Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

6 Şubat 2023

Ekonomi

Türkiye'de gıda enflasyonu durmuyor: Hem pahalı, hem kalitesiz

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

0

0


 

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkede resmi gıda enflasyonu yüzde 86 olmasına karşın, sadece süt, kırmızı et ve peynir ürünlerinde 1 ayda yüzde 20’yi aşan artışlar kaydedilebiliyor. Asgari ücretin 8.500 TL olduğu Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcama tutarı ise 8.100 TL’ye ulaştı. Faiz indirimi ile birlikte başlayan hiperenflasyon döneminden en çok üretici etkilenirken yem fiyatlarının artması nedeniyle et ve süt, üretimdeki elektrik ile doğalgaz ücretlerinin yükselmesiyle birlikte de tüm paketli ve işlenmiş gıdalarda, mazottaki fiyata bağlı olarak da sebze meyvede her ay enflasyon tırmanışını sürdürüyor. Bu da beraberinde özellikle dar ve orta alt grupta yetersiz beslenme, kalitesiz ürünlere yönelmeyi artırınca, gıdada hile en önemli sorunlar arasında sayılmaya başlandı.

 

Ekonominin nispeten iyi olduğu 2021 Eylül ayı öncesinde de yoğurta jelatin, kaşar peynirine patates, eritme peynire tarihi geçen beyaz peynir, zeytine, çaya ve kırmızı bibere boya, zeytin yağına ise çeşitli aroma vericiler karıştırılırken bugün birçok paketli üründe et, süt gibi temel hammaddenin yerini kıvam artırıcılar ve koruyucular almış durumda. Tüketiciler yeterli beslenemedikleri gibi, yüksek ücretler vererek satın aldıkları ve piyasada ‘ucuz’ olarak tabir edilen hem kapalı, hem de açık ürünlerle paralının karşılığı yerine kimyasal karışımları satın almak zorunda kalıyor.

 

Aynı ürün Türkiye’de Avrupa’ya göre pahalı

Enflasyonun patlamasıyla tüketicide hangi ürün ucuz, hangi ürün pahalı algısı ortadan kaybolmasını fırsat bilen üreticiler, gramajı azaltılmış, paketi küçülmüş ürünlerine zam üzerine zam yaparken ürünlerin kalitesini de günden güne düşürüyor. Türkiye’de satılan aynı markaya ait üründe çok az miktarda et, süt, meyve ve sebze hammaddeleri yer alırken, markanın Avrupa, ABD ve Ortadoğu’ya ihraç ettiği ürününde ise çok daha fazla et, süt, meyve ve sebze yer alıyor. Üstelik birçok ürün Türkiye’de, ihracat yapılan ülkeye göre daha pahalı tüketiliyor. Türkiye’de 2 Euro karşılığı 41.6 TL’ye satılan bir ürün, Avrupa’da 1.5 Euro yaklaşık 30 TL’ye alıcı bulabiliyor. Bu durum birçok kez sosyal medyanın da gündemine yansıyor.

 

Sepet yaparken öncelik ihtiyaçlar olmalı

Türkiye’de yaşanan gıda enflasyonu, gıdada hile ve gıda kalitesiyle ilgili görüş veren uzmanlar ise konuyu birçok noktadan ele aldı. Gıda Güvenliği Derneği Başkanı Samim Saner, tüketicilerin bu enflasyon ortamında sepetlerine olabildiğince fazla ürünü daha az kaliteli markaları tercih ederek koymak yerine, daha az ama daha kaliteli markaları tercih etmeleri tavsiyesinde bulundu. Alışveriş yapılırken üzerinde en çok hile yapılan zeytinyağı, bal, kırmızı pul biber gibi ürünlere dikkat edilmesi gerektiğini anlatan Saner, “Gıdada hile ile gıda kalitesi arasında farklar var. Hile demek, pakette yazmayan bir bileşimi ürüne koymak anlamına geliyor. Gıda kalitesi ise o ürünün içeriğinde kullanılması gereken hammaddenin alışılageldiği şekilde kullanılmadığını gösteriyor” dedi. Saner, alışveriş yaparken ürünlerden alınacak faydayı birinci sıraya koymak gerektiğini belirterek, “Protein için et pahalıyken hileye uğramamak için baklagillere yönelmek gerekebilir. Sucuk, salam zevk için tüketilen yiyecekler ama ucuzunu alarak hile yememek gerekiyor. Tüketicilerin paketli gıdaların bileşenlerini okumaları fayda sağlıyor” dedi.

 

 

Kamuoyunda Gıda Dedektifi ismi ile tanınan Araştırmacı Musa Özsoy ise Oggito’nun konuyla ilgili sorularını yanıtladı. Özsoy, enflasyon ile birlikte gıdada birçok hilenin ve kural dışılığın yaşandığını kaydederek, şunları söyledi:

Yaşadığımız gıda sorunu ithalatçı anlayış getirdi

Gıda enflasyonu çok yüksek rakamlara ulaştı. Türkiye'de bu enflasyon öncesinde de gıdada hile ve tağşiş konusunda ciddi sıkıntılar vardı. Bugünkü durumda paketli ve paketsiz gıdalarda yönetmeliklere uygun üretim ne düzeyde yapılıyor? 

"Öncelikle bir süredir yaşanan global gelişmeler çerçevesinde tüm dünyada yaşanan gıda enflasyonunun her ülkedeki reaksiyonları farklı oldu. Gerek devletler, gerek üretici firmalar ve gerekse hammadde tedarikçileri ülkelerin kendilerine özgü ekonomik koşullarına göre farklı tepkiler verdiler. Birçok ülkede yaşanan ekonomik buhran kısa sürede toparlanırken, bazı ülkelerde fiyat dalgalanmaları devam ediyor. Diğer yandan ülkelerin kendi içlerinde yaşanan özel durumlardan dolayı daha önce yaşanmayan gıda krizleri yaşanmış durumda. Örneğin; İngiltere’de geçen yıldan bu yana süregelen kuş gribinin etkisine bir de tedarik zinciri sorunu eklenince marketlerdeki yumurta rafları boş kaldı."

"Diğer yandan bizim ülkemizde hiçbir sorun yokmuş gibi aksettirilen global ve ulusal gıda tedarik sorunuyla birlikte ortaya çıkan gıda enflasyonu gün geçtikçe daha çok hissedilir, etkisi azalmasından ziyade artmakta olan bir sorun olarak görünüyor. Başta döviz kurlarını bahane göstererek fiyat yükselten firmalar şimdilerde asgari ücretin yükselmesiyle bile zam üstüne zam yapıyor. Fakat ülkemizde geçici bir gıda enflasyonundan daha ziyade, temeli sağlam olmayan üretim ve tedarik sürecinin sonuçları yaşanıyor. Yıllar boyunca ithalatla sürdürülen tarım, hayvancılık ve gıda tedariği ihtiyaçları bugün yaşanan bu ekonomik süreçle birlikle fiyatlara aşırı yük bindirmek suretiyle tüketici de bu sorunu hissedir hale geldi."

Gramaj azaltarak gizli zam yapılıyor

"Son dönemlerde özellikle paketli ürünlerde yapılan gizli zam uygulamaları, içerik beyanlarındaki hatalar veya bilerek yapılan yanlışlar tüketicide kurumlara duyulan güvene ciddi anlamda olumsuz etki yaptı. Diğer yandan ekonomik sürecin etkisiyle artık her şeyden önce fiyata bakılır oldu. Bundan faydalanan firmalar da fiyatları sabit tutup gramajları azaltarak gizli zam oyunları yaparken, bazılar da içerikteki değerli hammaddeleri azaltma yoluna gittiler. Fındık oranları azalan, yağ çeşitleri değişen, içerikleri daha az maliyetli hale getirilen ürünleri tüketen tüketiciler de genelde hiçbir şey fark etmeden bu ürünleri tüketmeye devam ettiler. Bugünkü süreçte bakanlığın ne denli sağlıklı denetim yaptığını açıkçası ben bilmiyorum. Geçtiğimiz yıllarda da birçok denetim eksiklikleriyle karşılaşırken bugün gelinen noktada denetimsizliğin boyutlarını tüketici olarak tespit etmek çok kolay değil."

 

Market markalı üründe katile 2.,3. sınıf

Asgari ücret kazanan vatandaşların ucuzluk marketlerindeki ürünlerden ya da semt pazarlarından maddi güçlerine göre satın alabildikleri ürün ne derece sağlıklı ve kaliteli?

