Teke Şenliği ya da Diktatörlük Üstüne
18 Mart 2020 Edebiyat

Teke Şenliği ya da Diktatörlük Üstüne


Twitter'da Paylaş
0

Her insan veya okur diktatörlüklerin bir gün sona ereceğini bilir, tarih bununla ilgili örneklerle dolu. Buradaki asıl mesele yandaş olmakla alakalı, erk sahibinin her türlü aşağılamalarına gülücükle katlanıp onu bir tür tanrıya çevirmek, her türlü hoşgörüsüzlüklerine ve zorbalıklarına gönüllü ortak olmak.

Tarihi romanlardan öğrenemeyiz, doğru, ancak tarihin ruhunu romanlardan anlamaya çalışabiliriz.

Mario Vargas Llosa Teke Şenliği adlı romanında Dominik Cumhuriyeti’nde otuz bir yıl hüküm sürmüş Diktatör Rafael Trujillo’nun dönemine bir nevi ayna tutmaya çalışıyor.

Diktatörün en belirgin özelliği korku salmak, ancak buna rağmen şahsına ve kişiliğine hayranlıkla bakan ve onu bir tür milli şef/baba figürüne yükselten tapıcılar da yok değil, belki de onun bu kadar uzun süre tahtını koruyabilmesinin tek nedeni de yine bu tapıcılardır. 

Bu türdeki yönetimlerin var olduğu yerlerdeki temel sorunun kaynağı ya da anlayış biçiminin kökeni belki de şu cümlelerde gizli: “Döneme ait birçok şeyi zamanla anladın; bazı şeyler başlangıçta çok karmaşık geliyordu ama okuya okuya, dinleye dinleye, kıyaslamalar yaparak, kafa yorarak anladın ki propaganda dişlileri arasında ezilerek, bilgi yokluğunda zorla kafalarına sokulan öğretilerle aptallaştırılmış, yalnızlığa mahkûm edilmiş, korku ve kölelik özgür iradesi yok edilmiş milyonlarca insan, Trujillo’yu tanrılaştırmıştı. Ondan korkmakla kalmıyorlardı, seviyorlardı onu, tıpkı dayak ve cezaların onların iyiliği için olduğuna inandırılan çocukların otoriter ebeveynlerini sevdikleri gibi.” 

Ya da, yıllar sonra ülkesine dönen Urania’nın hasta ve bakıma muhtaç babasına seslendiği gibi: “Değer miydi, baba? Erkin tadını çıkarmak için mi? Bazen düşünüyorum da, hayır diyorum; yücelme isteği ikinci olandaydı. Aslında kirlenmek hoşunuza gidiyordu; Arala’nın, Pichardo’nun, Chirinos’un, Alverez Pina’nın, Manuel Alfonso’nun… Trujillo benliğinizin derinliklerinde gizli kalmış mazoşist eğilimleri gün ışığına çıkardı. Yüzünüze tükürülmeye, kötü davranılmaya ihtiyacınız vardı, aşağılandıkça kendinizi başarılı hissediyordunuz.” 

Bir despot için bile olsa otuz bir yıl az sayılmaz, neredeyse erişkin bir insanın sağlığı ve gücü yerinde kabul edildiği önemli bir zamanı kapsar. Yapıttan anladım kadarıyla Trujillo tuhaf bir adam, gücünü ve sahip olduğu imkânları sadece yönetmek için kullanmaz, bu gücü penisinin de hizmetine sunmaktan çekinmez, hatta bu yönünü toplantılarda ve kalabalık ortamlarda dile getirmekten de bir hayli hoşlanır. Adeta ülkedeki bütün güzel kadınları düzmeyi önündeki bir tür görev gibi görür, bu arada düzme tabiri bana ait değil, yapıttan besleniyorum. Öyle ki karısından hoşlandığı (bu kesinlikle aşk değil, sadece düzme, zavallı kadının korku ve endişesine yapıtta tanık oluruz) yandaşını dışişlerinin başına getirtip yurt dışında daha fazla kalması için olanak bile sağladığı söylenir. Sonuçta diktatör bile olsa hâlâ bazı değerlere saygı duyduğunu düşünüyor olabilirdi, kocanın gözü önünde karısını düzmek istememesi gibi.            

“Trujillo ama iyi ama kötü, ülkenin başına bir hükümet getirmişti. Bütün bunlara karşı istediği kadınları düzmesinin ne önemi vardı? Ya da fabrikaları, çiftlikleri, hayvanları olması, ceplerini doldurması o kadar önemli miydi? Bir yandan da ülkenin milli gelirini artırmıyor muydu? Karayipler’in en güçlü silahlı kuvvetlerini kazandırmamış mıydı ülkeye?”

Ancak diktatörlükte sadece bununla da yetinilmiyordu, insanların ruhlarına da sahip olmak isteniyordu. Diktatörlüğün sürdürülebilmesi için daha fazla korku ve daha fazla tapıcı gerekiyordu. 

Diktatörü de şaşkına çeviren ona karşı çıkanların çoğunluğunun, en azından ona görünenler, yandaşlarının çocukları ya da torunlarıydı. Yapıtta Trujillo Dönemi’nde senatör ve Trujillo’nun da sadık adamlarından olan Agustin Cabal ile kızı Urania arasındaki ilişki, çocukların yandaş babalarıyla hesaplaşmasının konu edinmesi dolayısıyla önemli bir bölüm. Urania adeta diktatörlüklerde yaşamış olup gidişattan rahatsızlık duyan insanların da vicdanıdır. Yapıtta anlatılan Urania’nın rahatsızlığı, okurun da beklediği sestir.

Trujillo sürekli göz göze geldiği en yakınındaki adamları tarafından tuzağa düşürülüp öldürülür, daha sonra yakınındaki birçok kişi de şefiyle benzer kaderi paylaşır, en azından Trujillo’nun kurduğu diktatörlük sona erer. Yine de her insan veya okur diktatörlüklerin bir gün sona ereceğini bilir, tarih bununla ilgili örneklerle dolu, yani demek istediğim buradaki asıl mesele yandaş olmakla alakalı, erk sahibinin her türlü aşağılamalarına gülücükle katlanıp onu bir tür tanrıya çevirmek, her türlü hoşgörüsüzlüklerine ve zorbalıklarına gönüllü ortak olmak. Urania’nın da dediği gibi belki de kirlenmek hoşlarına gidiyordu bazılarının.             

Kaynak: Mario Vargas Llosa, Teke Şenliği, Peral Bayaz, Can Yayınları 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR