Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Şubat 2022

Gezi

İçimdeki Ada

Selma Sayar

Paylaş

2

2


“Tam iki senedir insanlardan kaçıyordum. Ne sevincim ne kederim belliydi. Yalancıktan seviyordum. Dilim paslı, uykum berbattı. Ama şimdi, karides avlayan balıkçıların ışıklarıyla geçen hastalığıma inanmıyorum” sözlerin buraya, bu adaya neden geldiğini çok güzel özetliyor bence.

Uzun süren kış ayı bitmiş, Burgazada’nın üzerindeki kara bulutlar gitmiş, yerini masmavi, çarşaf gibi bir gökyüzüne bırakmıştı. Yemyeşil çam ormanları arasına saklanmış tarihi adanın konakları, köşkleri denize göz kırpıyordu. Martılar, adaya giden yolcuların attıkları simit parçalarını kapabilmek için âdeta birbiriyle yarışıyordu.

İskeleden indim, İstanbul’a sırtımı verdim, yönümü adaya döndüm, yürümeye başladım. Adada, beni ilk karşılayan sen oldun. Etrafı rengârenk bahar çiçekleriyle bezenmiş kaidenin üzerinde dimdik duruyordun. Sol elin çenende sanki beni selamlıyordun. Göz göze geldik. “Bir gün doğup büyüdüğüm topraklardan ayrılmak zorunda kalsaydım, vatan diye en çok yüreğim sızlayarak özleyeceğim yer Burgazada olurdu. Benim için Burgaz vatandır” sözünü anımsadım. Yıllardır hayalini kurduğum “seni” vatanında görme özlemim nihayet gerçekleşiyordu.

Etrafımda insan dostu, sevimli ve sakin ada köpekleri oynaşıyor. Onlarla beraber yürüyorum. Sağlı sollu gördüğüm manzaralar, tarihi dokular, muhteşem mimari yapılar büyülüyor beni. Diğer adalara bakan her sokağın ayrı bir güzelliği var. Beş dakikalık yürüyüşten sonra Çayırlı ile Kış Bahçesi sokağının kesiştiği köşedeyim. Senin yaşamış olduğun köşkün önündeyim. Yürürken, buraya gelinceye kadar aklımda yalnızca sen vardın. Senin bu yollarda, bu sokaklarda yürüdüğünü düşününce daha fazla heyecanlandım. Çocukluğumdan bu yana kitaplarınla beslediğim ruhum, bir anda seninle konuşmaya başladı. Vapura binmeden önce mutlaka bir kitapçıya uğrayıp bir kitabını almam önerilmişti ama hiç gerek yok ki, çünkü bütün kitaplarını okudum. Kimi bölümleri, kimi dizeleri satır satır belleğimde, en çok da “Ben denizi, balık tutan, ekmeğini denizden çıkaran insanı çok severim” sözü yankılanıyor zihnimde.

Evinin önündeyim şimdi. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı bile. Geldin, karşıladın beni kapının eşiğinde. Gülümseyerek selamlaştık. Buyur ettin içeriye. Birazdan bana anlatmaya başlayacaksın. Biliyorum, o naif sesin ve bedenin bana yol gösterecek. İlk, senin en sevdiğin çalışma odana geçiyorum. El yazınla tuttuğun notlarına, eserlerinin ilk baskılarına, sana imzalanmış kitaplarına elimle dokunuyorum. Kullanmış olduğun eşyalarına, fotoğraflarına, mektuplarına, kartpostallarına büyük bir hayranlıkla bakıyorum. Evinde gördüğüm her ayrıntı bana farklı ve bir o kadar yeni bir hikâyeyi anımsatıyor. İyi ki gelmişim diyorum içimden. Sahi senin gelişin nasıl olmuştu acaba adaya? Gerçi, “Tam iki senedir insanlardan kaçıyordum. Ne sevincim ne kederim belliydi. Yalancıktan seviyordum. Dilim paslı, uykum berbattı. Ama şimdi, karides avlayan balıkçıların ışıklarıyla geçen hastalığıma inanmıyorum” sözlerin buraya, bu adaya neden geldiğini çok güzel özetliyor bence. Öyle ya, senin evine doğru yol alırken, adanın müdavimlerinin beni gülümseyerek selamlaması çok şeyler anlattı bana. Burada herkes çok sevecen ve kibar. Oysa dünya bu kadar kirlenmişken, insanların kötülüğü bu denli artmışken, bu gülümsemeler, bu içten ve samimi selamlaşmalar bana çok iyi geldi. Çürümeye başlayan ruhumu canlandırmaya çok ihtiyacım vardı. Yaşadığımı hissetmeye, yok olmaya yüz tutmuş umutlarımı yeniden yeşertmeye, sevmeye ve sevilmeye geldim. Duygularımı yeniden coşturacağın, tıpkı Siddhartha’da olduğu gibi kendimi yeniden keşfetmeme yardımcı olacağın için minnettarım sana!

İçsel dünyama yapacağım bu yolculukta benimlesin ya, bunun ruhsal doygunluğunu şu anda sözcüklerle anlatamam sana. Yaşamın dayanılması zor ağırlığı çökmüştü üzerime. Sarsıntılardan kurtulmaya, kendime yaşattığım ıstıraptan arınmaya, yarım yaşanmış aşklarımın defterini kapatmaya geldim. O sayfaları kapatmadan yeni sayfalar açamıyorum. Olur ya, belki de yeni aşklara yelken açmaya geldim. Elimden tutup benim yol göstericim olursun değil mi?

Beni benden koparan hayal kırıklıklarımı, düş yorgunluklarımı, kendi tarihimin çöplüğüne gömmeye geldim. Bunu yapabilmek için gerekirse kendimle, yanlışlarımla, hüzünlerimle yüzleşmenin yürek sancısını hissetmeye hazırım. Biliyorum, bu yüzleşme, bugüne kadar bencilce yaşayan bana çok güç gelecek, çünkü hep övünürdüm, her türlü zorlukla baş ediyorum diye. Anladım ki bazen sadece durmak ve düşünmek ya da her şeyin en kolayına kaçmanın yolunu bulmak gerekiyormuş. Şair diyor ya, “Aramakmış oysa sevmek, özlemekmiş ya da” devamını unuttum bile şarkının. Sonrasında her şeyi geride bırakarak sakince, gerekirse sessizce ama tasasız sürdürmek istiyorum yenilenmiş ve gençleşmiş yaşamımı. Bu yüzden bu adadayım ve senin evindeyim, seninleyim. Sığınacağım limanım olur musun benim? Umudum olmanı, beni iyileştirmeni istemeye geldim. Buna hakkım olduğunu düşünüyorum; çünkü seni sen kadar tanıdığımı biliyorum. Senin de beni anlayacağını düşünüyorum. Ne garip ki; ikimiz de kimsesiz adalar büyütmüşüz içimizde, kimseciklerin giremediği, kendimize bile itiraf edemediğimiz duyguların yaşandığı bir ada! Tabii içinde kalabalıklar olsa da ikimiz için kimsesiz bu ada!  Bunun için buradayım ve içimi açtım sana, kucakla beni! Buna çok ama çok ihtiyacım var, çünkü geçmişim ölü duygularla dolu bir mezarlık. Elimi tutmazsan, kucaklamazsan beni, her an hortlayıp hayatımı daha da cehenneme çevirebilirler. Yaşamak istiyorum, yalnızca bu mu? Değil tabii. Sevilmemiş bir insanın bütün hırsıyla, aşkın yoğun özlemiyle sevilmek desem, çok şey mi istemiş olurum senden?

Gülümsüyorsun bana! Harika! Bu, beni anladığın anlamına geliyor. Yaşasın, bana “hişt hişt” diye seslenen sesini duyuyorum. Tıpkı senin geçmişte burada, bu adada, nerden geldiğini bilmeden duyduğun o ses gibi. Bu bile yeter bana. Ne demiştin? “Nereden gelirse gelsin; dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, hayvandan, ottan, böcekten, çiçekten… Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir ‘hişt hişt’ sesi gelmedi mi fena! Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları…” Şimdi seninle birlikte, senin en sevdiğin deniz de seslenmeye başladı bana! Hişt hişt gelsene, söyleyeceklerim var sana, diyor. Bekle, diyorum denize. Önce seninle birlikte olmanın, seni dinlemenin keyfini duyumsadıktan sonra geleceğim diyorum ona. Dilimde senin “sevişme vakti” dizelerin varken, hemen gidemem ki evinde biraz daha dolaştır beni, duyumsat bana kendini!

Evinin farklı odalarında gezinmeye devam ediyorum. Öykülerini yazdığın kalemine dokununca, inceden bir yel esiyor ruhuma. Esinti, hikâyelerindeki yosun kokusunu duyumsatıyor bana. Başım dönüyor ama keyifleniyorum. Hatta duygu dünyam değişmeye başladı bile. “Dünya değişiyor dostlarım.” diyordun ya. İzninle sana burada bir katkı yapmak istiyorum. Evet, dünya değişiyor ama değişmekle kalmıyor, yaşlanıyor da! Tıpkı bizim gibi.

Benim yaşadığım şimdiki dünya farklı. Senin gördüğün, pencerelerinden mimozaların sarktığı evler kayboldu, yerine beton yığınları doldu! Çiçeğini, böceğini, martılarını, çayırların buğusunu anlattığın dünya yok artık. Yaşasaydın nasıl anlatırdın kim bilir? Mutlaka bir yolunu bulurdun; belki geçen bir vapurun sesinden ya da bir çocuğun gülüşünden ilham alır, o küçücük kalbinde yaşattığın büyük insanlığınla, ne güzel betimlerdin gördüklerini. O tılsımlı sözcüklerinle yeniden anlatırdın kiraz mevsimini, sevişme vaktini. Fırtınaları ayağımıza, meltemleri saçımıza yollardın. Sandalsız balıkçıları, Sivriada’nın boz tavşanlarını çağırırdın. Ay ışığını martının sırtından alır, adanın üzerini aydınlatırdın. Hele yalnızlığını nasıl sakladığını bir başka güzel anlatırdın; çünkü yalnızlık en güzel sana yakışıyordu. Seni okudukça, sana neden “yalnız adam” dediklerini o kadar iyi anladım ki! Senin tercihindi ve bilerek ve isteyerek seçtin kendi yalnızlığını. Ayrıca yalnızlık sana yakıştığı kadar, seni mutlu da ediyordu. İstediğin zaman, istediğin gibi yalnızlığınla geziyordun ada sokaklarını. Sansürsüz, özgürce yazıyordun öykülerini ve dizelerini. Kimse karışamıyordu sana. Kendi sınıfından insanların yaşam tarzlarını beğenmediğin için küçük insanlara duyduğun yakınlıktı aynı zamanda yalnızlığın. Gün geldi, küçük bedeninin büyük hayallerine sığmadı bu koca dünya! Bu kez de hayali kişiler, düşten şehirler kurarak anlattın yalnızlığını. Biliyor musun, pek çok konuda ortaklaşıyoruz seninle. Senin kadar duyarlıyım ben de. Senin gibi tahammülde zorlanıyorum çevremdeki haksızlıklara. O anda tek sığınağım kâğıtla kalem oluyor sen gibi. Bir farkımız, senin anlatmakla bitiremeyeceğin çocukluk cennetin, benimse hiç anlatamayacağım ve unutmak istediğim çocukluk cehennemim var!

Ahşap merdivenler, birinci kat; yatak odan, kitap odan, derken adayı içine doldurduğun ikinci kat. Sonra mektupların sarıp sarmaladığı, her bir yanı mektup kokan odan! Ayrı ayrı kayboldum odalarında! İyi ki kaybolduğum anlarda imdadıma yetişip, elimden tuttun; anlattın her bir şeyi, gezdirdin her bir yeri. Son durağım çatı katın. Evinin çatı katından seyre dalarken adayı, aynı zamanda hayallere de daldım. Yalnızlığımın dünyasını doldurdun ya, bilsen ne kadar mutlu oldum. Bir insanı sevmekle başlıyorsa her şey, artık senin ruhunun derinliklerini keşfetmiş olmanın çok şeyiyle başlıyorum yeni düşlerime. Başımı yukarıya kaldırıyorum; içimdeki cana sıkı sıkıya sarılarak, eksiklerimi tamamlamış olmanın bahtiyarlığıyla merhaba diyorum adanın gökyüzüne…

YORUMLAR

Selma Kaya

Kalemine sevgili arkadaşım.

19 Şubat 2022

Selma Kaya

Kalemine sevgili arkadaşım.

19 Şubat 2022

Öne Çıkanlar

The Crown’un 4. Sezonunu İzlemeniz İçi..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

S. E. Breitegger

3 Mart 2025

Cesaret

Twombly’ninki ekfrastik şiir değil, ama Barthes bunlara tam resim de denemez, diyor. Kaligrafiyle ve yazıyla ilgisini açıklıyor.Önümde beyaz bir sayfa var. Bu bir bilgisayar ekranı, bir kağıt, ya da bir tuval olabilir. Üstüne her şeyi yazmak ya da çizmek benim elimde. Aynı anda sayfa da bana ..

Devamı..

Kurmacada Bakış Açısı: Birinci Tekil Ş..

Simon Laroche

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024