Akşam yemeği zamanı olmasındı mesela… Oturmayaydık o masaya ailecek... O an başka bir şey yapıyor olaydık… Neden olmasındı ki?
Her akşam otururduk sofraya ailecek. Ablam, annem, bir de babam. Önce perdeler kapatılır, beyaz ışık yakılırdı. Yemekten sonra ışıklar söner, iki spot ışığı yanardı birden; biri babamın gözlerine vururdu, biri ablamın gözlerine. Annem ile ben o spotları görmez, karanlıkta sofrayı toplar, bulaşıkları yıkar, sonra gider uyurduk. Hiç o evde değilmişiz gibi. Evde sadece babam ve ablam kalırdı. Ağdalı bir korku sarardı evi bir de ağdalı bir şehvet….
Bir gün, gizlice ablamın odasına girdim. Ablam yoktu odada. Yatağında ağdadan yapılmış büyük bir yaratık vardı. Kıpırdadıkça şekli değişiyor, bir an korkunç bir canavara dönüşüyor bir an kanatlı bir melek oluyordu. Üzerinde başka bir yaratık daha vardı. Onu altına aldığında melek olmadı bir daha. Onun üzerindeyken; elinde parlayan metalde yüzümü gördüğünde, yapış yapış yüzünü çevirip bana baktı. Sonra o metal bir yukarı bir aşağı defalarca gitti geldi. Korkarak kaçtım odadan. Annemin yanına giderek ablamın odasında bir canavar olduğunu anlattım heyecanla... Annem hem üzgün hem sevinçli bir yüz ifadesiyle “korkma gider şimdi” diyerek beni yatağına aldı.
Zaman kırıldıktan sonra bir daha akşam yemeği yemedik ailecek. Ablam, annem bir de babamın cesedi hepimiz başka şeyler yaptık…






