Taşra Sıkıntısı
6 Ocak 2019 Sinema

Taşra Sıkıntısı


Twitter'da Paylaş
0

Yangın Yeri, 60’larda Amerikan taşrasında bir ailenin parçalanma sürecinde yaşanan gelgitleri anlatıyor. Oyuncu Paul Dano’nun ilk yönetmenlik çalışması niteliğindeki filmde Carey Mulligan, kariyerinin en iyi performanslarından birine imza atıyor.

Evliliğin bir savaş alanına döndüğü ve bir tür arabulucu olarak 14 yaşındaki oğullarının, nasıl sonuç alacağını bilmeden yaptığı hamlelerle yapıyı kurtarmaya çalıştığı bir ‘çekirdek’ aile... Richard Ford’un otobiyografik özellikler taşıyan aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan Yangın Yeri (Wildlife), özetle yukarıdaki vurgulamaya çalıştığımız sularda gezinirken 60’lı yılların dertlerle dolu Amerika’sından sağlam bir ‘taşra sıkıntısı’ panoraması çiziyor... Film, özellikle Paul Thomas Anderson imzalı Kan Dökülecek’le (There Will Be Blood) tanıdığımız, daha sonra da The Good Heart, Knight and Day, Looper, Prisoners, 12 Yıllık Esaret, Love & Mercy, Youth, Swiss Army Man gibi yapımlarla daha bir aşina olduğumuz genç kuşağın yetenekli aktörlerinden Paul Dano’nun ilk yönetmenlik çalışması...

Senarist, Elia Kazan’ın torunu

Senaryosunu Zoe Kazan’la (Elia Kazan’ın torunu kendileri) birlikte kaleme aldığı Yangın Yeri ’nde Dano, Montana’da, küçük bir kasabaya (ismi Great Falls’ yerleşmiş üç kişilik bir ailenin, aralarında güçlü gibi görünen bağların yavaş yavaş çözülme sürecine odaklanıyor.

Sürekli iş ve şehir değiştiren Jerry Brinson, arkasında ailesini de sürükleyerek geldiği küçük kasabada yörenin golf kulübünde çalışıyor. Eşi Jeanette ise alınan aile kararı gereği 14 yaşlarındaki oğlu Joe büyüyene kadar ev işleriyle ilgileniyor. Lakin Jerry işini kaybediyor ve bir tür varoluşsal sorunlar yaşamaya başlıyor.

uğur vardan

Tükeniş ve yalnızlık...

Bu durumda genç kadın, aileye gelir sağlamak amacıyla iş aramaya koyuluyor ve buluyor (‘yüzme öğretmenliği’) da... Baba Jerry ise ani bir kararla yeni bir iş bularak, yörede yoğun olarak yaşanan orman yangınlarını önlemek için profesyonelce çalışan gruplara katılıyor ve evden uzaklaşıyor. Bu durum aile içi dengeleri bozuyor; Jeanette tarifi imkânsız bir tükeniş ve yalnızlık yaşarken daha önce yüzme öğrettiği zengin bir otomobil galerisi sahibiyle yakınlaşıyor. Joe ise bu psikolojik açıdan zor dönemde hem annesinin yanında olmak hem de babasının haklarını temsil etmek gibi ağır bir yükün altından kalkmaya çabalıyor.

Paul Dano, ilk yönetmenlik çabasında son derece etkileyici bir atmosfer kurmayı ve 60’lar Amerika’sından sarsıcı insan manzaraları çizmeyi başarıyor. Bu, seyircisini çarpan ‘tutunamayanlar’ öyküsünde, melankolik hava o kadar etkili bir anlatımla aktarılıyor ki, karakterlerin ruhsal acılarını siz de yüreğinizde hissediyorsunuz. Oyunculuklar açısından da özellikle Jeanette Brinson’ın psikolojik gelgitlerini yansıtmada Carey Mulligan çok başarılı, İngiliz oyuncu bu rolde kariyerinin en iyi performanslarından birini sunuyor.

Kasvetli bir bakış...

14 yaşında, hayatın ona yüklediği onca ağırlık karşısında sağlam bir duruş sergileyen Joe’da da Ed Oxenbould (yüz yapısı, Dano’yu andırıyor) çok iyi. Keza galerici Warren Miller’da Bill Camp de derinlikli bir performans ortaya koyuyor.

Miller’ın evindeki yemek bölümünde hikâyenin nabzının fazlasıyla yükseldiği, kimi anları ve dertleri itibariyle uzaktan uzağa (Kate Winslet’le Leonardo DiCaprio’yu Titanic’ten yıllar sonra tekrar bir araya getiren) Revolutionary Road’u da hatırlatan Yangın Yeri , gezindiği döneme kasvetli ve derinlikli bir bakış atıyor. Mutlaka izleyin derim...

