“Titreyen insanlar, yabancı oldukları arazide ilerliyor. Ayaklar altında buz tutmuş zemin çatlıyor. Ağaçlar buz tutmuş. Her bir karaltı korkunç bir olasılığı beraberinde getiriyor.” – Toni Cade Bambara
Toni Cade Bambara’nın 1999 tarihli romanı, 1979-81 Atlanta cinayetlerini konu edinen ve çoğunluğunu siyahilerin oluşturduğu topluluğa ait Bowen Homes Kreş’indeki patlamayı anlatan Those Bones Are Not My Child’da (Bu Kemikler Benim Çocuğum Değil) uzun bir sahne bulunuyor:
“Şu adamla ilgilen, dedi Lafayette, Konuşmacı’ya. Çenesiyle dama desenli ceket giyen ve kucağında bir çocuk taşımakta olan adama işaret etti. Çocuğun kafasının bir kısmı havaya uçmuştu. Kurtarma görevlileri çocuğun nabzını yoklarken ve daha sonra çocuğu adamın kollarından almaya çalışırken adam, Kahrolası polis nerde? sorusunu tekrarlıyordu. Çocuğu vermemek için direnirken hâlâ bu soruyu soruyordu. Doktorlardan ikisi çocukla ilgilendi.
İzin ver, yardım edeyim, dedi Konuşmacı nazikçe.
Kahrolası polis nerde?
Öğretmenler sınıfların pencerelerine koşup tank saldırılarına dair işaretler aradı. Kadının biri, iki beyaz adamı sabahın erken saatlerinde binanın yakınlarında gördüğünü, alışkın olmadığı bir manzarayla karşılaştığından polisi aradığını söyledi. Polis gelmedi. Karakterlerden biri diğerine, Artık onları teker teker öldürmekten zevk almıyorlar – hepsini bir anda patlatmanın daha iyi bir karar olduğunu düşünüyorlar, dedi.”
Üç yaşında dört çocuğun ve bir öğretmenin ölümüne neden olan patlamanın kaza olduğu iddia edildi. Çocukların ortadan kaybolduğu salgında böylesine bir olay, patlamaya şahit olan birçok siyahiye 1963’te beyazların üstün olduğunu düşünen grubun Birmingham, Alabama'daki bir kiliseyi bombaladığı ve dört Afrikalı-Amerikalı kızı öldürdüğü olayı hatırlattı.
Kreşin yakınlarında yaşayan kişiler, cevaptan memnun değildi. Çocuklarının öldürüldüğüne inanıyorlardı, ama bunu yapan kimdi? Ku Klux Klan mı? Çocuk seks tacirleri mi? Fanatik beyazlar mı? Vietnam gazileri mi? Taksi şoförleri mi? Ya da Bambara’nın yazdığı gibi: “Çocukları kandırma ve itaat etsin diye onlara emir verme kapasitesine sahip herhangi biri.”
Atlanta seri cinayetleri, Amerika’nın tarihindeki en şaşırtıcı ve bölücü soruşturmalardan birine yol açtı. Vaka son zamanlarda Atlanta tarafından tekrar soruşturmaya açıldı. James Baldwin’in son kitaplarından biri olan The Evidence of Things Not Seen (Görülmeyen Şeylerin Kanıtı) cinayetleri kendi başına soruşturmasından çıktı. HBO belgeseli Atlanta’s Missing and Murdered’da Baldwin’in bu kitabından sık sık bahsediliyor. Belgesele göre, Atlanta cinayetleri soruşturmaları en başından beri baştan savılma yapılmıştı. Afrikalı-Amerikalı bir adam olan Wayne Williams'ın suçlanması, otuz kurbandan ikisini (ikisi de çocuk değil, yetişkindi) öldürmesinden kaynaklanıyordu. Daha sonra polis, diğer cinayetleri de Williams’ın üstüne yıktı. Bir odada bulunan insanlara suçlunun kim olduğunu sorun, hepsi farklı cevap verecektir.
Baldwin’in kitabı çarpıcı, ancak Baldwin cinayetlerin detaylarını araştırmak ve kanıt yetersizliğine değinmektense adaletin yerine getirilmediğine yoğunlaşıyor. Bambara’nın kitabının başardığına ulaşamıyor. Sınırların ötesine ulaşan günümüzde yaşadığımız öfke – adaletsizliğe duyduğumuz öfke – Bambara’nın kitabı sayesinde daha da anlam kazanıyor.

“Titreyen insanlar, yabancı oldukları arazide ilerliyor. Ayaklar altında buz tutmuş zemin çatlıyor. Ağaçlar buz tutmuş. Her bir karaltı korkunç bir olasılığı beraberinde getiriyor.”
Yakın zamanda Bambara’nın romanındaki bu cümleleri düşündüm. Ben Afrikalı-Amerikalı bir bireyim. Akrabalarım dahil birçok siyahiden komplo teorilerini andıran yorumlar duyabiliyorum. (Daha geçen gün bir tanıdığım koronavirüsün, beyaz olmayan ırkları kaldırmak için bir silah olarak kullanıldığını savundu). Bambara’nın yaklaşık yedi yüz sayfalık kitabı bu duruma değiniyor: Bu tarz teorilerin, özellikle mağdur edilmiş siyahi topluluklarda mantığın sınırlarına sığmayan olayları açıklama yöntemi olduğuna. Umutsuzluğun hüküm sürdüğü zamanlarda, “kara ölüm” olgusu ya da asla sonuç ya da yanıt alamayan bir dava anca fikir yürütmelerle açıklanır hale geliyor. Polisin dizinin yanı sıra George Floyd’u öldüren şey – sahte para ile sigara alması – kadının birine köpeğine tasma takmasını isteyen Christian Cooper’ı öldüren şeyle saçma bir tezat oluşturuyor.
Kötümserlik, liberal umutları çöpe atar. Çocuk eve dönmediğinde ve ailesine yalan söylendiğinde isyan başlar. Sıkıntı, barışçıl protestocuları yağmacılardan asla ayıramayacak olmamız. Bambara’nın acı çekmekte olan çocukla ilgili yazdığı bölüm, bir bütün olarak ABD için geçerlidir: “Bazen travma ayrılığa, ayrıma neden oldu; benliğin parçaları arasında bariyerler oluştu….Daha kötüsü, bariyerler sağlamlaşabilir ve önceki benliğin merkezi uzaklara sürülebilirdi; yalnızca önemsiz bir oyuncu merkezi tutmaktan yükümlüydü, elinde hayat senaryosunun yalnızca bir kısmı bulunuyordu.”
Bu ne zaman sona erecek? Bardağı taşıran son damla ne zaman gelecek ve senaryo değişecek?
Çeviren: Aslı İdil Kaynar
(Lithub)






