Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

25 Şubat 2021

Öykü

50'ler Kulübü

Berrin Yelkenbiçer

Paylaş

1

0


Tamam, biliyorum. Bir bu kadar daha ömrüm yok. Varsa bile böyle koşmalı coşmalı ve kalabalık olmayacak. Bu bilgiyi aldım cebime koydum. Hepsi değil ama bazı bilgiler güçtür, kuvvettir. Şu yukarıdaki bilgi ne işime mi yarayacak? Dilim döndüğünce, kalemim erdiğince anlatayım;

Hayatın demini almaya başladığım yaşlarımdayım. Rengim nihayet yerine geliyor. Kendimle, etrafla, günlerle, gecelerle, yaptıklarımla, yapamadıklarımla eskisi kadar didişmiyorum artık. Henüz tam bir barışma halinde değilim. Ama her geçen gün yol alıyorum. İlerledikçe hafifliyorum. İki ileri gidip bir geri döndüğüm günlerim de oluyor ama bununla bile kavga etmiyorum.

Yetmişleri henüz görmediğim için külliyen yanlıştır diyemeyeceğim ama yedisinde neysen ellilerinde o olmayabiliyormuşsun. Yoksa geç gelmiş ama gelmiş sükûnetimi başka nasıl açıklayabilirim?

Ben kendim henüz alışamadım ama eskiden kızdığım, öfkelendiğim, köpürdüğüm, delirdiğim ne çok şeye artık eskisi kadar kızmıyorum, öfkelenmiyorum, köpürmüyorum. Delirmekten henüz tam olarak muaf olamadım ama o da olacak, biliyorum. Gerçi deliliği kendi rızamla tam olarak yok etmiyorum. Kıvamında olduğu zaman az delilik iyidir diyorum. Hem o zaman yaşadığımı hissediyorum. Birazını hep cebimde tutarak bazı kapılarımı açık bırakıyorum. Bütün kapıları sımsıkı kapamaya, bütün gemileri yakmaya gerek yok. Az delilik her yaşta herkesin hakkıdır, değil mi ama!

Artık fırtınalarda gemilerimi limana getirmeyi eskisinden daha iyi beceriyorum. Uzun yol kaptanlığı ehliyetimi almama az kaldı. Kısa mesafelerde de nihayet fena değilim.

Kendimle ilgili bunları yazabiliyor olmam da cebime koyduğum artılardan biri. Başkalarından çok kendime acımasız davranıyormuşum, en önce kendimi yargılıyormuşum, hüküm veriyormuşum. Kalemimi ne çok kırmışım meğer. Şimdi öyle yapmıyorum. Başkalarına da ama en çok kendime şefkat gösteriyorum.

O yüzlerce hata yapmış, binlerce yanlış yola sağmış,  milyonlarca yanlış karar almış ve çoğunu da fark edip geri dönmeye çabalamış kızı eskisinden daha çok seviyorum. Artık onu, hep temiz tutmaya çalıştığı zihnini, çok emek verdiği vicdanını daha iyi tanıyorum. “O sırtının sıvazlanmasını, affedilmeyi, sevilmeyi hak ediyor!” deyip yanağına bir öpücük konduruyorum.

İnsan kendisiyle didişmeyi bırakınca başkalarıyla da iyileşiyor. Artık ilişkilerimde hesap görmenin peşinde değilim. Herkes kendi hikâyesini yaşıyor deyip anlamaya çalışıyorum. Anlayınca bazı hesaplar kendiliğinden kapanıyor. Anlayamadıklarımı da Allah’a, evrene, karmaya, Buda’ya, Yoda’ya, ne bileyim işte, akışa havale ediyorum ve arkamı dönüyorum. Kalan zamanımda niye bir hesap defterinin ağırlığıyla yaşayayım ki?

 Kendi borçlarımı da ödemeye çalışıyorum. Borçlu gitmeye hiç niyetim yok. Haciz gönderilmeden kapıma gelinirse her türlü çözüme açığım.

Hatalarla dolu pişmanlıklarım var. Yüzleşiyorum. Unutmanın karanlıklarına yollamıyorum. Ama onların ağırlığıyla da yaşamak istemiyorum. Tamir etme fırsatım olursa hiç kaçırmıyorum, erdeme çevirebildiklerimi zenginlik haneme yazıyorum. Diğerlerini yüreğimi zihnimi karartmalarına izin vermemeye çalışarak bir yerlerde tutuyorum.

Kibrin havasını soluduğumda topuklayıp uzaklaşıyorum Ne kendimde ne de başkalarında yanıma sokulmasına izin vermiyorum. Kibir elliler kulübüne hiç mi hiç yakışmıyor. Geçelim artık bunları diyorum.

Herkesi, her yeri, her durumu iyi ve haklı görmeye artık çalışmıyorum Bazı kişilerin, yerlerin ve durumların doğası gereği kötü olduğunun farkına varıyorum. Yersiz pollyannacılığın da zaman kaybı olduğunu görüyorum. Kabul etmesi zor olsa da bazı kişilerden, yerlerden ve durumlardan gitmem gerektiği gerçeğiyle yüzleşmeye çalışıyorum. Kaybedecek zamanım azaldı, bir dakikasını bile boşa harcamak istemiyorum.

Ama hayatımda olmalarını kanıksadığım bazı kişilerin, yerlerin ve durumların, aslında ne büyük bir şans olduğunu da şükür ki görmeye başlıyorum. Hiçbir şey olmak zorunda değilken onların benimle olmaları, olmayı tercih etmeleri meğer ne büyük bir zenginlikmiş. Şükrediyorum.

Artık ne çok şükrediyorum. Olanlara, olmayanlara, gidenlere, kalanlara, azalanlara, çoğalanlara şükrediyorum. Şükrettikçe şükredilenlerin arttığını, kalbimi sıkıştıranların azaldığını fark ediyor ve daha çok şükrediyorum. Elliler Kulübü’nün bu çığa benzer döngüsüne bayılıyorum.

Hırslarımı ehlileştirdim. Artık tırıs gidiyorum. Durmaya niyetim yok ama kimseciklerle de yarışmıyorum. Gerek yok! Eskiden vardı ama şimdi yok. Canım isterse yine maraton koşarım ya da yüz metre’de elimden geleni yaparım. Eğer istersem, Murakami gibi Atina maratonunu tersten koşma gücüm bile var. Ama en güzeli bayrak yarışı. Hem yalnızsın hem değil. Takım olmaktan güzeli var mı?

Bedenimle barıştım ki en büyük hafifliklerden biriymiş meğer. Canım benim ya! Ne kadar acımasız davranmışım elime, koluma, göbeğime, kalçalarıma, burnuma, bilumum kalan yerlerime. Varsın doğal sarı olmasınlar, ayva olmasınlar, hokka olmasınlar. İyi iş çıkarıyorlar, önemli olan bu. Aslında hep iyi iş çıkarmışlar, ellerinden geleni yapmışlar da işte insanın bunu fark edebilmesi için bu kulübe ermesi gerekiyormuş.

Saçlarımdaki beyazlar arttı sanki. Sağ yanağımdaki kahverengi leke de neyin nesi? O kadar spor yapıyorum, göbeğimdeki baklavalar niye saklanıyorlar? Kaşlarım nereye kayboldu kaşlarım? Çizgilerim kırışıklığa mı dönmeye başladı yoksa? Ellerimde damarlar mı belirmeye başladı yoksa yanlış mı görüyorum? Hayır efendim, dudaklarım incelmeye başlamadı, bana öyle geliyor. Yoksa bunlar altmışların ayak sesleri mi?

Öyleyse bile, madem yaşıyorum, aldım kabul ettim. Dedim ya, didişmeye hiç niyetim yok. Beyazlarımla, lekelerimle, göbeğimle, kırışıklarımla kavga etsem ne değişecek? Enerji ve zaman kaybedeceğim.

Bak canım kendim, artık zamanın da enerjin de eskisinden daha kıymetli. “Yaşadığın her anın kıymetini bilip tadını çıkarma” yaşlarındasın artık. Bunu bil, ona göre davran.

Pencerende doğan her güne iki kere şükret. Sevenlerin ve sevdiklerinle dol, dolaş, sallan yuvarlan. Daha iyi ve net görüyor olman mecburen kullanmaya başladığın gözlüklerden değil şekerim. Elliden o elliden. Net görünce net biliyorsun. Ama bilginin ağırlığı vardır. Bu ağırlığın canını acıtmasına izin verme. Krizi fırsata çevir. O bilgiyle, görgüyle neler neler yapabilirsin, bir düşünsene. Hiç durma! Yap!  Ya da yapma. İstediğin buysa buna da izin ver. Kendine artık izin ver.

Demlenmek çok güzel, gelsenize!

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhap Hulusi Görey: Cumhuriyet'in Görse..Derya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Daniel Treisman

2 Temmuz 2025

Manipülasyonun Gücü

Günümüz diktatörleri biraz farklı çünkü onların yönetim biçiminin temelinde şiddet değil, manipülasyon var. Donald Trump genellikle sahip olduğu otoriter arzular sebebiyle eleştirilir, hatta otoriter eğilimlerin önünü açmakla suçlanır. Trump’ın liderlik tarzını ülke dışındaki emsa..

Devamı..

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024