YANGIN YERİ

5 Üzerinden Üç Buçuk
Yönetmen: Paul Dano
Yönetmen: Carey Mulligan, Jake Gyllenhaal, Ed Oxenbould, Bill Camp, Zoe Margaret Colletti, Cate Jones, Mollie Milligan, John Walpole, Blaine Maye
ABD yapımı

uğur vardan

Doğru Hayat Yanlış Bedende Yaşanır mı?

Özellikle hazmı zor finali de etkileyici bir sekans olarak zihinlerde yer edecek türden...

Ergenlik malum, herkes için büyük bir yüktür; meşakkatli bir dönemin sonunda huzura gidilen yolun kapısının açıldığı düşünülür hep. Lakin haftanın yenilerinden Kız’ın (Girl) kahramanı Lara için söz konusu dönem, yaşıtlarından çok daha sarsıcı, acılı ve psikolojik açıdan derin yaralarla örülü bir sürecin ifadesidir. Çünkü Lukas Dhont’un yönettiği film, erkek vücudunda doğan ama hayatını kadın olarak devam ettirmek isteyen Lara’nın hikâyesini anlatıyor. 15 yaşında, Belçika’nın en iyi bale akademisinde sevdiği sanat dalında tutunmak için mücadele gösteren bu genç, aynı zamanda cinsiyet değiştirme ameliyatı için beklemektedir.

Bir nevi ‘Siyah Kuğu’

Dhont’un Angelo Tijssens’le birlikte kaleme aldığı senaryodan çekilen yapım, öykü bazında iki damardan ilerliyor; ilk arterde Lara’nın ameliyat öncesi meseleyi sakin karşılayan tavrını, onu anlayan ve yönelimini gerçekleştirmesi için yardımcı olan babasıyla ilişkilerini, akılcı, aynı zamanda doğru duygusal tepkilerle süreci yönlendiren doktoruyla psikiyatrının çabalarını görüyoruz. Yolun karşı tarafında ise bu genç trans bireyin akademideki çabasına tanıklık ediyoruz. Öykünün bu cephesi kuşkusuz daha zorlu ve yıpratıcı; çünkü Lara hem mesleki açıdan ayakta kalma ve kendisini gösterme sınavından geçiyor hem de soyunma odasını paylaşmalarına izin verilen kız öğrenciler arasında psikolojik gelgitlerin hedefi oluyor. Bu durum onu giderek bir ‘Siyah Kuğu’ya dönüştürüyor.       

uğur vardan

Kız aynı zamanda bir tecridin de öyküsü. Lara, hoşgörülü bir babaya ve kendisine destek veren tıp insanlarına rağmen asıl hesaplaşmayı okul ortamında yaşıyor (özellikle de sınıf arkadaşlarının birinin doğum günü partisinde). Ve bütün bu sürecin sonunda erkeklik organı giderek kendisine bir an önce kurtulması gereken bir yük gibi geliyor. 

Dhont’un dengeli, detaylara hâkim ve ana karakterinin yaşadığı psikolojik tahribatları seyircinin ruhunda ve kalbinde hissettiren anlatımının yanı sıra incelikli senaryo, Kız’ı sade ama son derece çarpıcı bir filme dönüştürüyor. Özellikle hazmı zor finali de etkileyici bir sekans olarak zihinlerde yer edecek türden ki bir İngiliz eleştirmen, bu aşamada filmin Haneke topraklarına girdiğini yazmış!

İlham kaynağı bir gazete haberi...

Meselenin arka planına göz atarsak; yönetmen Dhont, 2009 yılında bir gazete haberinde mücadelesinin farkına vardığı Nora Monsecour’un öyküsünü sinema uyarlamayı kafasına koymuş. Uzun bir çabadan sonra hayalini gerçeğe dönüştürürken başrol oyuncusunu arama süreci de zorlu geçmiş. Nihayetinde seçmelerde ilk kez gördüğünde, diğer senarist Tijssens ve yapımcısı Dirk Impens’le göz göze gelip birbirlerine, “İşte bu” bakışı attıkları Victor Polster’de karar kılmışlar. Aynı zamanda ‘Royal Ballet School Antwerp’te öğrenimini sürdüren Polster, Lara’da muhteşem oynuyor. Keza ortaya koyduğu performansla geçen yıl Cannes’da, ‘Belirli Bir Bakış’ bölümünde ‘En İyi Oyuncu’ ödülüne uzandı.

Bir yanıyla birkaç yıl önce izlediğimiz Danimarkalı Kız’la akrabalıklar taşıyan Kız, ana karakterinin açmazlarını ve hissiyatını seyirciye geçirmeyi başaran özel bir film. Kaçırmayın derim...

KIZ

5 Üzerinden Üç Buçuk
Yönetmen: Lukas Dhont
Oyuncular: Victor Polster, Arieh Worthalter, Oliver Bodart, Tijmen Govaerts, Katelijne Damen, Valentijn Dhaenens, Magali Elali
Belçika-Hollanda ortak yapımı


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR