Yapamam
9 Kasım 2019 Öykü

Yapamam


Twitter'da Paylaş
0

Sıcak. O günleri hatırladığında, aklına belki de en fazla gelen kelime oydu. Sıcak. Gerçekten çok sıcak mıydı yoksa annesinin ardı arkası gelmez ısrarları mı onu o kadar bunaltıyordu? Yine başladı annesi: “Bak bütün arkadaşların evlendi. Duymadın mı Hale’nin bile çocuğu olmuş. Ahmet evleneli üç yıl oldu. Bizim de hakkımız değil mi senin mürüvvetini görmek? Annesinin her sözü vücudunun her yerini saran sıcak bir battaniye gibiydi. Bunaldıkça terlemiş, terledikçe bunalmıştı. İçine girdiği bu kısır döngüyü ocakta taşan çaydanlık bozdu. Ali kendisini çok çaresiz hissediyordu. Acaba şu kaynayan su gibi taşar mı benim de içimdeki hisler? Yavaş yavaş ucuna kadar geldiği sandalyeden kalktı. Alnından terler boşalıyordu. Bir an evvel bu ortamdan ayrılmalıydı.

Hızlı adımlarla dış kapıya yöneldi ve çıktı. Apartmandan ayrılırken koşmak geldi içinden.Bir çocuk gibi hür ve bir kuş gibi özgür. Komşuların kınamayacaklarını bilse koşardı da zaten. Öyle ya her şeyi onlara göre ayarlamalıydı. Onlar değil miydi annesini dolduruşa getirenler? Nereye gideceğini bilemedi önce. Ne yapardı böyle durumlarda gelmedi aklına. Sonra ayaklarının onu parka götürdüğünü fark etti. Küçükken de annesi ona kızdığında parka gider saatlerce oynardı. Şimdi oynayamazdı ama yine de bu park iyi gelirdi. Çevresindeki herkes ona bakıyordu. Ya da o öyle sanıyordu. Hatta bakışlarında o bildik sorular: “Kaç yaşındasın? Ne zaman evleneceksin? Ne iş yapıyorsun?” Yanından geçerken bankta oturan gözlüklü, takım elbiseli, yaşlı amca kalkmak için yardım isteyecekti ki, oralı bile olmadı Ali. “Hayır! konuşmayalım lütfen. Neler soracağınızı biliyorum," dedi ve koşar adım uzaklaştı parktan.

İçinde iyice belirginleşen koşma arzusunun önüne geçemez oldu. Koşmaya başladı sonra. Her adımda bir sıkıntısını geride bırakıyor gibi rahatlıyordu. Evini görebileceği yüksek bir yokuşu sonuna kadar tırmandı. Bir de uzaktan konuşacaktı annesiyle. İstemiyorum diyecekti. İstemeye istemeye nasıl evlenebilirim? Nasıl birinin hayallerini, umutlarını yıkabilirim? Hem kolay mıydı öyle hayal yıkmak? Korkuyordu işte evlenmekten.Evlenmekten daha da çok üzmekten. Karanlık iyiden iyiye kendisini hissettirmişti. Kim bilir kaç saat kalmıştı orada. Üşümüş olacak ki kollarını ovalayıp ayağa kalktı oturduğu taştan. Şehre doğru, adeta her bir evin içine girmek istercesine meraklı bir bakış attı. Yüzlerce ev ve yüzlerce ışık görünüyordu şehirden. Her ışık bir hayat, her ev bir yuvaydı. Mutlu mu acaba bu evlerdeki kadınlar? Ağlayan var mı acaba şu an aralarında? Eeşlerini mi bekliyorlar cam kenarlarında, diye düşündü. Hep böyle hatırlıyordu Ali annesini. Cam kenarında babasını beklerken. Niye bu kadar ısrar ediyordu ki annesi? Ali gidecek bir yerinin olmadığını düşünüp evine yöneldi yine. Kapıyı açan annesinin boynuna sarıldı. Hemen söze girdi. “Anneciğim senin üzüldüğün günler geliyor aklıma. Hatta hiç gitmiyor gözümün önünden. Ya ben de üzersem bir kadını? Yakarsam canını, hayatını? Kim bilir ne hayaller kuruyordur evleneceğim kadın? Ya hayallerindeki gibi biri değilsem? İşte yapamam anne, bu günaha giremem. Hayallerinin katili olamam kimsenin.” 

Annesinin kollarından ayrılırken hiç takati kalmamıştı artık. Babasının duvardaki resmine bakarken özlemle karışık bir kızgınlık hissetti ve uyumaya gitti Ali.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR