Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

2 Temmuz 2023

Öykü

Yaz, Değirmen Çeken Kzılar ve Geçmeyen Bir Şey

Mehmet Kabakçı

Paylaş

7

2


 

Anımsıyorum. Zeyhano birden kapının ağzında göründü ve bağırdı. Atlar ürktü, tavuklar ürktü, serçeler ürktü. Ve ellerini geçirip yırttı üstündekileri. Memeleri gözüktü Zeyhano'nun anımsıyorum. Çıplak göğsünün tahtasına yumruğunu bir tokmak gibi vurdu. “Oooy!” diye bağırdı, “Oooy! Öldüm ben oooy!” Anımsıyorum. Çocuktum, iplik eğiriyordu annem ve o günlerde dünya, yeni sürülmüş tarlalar kadar sessizdi, yumuşaktı. 

Vurdu. Yumruklarını gürz gibi havaya kaldırıp tekrar tekrar vurdu döşüne Zeyhano. Çocuktum. Babamın dişlerinden biri altındı ve bıyıkları boyalıydı. Annem iplik eğirirdi hep. Bir dut ağacının altında oturuyorduk. Ağaç büyüktü, hepimiz sığardık gölgesine. Ben vardım, Mame vardı, Mame'nin karısı Fate vardı, Fate'nin kızları Mürsel'le Zeynep vardı ve Koca Aşey vardı bir de. Koca Aşey ki, hepimizin atasıydı. Alnında dövmeleri, çenesinin ucunda bir tutam sakalı vardı. Doksandan sonrasını sayma bre oğlum, derdi babama. Hani derdi, kim kaldı; şu suyun iki tarafında benim yaşımda bir tek karı kaldı mı? Başlığının altında saçlarını görürdüm. Kına sürerdi başına annem Koca Aşey'in. Bir değneğe dayana dayana yürürdü. Yorulurdu. Beş on adımda bir dururdu. Anımsıyorum. Koca Aşey'i anımsıyorum. Eğilerek yürürdü, ta yerlere kadar eğilerek yürürdü. İnsan gibi görünmezdi o zaman. Beş on adımda bir soluklanmak için dururdu. Kocalmış, suyu tütüp gitmiş bir incir ağacı gibiydi gövdesi.

Anımsıyorum. O dut ağacının altında yaşardık. O dut ağacının altında konuşurduk her şeyi. Ben konuşmazdım. Belki konuşmayı bilmeyen bir yaştaydım. Çocuktum. Annem iplik eğirirdi ve iplik eğirirken ağlardı bazen. Sırtına alır götürürdü beni. Büyük bir suyu geçerdik ve herkesin başka bir dil konuştuğu, herkesin beni öpüp sevdiği başka bir köye gelirdik. Kocababam vardı o köyde, anımsıyorum. Koku sürerdi ellerinin üstüne. Bir dolaptan kalın bir kitap ve bir de gözlük çıkarır okurdu. Okurken ağlardı. Ne okurdu, niye ağlardı anlamazdım. Babam kırmızı bir atla gelirdi o köye. Atın hurcunda hep kavun olurdu anımsıyorum. Annemle beni alıp geri götürürdü. Bir uçurumun başına kadar gelirdik. İnerdik attan. Babam konuşmazdı. Annem konuşmazdı. Ben konuşmazdım. Anımsıyorum, uçurum başlarında, hep annemin sırtından bakardım büyük, dolana dolana akan o ırmağa. Korkardım. Annem gizli gizli ağlardı. Fark etmediğimi sanırdı. Ben korkardım. Annemin yazmasının altında simsiyahtı saçları. Dik kayaların yanından, daracık yolaklardan inerdik suyun kenarına. Babam atının önünden yürürdü. Nereye basacağını tarif ederdi ata. Sonra suyu geçerdik. Atla geçerdik bu sefer. Anımsıyorum, atın üstünde ne güzel görünürdü ırmak. Serin kokardı su kenarları. Ben annemin beline sarılırdım, annem de babamın beline sarılırdı. Anımsıyorum ne güzeldi suyu geçmek o şekilde.

 

 

Anımsıyorum. Şişman, iri kara kaşlı, kara bıyıklı bir adam gördüm. Bir at arabasını çeken atın yularından tutuyordu. Yorgundu adam. Bezgindi. Gördüm. O at arabasının üstündeki ölüyü gördüm. Biçilmiş buğday saplarını ve kuru tahtalara akmış kanı gördüm. Saplar ışıl ışıldı ve kan da ışıldıyordu. Dut ağacının altındaydık. Bir yaz günüydü. Çünkü ağacın altındaydık. Serindi, gölgelikti. Hep kavun kokardı Hallo. Ben vardım, Mame vardı, Mame'nin karısı Fate vardı, Fate'nin kızları Mürsel'le Zeynep vardı ve Koca Aşey vardı bir de. Annem iplik eğiriyordu. Koca Aşey inliyordu. Hep ağlıyormuş gibi, bir şeyden, kötü bir olaydan söz ediyormuş gibi inliyordu. Mürsel'le Zeynep yuvarlak bir taşın kulpundan tutmuş soluk soluğa çeviriyorlardı onu. Anımsıyorum, mercimek öğütüyordu kızlar. Gölgeydi, serindi ağacın altı ve dünya yumuşacık bir iplik gibi sessizdi. Tahtaların üstüne akan kara kırmızı kanı gördüm. Hallo'nun başı yana devrilmişti. At arabasını çeken atı gördüm. Serinlikti. Kimsenin bir şeyden haberi yoktu daha. Belki bu yüzden Zeyhano'nun göğsüne vurduğu yumruğun sesini duymuştum. Ağacın biraz ötesindeydi evleri. Zeyhano'lar vardı, Mame'ler vardı bir de biz vardık. Ağaç, bu üç evin ağacıydı. Bu üç evdeki herkes o ağacın altındaydı. Anımsıyorum. Güneş yarıya kadar yükselmişti belki, belki daha da erkendi. Taş serindi. Yapraklar serindi. Kap kacak serindi. Ağacın altında hep mutluydum. Koca Aşey eski günlerden söz ederdi babama. Mame kekemeydi, anlatamazdı bir şey diyeceği zaman. Gülerdik. Karısı Fate de gülerdi. Bir gün annem yapmışsa başka gün Zeyhano yapardı yemeği. Anımsıyorum Zeyhano'nun elleri beyazdı. Bize benzemezdi o, yüzü de beyazdı. Boynunda hep sarı sarı altınlar vardı. Pekmez kaynattığımız kazanı çıkardı annem, anımsıyorum. Ölüyü yıkayacaklarmış, öyle dedi Mürsel'le Zeynep. Ocağın altına odun sürüyordu Mame, ağlıyordu. Mame'nin kardeşiydi Hallo. Anımsıyorum, Zeyhano'nun memeleri açılmıştı, yırtmıştı üstündekileri ve göğsüne göğsüne vuruyordu yumruklarını. Duydum, “Oooy baveee!” diye bağırdığını duydum. “Oooy!” demişti, “Bu sen misin herifçiğim oooy!” demişti. Anımsıyorum. “Fateey!” diye inlemişti Koca Aşey, “Fateey! Git şunun bağrını kapat Fateey! Bu neydi anam,” demişti Koca Aşey, “bu neydi başımıza gelen!”

Anımsıyorum, o at arabasını anımsıyorum. Tekerleri yavaş yavaş dönüyordu. Saman kokusu gelmişti burnuma. Atın başını kara bıyıklı, çehresi gölgeli bir adam çekiyordu. Ekin saplarına kan bulaşmıştı, parıldıyordu. Biz gölgedeydik, ağacın altında konuşuyorduk. Ben konuşma bilmeyen bir yaştaydım. Fate'nin kızları değirmen çekiyordu. Çekerken gülüşüyorlardı. Birbirine sürtünen taşlardan hoş bir ses geliyordu. At arabasının üstündeki ölüyü gördüm. Hallo'nun ölüsüydü. Sırt üstü duruyordu. Kolları ve bacakları gövdesinden ayrıktı. Başı yana düşmüştü. Ölmüştü. Kanı akmıştı tahtaların üstüne. Reçine gibi, erimiş bir sakız gibi sünmüştü kan bazı yerlerde. Gördüm. Ağzı da kanlıydı. Şalvarı kanlıydı. Üstündeki atlet kanlıydı. Meşe yapraklarını da gördüm. Kurumuş buğday saplarının arasında meşe yaprakları nasıl da serindi. Üstü başı, her yanı kızıl kan içinde kalmıştı. Ölmüştü. Öldürmüşlerdi Hallo'yu.

Anımsıyorum, o at arabasının geldiği günü anımsıyorum. Simsiyah bir atın başından tutuyordu ve gideceği evi biliyordu adam. En önce ben gördüm o siyah atı. En önce ben gördüm Zeyhano'nun bağrını yırttığını. Sonra hepimiz gördük Hallo'nun ölüsünü. Değirmenin sesi aniden kesildi. Annemin elindeki yün yumağı düştü. Hava serinlikti daha. Dünya çok sessizdi. Ta suyun öte tarafındaki köylerden çocuk ağlamaları duyulurdu. Koca Aşey değneğine yaslanır, eski günlerden söz ederdi. Mame konuşamadı. Konuşmak istedi ama konuşamadı. Ben Zeyhano'yu gördüm. Kapının eşiğine nasıl can havliyle çıktığını gördüm. Biri ona dışarıdan seslenmedi. İçeride öğrendi nasıl öğrendiyse kocasının ölüsünü kapıya getirdiklerini.  At arabasının tekerlekleri yavaş yavaş dönüyordu. Her şey durmuş da sadece o tekerler hareket ediyordu sanki. Başındaki örtüyü çekip attı Zeyhano. Üstünü parçaladı ve memeleri gözüktü. Gördüm. Yumruğunu bir tokaç gibi havaya kaldırıp göğsüne vurduğunu gördüm. Boğazı kesilmiş bir tavuk gibi havalanıp havalanıp yere atıyordu kendini gördüm. Önce bağırdı: “Oooy” dedi. “Oooy herif bu sen misin!” dedi. Saçlarını yolmaya başladı sonra. “Fateey!” dedi Koca Aşey, “Git şunun üstünü ört Fateey!”

Anımsıyorum, her şey gözümün önünde oldu. Kendini yere atıyor, yerde ne bulursa alıp başına vuruyor, sonra tekrar havaya zıplayıp tekrar düşüyordu Zeyhano. Başı gövdesinden kopmuş bir kuş gibi ne yapacağını, neye uğradığını şaşırmıştı. Saçlarını nasıl avuç avuç yolduğunu gördüm. Sesinin aniden kesildiğini, bağırmak isteyip de bağıramadığını, üstünü başını nasıl parçaladığını gördüm. Yerde döne döne göğsünü yumrukladığını, döne döne başını taşlara vurduğunu gördüm. Annemin başka bir dilde, suyun öte tarafındaki o köyde yaşayan kocababamın diliyle, ağladığını gördüm. Fate'nin Zeyhano'ya koşarken yıkıldığını gördüm. Fate'nin Zeyhano'yu zapt edemediğini, Mürseel, Zeynoo, yetişin hele yetişin, diye bağırdığını gördüm. Babamın, Mame'nin ve o kara bıyıklı ciddi adamın ölüyü kaldırıp ağacımızın altına koyduklarını gördüm. Vurmuşlar, dediklerini duydum. Korulukta sıkıp öldürmüşler dediklerini duydum. Anımsıyorum, Koca Aşey beni yanına çağırdı. Hindi gibi sesler çıkarıyordu ve sallana sallana inliyordu. “Korkma kurban, korkma sen,” dedi bana. Anımsıyorum, “Korkma ane heyran, bir şey yok korkma,” dedi.

Anımsıyorum, üç evin orta yerine bir ocak kurdular. Annem su doldurdu büyük bir kazana. Anımsıyorum kazanın altına odun sürüyordu Mame. Hava serindi anımsıyorum. Zeyhano saçlarını yoluyordu. Zeyhano aklını yitirmişti. Zeyhano kendini kaldırıp kaldırıp yere vuruyordu anımsıyorum. İnsanlar toplanmıştı, evlerin damlarında, bahçe duvarının arkasında kara kara başlar, kara kara kuşlar gibi toplanmıştı ve başımı ne yana çevirsem, nereye baksam oradaydılar. Oradaydılar ve Zeyhano'ya bakıyorlardı. Hallo'nun ölüsüne bakıyorlardı. Anımsıyorum, her şey sessizdi. Başlar sessizdi. Taşlar sessizdi. Ağaçlar sessizdi. Gölgeler sessizdi. Toprak sessizdi. Zeyhano de sessizdi. Bağırıyor gibiydi ama sesi duyulmuyordu.  “Korkma ane heyran,” dedi Koca Aşey, “korkma kadasını aldığım.” Yüzüme ocaktaki ateşin sıcak yeli değiyordu ve anımsıyorum kazanın üstünde buğu gibi ruh gibi bir şey tütüyordu. Annem onun içinde titreşiyor, yalpalıyordu. Dişleri yoktu Koca Aşey'in. Ağzımda bir tane bile diş kalmadı, tavuklar gibi oldum, demişti bana anımsıyorum. Her yanımız insandı. Hepsi bize bakıyordu, başları kapkaraydı ve hepsinin gözleri tuhaf bir canlılıkla parıldıyordu. Düğün evi gibiydik. Hallo ölmüştü. Hallo öldürülmüştü.

Anımsıyorum. Önce at arabasının tekerlek seslerini duymuştum. Yavaş yavaş dönüyordu tekerler. Atlar yorgundu. Atın başını çeken adam yorgundu. Anımsıyorum evet, o biçilmiş buğday saplarının, kuru otların ve kara yaprakların üstünde Hallo'nun ölüsünü gördüm. Önce saman kokusu gelmişti burnuma, sonra kavun ve sonra kan. Zeyhano, kimse daha ona seslenmeden kapıya çıktı ve üstündekileri yırtıp merdivenlerden attı kendini. Anımsıyorum. Koca Aşey'in ayakları kurumuş çamura benzerdi. Bir ağaç gibi hep eğikti gövdesi. Değneğini bulamayınca ayağa kalkamazdı. Ellerini de yere koyup dört ayağı varmış gibi yürürdü. “Fateey!” demişti, “Git şunun kulağının dibine iyicene bi vur Fateey! Aklını yitirecek yoksa bu avrat Fateey!”

Anımsıyorum Babamla Mame, Hallo'yu at arabasından indirip ağacın altına koydular. “Vurdular,” dedi arabacı. “Bana da dediler ki, al götür, ölüsünü kapılarına bırak gel.” “Tüfeksiz miydi kendi?” diye sordu babam. “Tüfek müfek görmedim ben,” dedi arabacı. “Gitme, demiştim,” dedi Mame. Ağlıyordu. Konuşması düzelmişti. “Gitme demiştim kaç kere. Gitme bunlar seni vurur demiştim. Yook! Ben bir şey dedim mi tam tersini yapacak ya!”

Başka başka adamlar geldi anımsıyorum. Tanımadığım adamlar geldi. Kadınlar duvarın arka tarafındaydı, evlerin damına çıkmıştı herkes. Sessizdiler. Kadınlar sessizdi, çocuklar sessizdi. O yeni gelen adamlar da sessizdi. Kendini yerden yere atan, saçlarını yolup göğsünü yumruklayan Zeyhano de sessizdi. Anımsıyorum. Kazanın suyu kızmıştı. Zeyhano'yu tüten buğunun içinde gördüm. Babam bizi atıyla ırmaktan geçirirken suya yansıyan şekiller gibi dalgalanıyordu Zeyhano. Bir tek Koca Aşey inliyordu. Bir tek Koca Aşey'in sesini duydum. Fatey'in kızları elimden tutup götürdüler beni anımsıyorum. Her şey gözümün önünde oldu. Sırıklar diktiler tahta divanın çevresine ve beyaz çarşaflar çektiler anımsıyorum. Babamla Mame içerideydi. Görünmüyorlardı. Ölünün suyu kızmıştı. Damlarda, duvarların ardında, evlerin önünde dimdik durmuş, sessizce bize bakıyordu insanlar. Alıcı kuşlar gibidir insanoğlu demişti Koca Aşey, düşmeni gözler hep tepende. Annem büyük bir leğen getirdi omzunda. Kazanın yanına koydu. Bir sıcak, bir soğuk su aktarıyordu leğene. Anımsıyorum ölünün yıkandığı yerden kanlı kanlı köpükler akıyordu toprağa. Toprak serindi. Gölgeler serindi. İnsanlar ciddiydi ve sessizdi. Korkmuş gibiydi insanlar, ürkmüş gibiydiler. Gördüm. Tavuklar, Hallo'nun kanının aktığı toprağı eşeliyordu. Gördüm, tavuklar Hallo'nun kanını emen toprağı gagalıyordu.

Üç evin ağacıydı. Altında oturur aşımızı yerdik, çayımızı içerdik, değirmen çekerdi Fate'nin kızları. Koca Aşey de olurdu. Eski zamanlardan konuşurdu. Benden dört beş yaş anca büyükmüş o zaman, yani geldiklerinde. Yani almaya geldiklerinde, onu alıp götürmeye geldiklerinde. Babamın babası onu üzüm sepetiyle kuyunun içine sallandırmış da öyle kurtulmuş. Bu ne demekti bilmiyorum ama ağacın altında Koca Aşey böyle şeyler anlatırdı. Annem ağlardı hep. Anneme niye ağlıyorsun anne diye soramazdım. Ayıp demişti Fate'nin büyük kızı Mürsel, kadınlara niye ağladığı sorulmaz.  Anımsıyorum Hallo ağacın altında kavun keserdi. İlk dilimi bana verirdi her zaman. Güzel bir bıçağı vardı. Anımsıyorum. Severdi bıçağını, işini bitirdikten sonra temizler, şalvarına siler, geri cebine koyardı. Ağacın altında olduğumuz günler ne güzeldi. Kavun kokardı her yer. Annem iplik eğirirdi. Çay demlerdi Fate'nin kızları. Mame kekelerdi. Fate gülerdi kocasına. Severdi Mame'yi. Hepimiz birbirimizi severdik. Gülerdik bazen, birbirimizle eğlenirdik. Hallo'yu severdi babam. Hallo da babamı severdi. Mame'yi herkes severdi. Eve balık getirdiğinde, kavun karpuz getirdiğinde üçe bölerdi hep babam; birazını Hallo'ya birazını da Mame'ye ayırırdı. Hep gülerdi Hallo. Gülünecek bir şey olmasa da gülerdi. Uzaktan onu gördüğümde bakardım ki gülerek geliyor. Sevinirdim ben de. Hallo benimle konuşurdu, büyük biriymişim gibi konuşurdu. Hep gülerek konuşurdu. Ben konuşmazdım. Konuşmayı bilmezdim. Bazen Hallo benim yerime de konuşurdu.

Anımsıyorum. Babam kolonya ve koku istemişti annemden. Her yanda insanlar vardı. Duvarın ardında kara kara başlar vardı ve hep bize bakıyorlardı. Köy sessizdi. Zeyhano bahçenin ortasında ağlıyordu. Anlamadığım bir dilden türkü gibi bir şey söylüyordu. Anımsıyorum bazı adamlar girdi içeriye. At arabacıyla konuştular. Uzun sakalları vardı. Onlar da anlamadığım bir dilden konuştular. Hep birlikte acıklı bir türkü söylediler. Anımsıyorum. Ölüsünü bir çarşafa sardılar Hallo'nun. Yüzü tertemizdi, gördüm. Orada, Fate'nin kızlarının yanındayken gördüm. Güzel kokular geldi Hallo'nun ölüsünden. Yüzünü gördüm, yine gülüyor sandım bana. “Korkma kurban, korkma!” demişti Koca Aşey. Anımsıyorum bir tahtırevanın üstüne koydular onu. Her yanında kayışlar vardı. O bıyıklı adam; at arabacı ve sakallı adamlar, her biri bir ucundan tutup kaldırdılar tahtırevanı. Anımsıyorum Zeyhano koşarak gelmişti. “Götürmeyin!” demişti. İlk defa sesini duymuştuk hepimiz. “Fateey!” diye bağırdı Koca Aşey, “şu avrada mukayyet ol demedim mi sana Fateey!” Fate ağlıyordu. Annem de ağlıyordu. Fate'nin kızları da ağlıyordu. Babamla Mame sessizce yürüyorlardı. Zeyhano koşmak istiyor da sanki koşamıyordu. Ayağa kalkıp kalkıp düşüyordu. Bağırıyordu sonra Zeyhano. Ağlıyordu. Hallo'ya “Niye öldün sen? Niye öldün herifim!” diyordu. Kızgındı, çok kızgındı. Başından hep kan akmıştı Zeyhano'nun. Elleri kanlıydı. Saçının yolukluğu gözükmesin diye başını iyice bağlamıştı Fate. Anımsıyorum yazması siyahtı ve kırmızı bir kuşak sarılmıştı üstüne. Adamlar omuzlarına almış yavaş yavaş götürüyorlardı Hallo'yu. Acıklı, herkesi ağlatan bir şey söylüyorlardı. Zeyhano'yu tutuyordu Fate. Sarılmış, iyice kucaklamıştı. Zor zapt ediyordu Zeyhano'yu. Fate de ağlıyordu. Hallo'yu taşıdıkları tabuta benzer tahtı devirir mevirir diye üstüne çökmüştü Zeyhano'nun. Kabalalık alıp götürdü Hallo'yu. Zeyhano sustu. Ondan sonra hiç konuşmadı. Ağacın altındaydım, anımsıyorum. Hallo'nun şalvarıyla gömleği oradaydı. Kan bulaşmıştı elbiselerine. Tütün tabakasını gördüm ve sevdiği bıçağını da gördüm.  Anımsıyorum. Bembeyaz bir çarşafa sarılmıştı Hallo. Dört kenarında dört kolu olan o tahtın üstündeydi. Her yanında kayışlar ve demir halkalar vardı tahtın. İyice sarmış, bağlamışlardı Hallo'yu. Anımsıyorum her yer ne güzel kokuyordu. Acıklı türküler söyleniyordu. Annem ağlıyordu. Fate ağlıyordu. Fate'nin kızları ağlıyordu. Zeyhano ağlamıyordu artık. Yere oturmuş, gülerek bana bakıyordu. Koca Aşey beni yanına çağırdı. Anımsıyorum. “Şu Fırat'ın suyu var ya, kara oğlan” dedi. “Kan aktı ha, kan aktı günlerce.” Zeyhano bana bakıyordu. Gözleri tam üstümde değildi, sanki bana bakarken benim ardımdaki bir şeyi görüyordu. Gülüyordu.

YORUMLAR

Armağan Can

Ben de yılar sonra “Anımsıyorum. Bir öykü okumuştum, çok etkilendim” diyeceğim.

2 Temmuz 2023

Aylin Özer

Anımsadım.

2 Temmuz 2023

Öne Çıkanlar

Cortázar’ın Ders Notları KitaplaştırıldıD. G. İbrişim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Gülbin Altunakar

14 Kasım 2025

Temsil Edilemeyen, Öngörülemeyen ve E..

Ömer Faruk’un Bir Yaratıcılık İmkânı Olarak Kaos adlı kitabı, kaosu, yalnızca siyasetin değil, düşüncenin, sanatın, hatta gündelik yaşamın kurucu bir öğesi olarak ele alır. Kaosu modern toplumların boğucu düzen arayışına karşı yeni bi..

Devamı..

Tchaikovsky’nin Dehası

Gökhan Güvener

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024