Annem aldı, kırk yedinci yaş gününde. Hemen o gün komşunun oğlu (şişman) ata biner gibi bindi üstüne. Deh, deh, deh diye diye esnetti sehpayı. Annem umursamadı pek, komşunun oğlu da sıkıldı zaten. Bir süre öyle durdu orta yerde. Bir süre üzerine hiçbir şey konmadı. Bir süre de ben unuttum onu. Annem pazardan dantel aldı, tığıyla birkaç ekleme yaptı, Soran olursa ben yaptım deriz, dedi kahkahayla, ciddiydi. Tozunu alıp örtüverdi üstüne, komşunun oğlu binmesin bir daha dedi, sonra yine unutuverdik sehpayı aynı yerde, komşunun oğlu yine geldi, örtüyü yere çaldı, bindi üstüne deh deh etti durdu. Sıkıldı yine, bu defa daha çabuk. Çıkıp gitti. Şimdi sehpayı alıp atasım var aşağıya, nasıl da pat diye bir ses çıkıverir, nasıl da korkar apartmandakiler, karım duyar mı acaba, Ne duyması oğlum dedi annem, kabak oyuyordu, karım duyabilse şimdi kaptığım gibi... Babanı görüyor musun hiç, dedi annem, Nur'u görüyor musun sen hiç, dedim, Aynı şey mi, dedi. Evet aynı şey, dedim. Çünkü, çünküsü ne lan, çünküsü ne? Ne kadar oldu anne, dedim bu sehpayı alalı, Ne bileyim ben, dedi. Kabağın içlerini de heba etmiyorum, başka bir yemek için. Baktı bana, uzaklara bakar gibi baktı bana, nicedir böyle bakıyor annem bana, ırayan bir şeye bakar gibi. Baban kabak içini kavurduğum zaman iyi bir insan oluverirdi dedi, evet dedim hatırlarım. Şimdi kavursam götürür müsün dükkâna, hem daha kapamamıştır dükkânı, sonra yüzünün aldığı hali izleyip bana anlatır mısın? Annem böyledir işte, olmadık şeylere inanır, olmadık şeylerin kocaman şeylere sebep olacağını düşünür, Yok, dedim ,götürmem, babamı görmek dahi istemiyorum, annem kabak oymaya devam etti, ağlayacaktı biliyorum. Ben sehpayı alıp aşağıya attım.