"Ucuzluk marketleri olarak bilinen fakat kendilerine bu ismi yakıştırmaya da pek yanaşmayan marketler çoğunlukla fason üretim yaptırarak kendi markalarıyla ucuz ürünler satma yoluna giden bir strateji yürütüyorlar. Bu üç dört harfli marketlerin tamamında bu şekilde birçok ucuz ürün satılıyor. Bilinen markaların bazı durumlarda ikinci hatta üçüncü kalite ürünlerinin raflarda yer aldığı bu ürünlerde tüketicinin en büyük şansı üretici bilgilerini, içerik ve besin değerleri beyanlarını açıkça görebiliyor olması oluyor. Bu haliyle tüketicinin en azından karşılaştırma yapma şansı oluyor. Fakat fason üretim modelinde eğer üretimi talep eden firma yeterli denetim yapmıyorsa, bu konuda ciddi eksiklikler ortaya çıkabilir. Fason üretim birçok yönüyle tüketici için avantajlı olsa da, üretilen ürünün kalitesi ve denetimi konusunda top tamamen gıda işletmecisi konumunda olan bu marketlerde oluyor."

İndirim yapmayıp, çöpe atıyoruz

"Diğer yandan ekonomik olarak zor şartlarda olan tüketicinin çoğunlukla alamadığı peynir, süt, yoğurt, et ve tavuk gibi temel gıda maddelerinin maalesef çöplere atıldığına son dönemlerde sık sık tanık olmaya başladık. Bu marketlerin önündeki konteynırlarda çokça gördüğümüz bu atıklar eğer zamanında indirime girmiş olsa belki birilerinin sofralarında yer alabilecek nitelikte ürünlerden oluşuyor. İngiltere, Almanya gibi ülkelerde son günlerde yapılan fahiş indirimlerle milyonlarca ürünün çöpe gitmesi engellenebiliyor. Ülkemizde bu uygulamanın hayat geçmesi için hesaplarımızdan bu konuda yayınlar yaparak farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz."

 

Fabrikasyon gıda kimyasalsız yapamıyor

Fiyatı enflasyon oranında hatta üzerinde artan büyük markalara ait ürünlere ilişkin son günlerde sosyal medyada tat, lezzet sorunları dile getiriliyor. Bunun sebebi nedir?

"Bu durum az önce bahsettiğim gibi ürünlerin içeriklerinde yer alan temel bileşenlerde yapılan değişimlerden kaynaklanıyor olabilir. Örneğin, Türkiye’nin en bilinen abur cubur markalarından birinin fındık kremalı gofretinde fındık oranının ciddi oranda azaltıldığını biz geçtiğimiz haftalarda ortaya koyduk. Bu ve benzeri içerik değişimleri ürünün maliyetine ve kalitesine olduğu gibi elbette tadına da etki ediyor. Diğer yandan global olarak üretim yapan ve Türkiye’deki tadıyla örneğin İtalya’daki tadı farklı olarak anlatılan ürünlerde temel farklılık ise bundan biraz daha farklı sebeplere dayanıyor. Bu ve benzeri ürünlerde fındığın oranından ziyade, örneğin; fındığın tedarik edildiği ülkenin farklılığı da tattaki farklılığı ortaya çıkarabiliyor. Diğer yandan süttozunun tedarik edildiği ülkenin farklılığı, aroma vericinin tedarik edildiği firmanın farklılığı gibi etkenler de ürünlerdeki lezzeti direkt olarak etkiliyor. Bugün geldiğimiz noktada aroma verici kimyasalların kalitesi bile çok şeyi değiştirebiliyor. Çünkü özellikle tüketicinin direkt olarak hissettiği haliyle, endüstriyel ürünlerde tat ve koku denen şey zaten artık yapay aroma vericilerle veriliyor. Ekonomik zorluklar olmasa da gıda endüstrisi her daim en ucuz hammaddeyle, en uzun süre rafta dayanan ve en karlı ürünü üretmek isteyecektir. Bunu unutmadan tüketimlerimizi bu endüstriyel gıdalara bağımlı olmadan, taze, güvenilir ve mümkünse organik sertifikalı temel gıda maddeleriyle sağlamaya özen göstermemiz lazım. Tabi bu da maalesef devlet politikası haline gelmediği sürece, bireysel anlamda ekonomik olarak güçlü olmayı zorunlu kılıyor."

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Dijital Sanat Merkezine Dönüştürülen D..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Katie Tobin

2 Temmuz 2025

Sylvia Beach, Nazilere Meydan Okuyan K..

Sylvia Beach, Paris’te açtığı Shakespeare and Company ile yazarları bir araya getirdi ve onlara yaratıcı deneyler ortaya koyabilecekleri bir alan sundu. Aynı zamanda James Joyce’un hamisi olan Beach, modernist hareketin de merkezi figürlerinden biriydi. Pa..

Devamı..

Demokratik Başarılardaki Paradoks

R. H. –. S. Lewandowsky

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024