Siyah Köpeğin Göremedikleri
22 Mart 2020 Öykü

Siyah Köpeğin Göremedikleri


Twitter'da Paylaş
0

Ağaç kütüğüne şekil veren adam, sabah yürüyüşüm esnasında onu buldu. Issız sahilde ondan ve siyah köpekten başka kimse yoktu. Köpek arabalara havlayarak peşlerinden gitti. Adam kumları ayaklarıyla eşeleyerek yürümeye devam etti. Bir şeyler arıyor gibiydi. Kaybettiği ne diye düşündüm, buraya pek insan uğramaz, aradığı her ne ise bulacağını biliyordum. İkinci turumu bitirip evime dönerken, durmuş, kollarının üstünde taşıdığı beyazlaşmış o şeye bakıyordu. Öğleden sonra güneşlenmek için geri döndüğümde, aynı adamı, kumun üstüne çantasına yakın renkte bir örtü sermiş otururken buldum. Şapkasını burnunun üstüne indirdiği için yüzünün yarısı güneşten tam korunuyordu. Beni görünce yontma işine ara verdi bana baktı. Başımla selam verdim. Havlumu sererken bir şeyler söylediğini fark ettim.

“Buraya yüzmek için pek gelmezler.”

Üstümü çıkarıp havlumun üstüne oturdum.

“Ben sadece güneşleneceğim.”

Arkamızda yükselen çamlarla kaplı dağı gösterdim.

“Hem oradan gelen su çok soğuk oluyor.”

“Temmuz  sıcağında soğuktan bahsetmek ne güzel.”

Gülümsedim. Omuzlarım ve bükülü duran dizlerim ısınıyor. Başımı denize çevirdim. Akşam oraya gitmesem hayattaki tüm sıkıntılarım bitmiş kadar rahatlayacağım. Yanımızda akışını tamamlayan derenin sessizliği sürüyor. Aynı kişilerle yapılacak ezberlenmiş sohbetler. Çenemi yukarı kaldırıp bakışlarımı daha uzağa attım. Yıllardır değişmeyen aynı şakalar. O da sıkılıyor olabilir mi?

Yoldan geçen bir araba yavaşladı, durdu. Kapı kapanma sesi duyuldu. Uzun  boylu bir adam bizim olduğumuz yere yürüyor. Birbirimize baktık, o kütüğüne döndü ben denizi izlemeye. Yabancı ikimizin arasına dikildi, güneş gözlükleri parlıyor. Ona bir adım daha yaklaştı, ayakkabılarının kenarından giren kumları silkeledi kemerini çekiştirdi.

“Sizi daha önce de gördüm, yaptığınız bu şeyi satın almak istiyorum.”

“Size de merhaba.”

Yabancı gözlüklerini çıkardı.

“Kusura bakmayın, araba çalışıyor acelem ondan. Daha doğrusu arkadaşım için almak istiyorum, belki biraz neşelenir. İşin açığı ben böyle şeylerden pek anlamam.

“Daha onunla işim bitmedi.”

“Sorun değil,  böyle de beğeniriz.”

“Yarın bu saatlerde gelin onu size vereyim.”

“Ücreti nasıl yapalım? Şimdi vereyim mi?”

“Ücretle ilgili bir sorun yok, yarın aynı saatte gelin size vereyim.”

“Tamam, sağ olun. Geleceğim.”

Yabancı, iri adımlarla kumlara bata çıka arabasına gitti, hemen hareket etmediler. 

“Gerçekten onu verecek misiniz?

 “Gelirlerse evet.”

“Neden gelmesinler?”

“Canı sıkılan insanlar bir şey arar, sıkıntıları geçerse,”

“Ama bu sizin için önemli değil mi, nasıl vereceksiniz?”

“Henüz işim bitmedi, ama bittiğinde bitmiş olacak, süs eşyası gibi kenarda durmasının benim için anlamı yok.” 

İşine döndü, uzandım. Yüzümde yakıcı sıcak. Işık gözümden içeriye girecek gibi, doğruldum.

“Size daha önce hiç kimseye anlatmadığım bir şey anlatsam.”

Biraz durdu.

“Olur, anlatın, sizi dinliyorum.”

“Bazen evde bunalıyorum, canı sıkılan insanlar gibi yani.”

O da gülümsedi.

“O sırada hangi odada isem duvarlara bakıyorum ve film gibi bir şey başlıyor. Duvarlar geriye doğru yatıyor, her şey düzleşiyor, eşyalar siliniyor.”

İşini bıraktı, bana bakıyor.

“Kısa süre içinde, kendimi denize açılmış sırt üstü yatarken hissetmeye başlıyorum. Kulağıma su girip çıkıyor, bedenim hafif hafif dalgalanıyor. Rahatlıyorum. Büsbütün mavilik içindeyim. Arkasından şiddetli bir susuzluk başlıyor. Kenardan çok uzaktayım ve dilim damağım kuru. Kıyıya nasıl yüzeceğimi düşünürken telaşlanıyorum kalp atışlarım hızlanıyor. Yine sıkıntı hissediyorum. Saniyeler içinde oda normale dönüyor ama susuzluğum sürüyor.”       

Konuşmuyor.

“Sizin böyle şeyleri anlayacağınızı düşündüm.”

Kütükten çıkan kıymıkları avucunda biriktirdi, onlara bakıyor. Bana döndü, aynı anda başımın üstünden dağa bakıyor.  

“Siz ne ile meşgulsünüz?”

“Şey, evliyim, üstelik yeni değil.”

Kıymıkları çantasının gözüne koydu. Kütüğüne sağından solundan tekrar baktı. Yuvarlak şapkasını iki eliyle iki yandan çekerek başına iyice yerleştirdi. Kendi kendine konuşur gibi mırıldanıyor, zor duyuyorum.

“Gerçekten serin olabilir, belki…”

Sesini yükseltti.

“Bu saatlerde güneş çok yakıcı oluyor. Ben akşamüzeri çalışmama devam edeceğim.”

“Haklısınız, ben, ben de eşimi arayacağım gelsin beni alsın.”

Örtüsünü havaya kaldırdı, kumlar etrafa dağıldı. Örtüyü benden uzak tarafa çevirdi, çırptı, çantasına yerleştirdi. Kütüğü havaya kaldırdı. Denize doğru uzattı.

Ona bir şey sormak istiyorum.

 “Son bir şey sorabilir miyim?”

Beni duymuyor.

 “Galiba bitti.”

“Bir bakın şöyle.”

“Haklı değil miyim?”

Dikkatle bakıyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR