Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

29 Temmuz 2020

Öykü

İki Fincan Bir Boşluk

Bekir Dadır

Paylaş

1

0


“Bir kahve yapayım diyorum
İki fincan koyuyorum, süt hazırlıyorum sana
Sessizlikten mi nedir
Bütün bunları yüksek sesle söylüyorum.

İnsan başka nasıl katlanır ölüme, bilmiyorum.”

Şükrü Erbaş

Neden bu duruma geldiğimizi bilmediğini biliyorum. Neden şu anda burada, sana bunları söylediğimi de. Lütfen beni dikkatlice dinle.

Hatırlıyor musun bir sonbahar günüydü, deniz kenarına doğru yürümüştük. Benim gösteremediğim cesareti rüzgâr her seferinde gösteriyor, üstündeki kıyafetleri soymaya çalışıyordu. Elimde elin vardı. Kalbin bir kuşun ürkekliği gibi düşmüştü avuçlarıma sanki. Sıcacıktı. Avucumun içi bir pazar yerine dönmüştü, şenlikçi bir sevinci çoğaltıyordu damarlarım. Sen her şeyden habersizdin. Kıyıda, mısır satıcısının hemen yanındaki banka oturmuştuk. Gözlerimi seninkilerden alamıyordum. Ufuk çizgililerinden daha yakındı sonuçta senin gözlerin benimkilere. Uzakların vereceği huzura ihtiyacım yoktu benim, sen yanımdaydın. Yeni bir şeyi keşfetmiş gibi aniden bana dönerek, “Dalgaların her seferinde aynı taşı alıp tekrar yerine bıraktığını düşünsene,” demiştin. Sevecen bir gülüşü de hemen arkasından yollamıştın dudaklarımın çizgilerine. O çizgiler hemen sonra bir annenin son kez çocuğuna sarıldığı kolları oluvermişti.

Kızına iyi bir gelecek hazırlamak için çok çabaladığını biliyordum. Bu çabalar boşa değildi ancak bana öyle geliyordu ki aslında kızından, şu anki hayatından, yeni bir şeye başlarken bu kadar çok düşünmekten pişmandın. Kaşlarını kaldırma hemen. Evet, bunları ancak şimdi söyleyebiliyorum. Bunca zaman üzülme diye, kalbin kırılmasın diye sana hiç söylemedim. İnsan en çok sakladıklarıyla, söyleyemedikleriyle büyüyor öyle değil mi?

Kızın, bu zamana kadar ki en büyük pişmanlığın olmuştu senin. Zaman zaman sen de bunu kendine itiraf ediyordun. Ancak sonuçlarına katlanamayacağın için acı bir pişmanlığın ortasında dönüp duruyordun. Bir süre sonra da kızının saçlarının kokusuyla uyumuş ve yeni bir sabaha uyanırken buluyordun kendini.

Anne ve babanın sana sırtını döndüğü gibi kızına sırtını dönmek, geçmişteki pişmanlıklarının aynısını kızına yaşatmak istemiyordun. Her insan aynasında kendi suretinin dışında geçmişini görürdü ve sen bunu henüz bilmiyordun. Belki de bildiğin için işi sıkı tutuyordun, bilmiyorum.

Mezun olduktan sonra uzun süre işsiz kalmıştın. Biz o zamanlar henüz tanışmıyorduk. Sonradan anlattıklarını hatırlıyorum da birçok yere başvurmuştun. Ancak başvuru yaptığın işler ideallerine yakın ya da çok istediğin işlerdi. O zamanlar, madem kızına bir gelecek hazırlığın var ve ne iş olsa yapman gerekiyor, neden başka işlere başvurmuyorsun, diye düşünmüş ve bunu sana söylememiştim. Sen, ideallerin doğrultusunda hareket ederek bir yıl kadar işsiz kalmış ve ablanın yanına taşınarak onun desteğiyle geçimini sağlamıştın. Ablan ne kadar bir şeye ihtiyacın olup olmadığını sorsa da özel ihtiyaçlarından bahsedemediğin, utandığın için her seferinde bir şeye ihtiyacım yok, olursa mutlaka söyleyeceğim, diyerek onu geçiştirmiştin. Bir keresinde tabağına biraz daha patates kızartması almak istemiş ama yapamamıştın. Yanağında tomurcuklanan utancın rengi çok uzaklardan bile görünecek ışıltıdaydı o an, biliyorum. Ancak ablan, bunu bir türlü fark etmiyor, fark etse de görmemezlikten geliyordu herhalde, bilemiyordun.

