadar ince işlenmiş ki başladığı andan itibaren keyifli bir seyir sunuyor. Kamera açıları, karakterler, mekânlar müthiş uyumlu ve görsel anlamda fazlasıyla tatmin edici. Özellikle kalabalığın etkili olduğu sahnelerde tek kareye sabitlenmiş kamera ile birlikte kasaba halkı arasında gerçekleşen tartışma ve şikâyetlerini dile getirdikleri sahneler muhteşem. Hararetli tartışmaların geçtiği bu sahnelerde halkı rahatsız eden olay ise kendilerinin fabrikada çalışmak istememesi sonucu çareyi başka yerden çalıştırmak için getirttikleri Sri Lankalılar. Filmin başında itibaren ilmik ilmik örülen hikâyede birçok ülkenin toplumsal yapısında görülen ve yazının başlarında da belirttiğim gibi var olan karşıtlamları en incelikli haliyle izleyeceksiniz.