Arkadaş ortamlarında çok fazla durmuyor, bir bahane bularak oradan uzaklaşıyor, bir süre yalnız başına yürüyüş yaptıktan sonra bana geliyordun. Sen anlatmasan da bu kadar ihanetin, kaypaklığın, çaresizliğin, sahteliğin arasında olmak seni boğuyordu, biliyordum. Kendini onlardan ayrı görmüyordun. Onlardan daha üstün ya da alçak değildin. Seni huzursuz eden de buydu aslında. Onlardan bir farkının olmaması, her daim bir kaypaklığın, sahteliğin yanı başında olmak sana acı veriyordu. Herkese ve her şeye yabancılaşman ne zaman başladı bilmiyorum ama seninle birlikte olduğumuz zaman diliminde seni iyiden iyiye incelemiş ve bu sonuca ulaşmıştım. Gözlerini öyle kocaman açma lütfen. Şaşırıyorsun şu an sana bunları söylediğim için. Bunu sakladığını, benim bunu nasıl anladığımı bir türlü çözemiyorsun. Şu an saçlarının bazı telleri şaşkınlıktan terlemiş ve alnına yapışmış, biliyorum.

Yeni öğrendiğin her bilgi senin için büyük bir haz kaynağıydı. Bunu nasıl başarıyordun bilmiyorum ama bundan haz alman beni sana daha da yaklaştırıyordu.

Bir keresinde yine, yeni bir şey öğrenmiş ve koşa koşa eve gelip bana bütün heyecanınla anlatmıştın. Anlattıkça, içinde dönüp durduğu kabuğu yırtarak avuçlarıma dökülüyordu gözlerin. Beyninde o kadar çok şey dönerken, gelecek kaygısının hezimeti altında ezilirken, nasıl oluyordu da yeni bir bilgiyi hazmedip bundan mutluluk duyabiliyordun, anlamıyordum.

Asıl şaşırtıcı olan ise dünyaya yabancılaştığın halde bu yeni bilgilerin sana verdiği hazzı bu kadar önemsemendi. İnsanlara olan saygının, birinin ağzından çıkacak bir sevgi sözcüğünün bile senin nazarında bir gerçekliliğinin olmadığını bildiğim için, bilginin sendeki mutluluğu beni şaşırtıyordu. İlk zamanlar bunun çelişkili bir durum olduğunu düşünüyordum. Bir insan, bu kadar yabancılaşmışken her şeye, nasıl olur da yeni öğrendiği bir şeyin önünde büyük bir saygı ile eğilir, düğmelerini ilikler, ona kendini büsbütün teslim ederdi. Ancak zamanla bunun bir çelişki olmadığını anladım. Sen her şeye bu kadar yabancılaşmışken seni intihara, hayattan tamamen kopmaya götürmeyen tek şeyin bu haz olduğunu anladım. Tutunduğun tek şey buydu. Bunu da kendinden alırsan ya da bir başkasının elinden almasına izin verirsen, yaşamanın senin için hiçbir anlamı olmayacağını çok sonra fark ettim. Bizi hayatta tutan tek gerçeğin inanç olduğunu yine sana bunları söylemeden hemen önce anlamıştım.

Hayatta her şeyi deneyimlemek istiyordun, ancak bunun mümkün olmayacağını biliyordun. Elinden geldiği kadar istediğin her şeyi denedin. Yamaç paraşütü yaptın örneğin. O günü hatırlıyorum. Koktuğum için beni fazla zorlamamıştın. Yükseklik korkumun olduğunu biliyordun. Eğitmen eşliğinde atlamıştın o kocaman, sonsuz dağdan. Atlamadan önce ayaklarının değdiği taşa bakarken gözlerin dolmuştu. Sebebini o zaman anlamamıştım. Şimdi anlayabiliyorum. Bir boşluğa kendini bırakmadan önce yaşamla arandaki tek bağa son kez bakmışsın meğer. Belki de bir daha ayağın hiçbir taşa değmeyecekti, ayağının altında bir daha hiçbir zaman küçük bir taş olmayacaktı ve sen artık sadece gökyüzünde sallanan bir beden olacaktın. Ruhunun boşlukta sallanması uzun zamandır gerçekleşiyordu zaten. Bedeninin de ona eşlik edip edemeyeceğini öğrenmek istemiştin.

Bunun gibi birçok şey daha yaptın. Biz tanışmadan önce eşcinsel ilişkiler yaşamışsın birkaç kez. Bir kez de grup seksin içinde bulmuşsun kendini. Sonra heteroseksüel olduğun kanısına varmışsın.

Bedensel olarak isteyip de yapamayacağın bir şey kalmasın istiyordun. Bir yandan da arayış içindeydin. Şu an burada söylemeye çekindiğim birkaç şey daha yaptın. Hem ruhunu hem de bedenini doyuracağını düşündüğün ve bir türlü deneyimleyemediğin, deneyimlediğin takdirde dönüşünün olmadığı tek bir şey kalmıştı. Onu yapmak her zaman aklındaydı, şu an bile aklındadır, eminim.

Bu zamana dek senin kadar cesur olamadım. Yamaç paraşütü ve diğer örnekleri aklına getirirsen bunu anlayacağını düşünüyorum. Senin cesaretin her zaman benim cesaretsizliğimi, korkaklığımı imledi. Bunun için ilk zamanlar seni suçlamıyordum. Hoşuma gidiyordu bu durum hatta. Bana yeni bir hayat yaşatıyordun. Benden ayrı bir ben olduğunu hissettiriyordu seninle olmak. Zamanla bu durum tam tersine döndü ve şu an olduğumuz noktaya geldik. Bak, ne kadar da cesaretliymişim öyle değil mi? Yine de seni çok suçlamıyorum. Seni tanıştığımız günden bu yana çok sevdim. Şu durumda seni sevip sevmediğimi bilemiyorum gerçi. Sevgi ya da nefret duygusu var mı yok mu onu da bilemiyorum. Eğer varsa nefret duymayacağımı bilmeni isterim. Eğer varsa seni halen çok sevdiğimi bilmeni isterim.

***

Kâğıdı elleri titreye titreye önündeki masaya bıraktı. Bırakışındaki yavaşlık, parmakları arasındaki kâğıdın kopuşunun yavaşlığı, ayrılmak istemediğinin kanıtıydı sanki. Öylesine yavaş düştü ki kâğıt elinden masaya, karşısında, kendisine ölüm belgesinin de içinde bulunduğu diğer belgeler arasında mektubu getiren avukatın bir süre dışarı çıkarak sigara içmesine olanak sağladı. Hatta avukatın, karısının ve çocuklarının sesini duymak için telefona sarılmasına ve kulağında tekrar eden baba sözcüğünün artık onu pek de eskisi gibi mutlu etmediğini anlamasına olanak sağladı.

Kendini yeni bir sabaha uyanırken bulduğunda kızının saçlarıyla kendi saçları birbirine girmiş, terli alnına yapışmıştı.

Mektubun devamını okumak için çalışma masasına yöneldi. Dün akşamüstü avukattan mektubu alıp okuduktan sonra elleri titreye titreye masaya bırakmıştı kâğıdı. Yine aynı titreklikle çalışma masasından kâğıdı aldı.

Bana bazı konularda söz vermeni istiyorum. Vazgeçmeyeceksin bazı şeylerden. Örneğin her gün balkona çıkıp karşı apartmandaki bebeğin güneşle tanışmasına şahit olacaksın. Üst katında oturan genç kızın her gece gizli gizli sevgilisiyle telefonda konuşmasına denk geldikçe onu özeliyle baş başa bırakmaktan ve bu duruma için için hoşnut olmaktan vazgeçmeyeceksin. Sen anlatmasan da genç kızın o gecelerde sevgilisiyle açık seçik konuştuğunu anlayabiliyordum her seferinde. Bunu bana ne zaman anlatsan, o kızdan ne zaman bahsetsen yanağında bir gül tomurcuklanıyordu. Bakarsın bir gün delikanlı, kızın ailesiyle tanışır ve sen buna balkonundan şahit olursun yine. Okuduğun her kitabın, altını çizdiğin her satırın bana karşılık geldiği yerlerini bana okumaktan vazgeçme. Ne olursa olsun başladığın bir kitabı bitir, demiştim ya her zaman sana, yanlış yaptığımı yeni yeni anlıyorum. Bırak o kitabı, gözünü kapat ve daha önce okuduğun kitapların arasından bir kitap seç, balkona geçerek tekrar okumaya başla. İnsan bazen bildiği hikâyeleri yeni hikâyelere tercih edebiliyormuş. Üzülüp kahrolma sakın. Ailenden kalan mirasın bir bölümünü düşündüğümüz gibi çocuk esirgeme kurumunda harca olur mu? Birkaç çuval oyuncakla git çocuklara. Asıl şenlikçi pazar yerlerini o çocukların yüzlerinde gör istiyorum. O güzelliğe benim de şahit olacağıma inancım yüksek. Sen beni merak etme.

Kendini suçlama. İlk kez bu kadar cesaret gösterebildim. Bu sana karşı bir üstünlük mücadelesi değil, sakın yanlış anlama. Dönüşü olmayan bir yola girdim.

Kendinden asla vazgeçme.

İmza:

Aynı titrek elleriyle kâğıdı masaya bıraktı. Mutfağa geçip kızı uyanmadan önce kahve için su koydu.

Dolaptan iki fincan çıkardı. Masanın üstüne koydu. İçine kahveleri koydu. Kaynayan suyu fincanlara boca etti. Fincanlardan birini diğer sandalyeye doğru uzattığında farkına vardı karşısındaki boşluğu.

Olduğu yerde donakaldı bir süre.

Elindeki fincanı tekrar yerine koydu.

Sandalyeye oturdu.

O gün, benimle birlikte dağdan paraşütle atlamadı da gitti bir başına o dağdan boşluğa bıraktı kendini, bensiz bunu nasıl yapabilir diye içten içe kızdı ona.

Ve bu kızmaları uzun yıllar sürdü.

Sonrası ise işte yine başka hikâyeler, başka kişiler.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Modern Dünyanın Anlatı KriziStuart Jeffries
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

13 Temmuz 2025

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Farklı kültürler tanımak ve yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, bütçenizi yormayan bir tatil için Türkiye’den vizesiz gidilen ülkeleri tercih edebilirsiniz. Hem kolay hem de ekonomik yurt dışı tatili için sadece pasaport ve kimlik kartıyla gidilen çok sayıda yer b..

Devamı..

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

Çağnam Erkmen

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024