Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Temmuz 2020

Öykü

Aklıma Gelmedi

Takyedin Çiftsüren

Paylaş

3

6


Yemeği yeni söylemiştim. Telefonu masanın üstüne koymuş, haberlere bakıyordum. Önümde gölge belirince başımı kaldırdım. Garson sanmıştım, değildi, iyi giyimli, orta boylu bir kadındı. Mahcup bir hâlde, oturabilir miyim diye sordu, tanımıyordum, şaşırdım. Önüme arkama baktım,  pencere kenarında oturduğumdan bir de soluma. Kimsenin bize baktığı, bizi taktığı yoktu. Sadece bir garson bakıyordu, kadının oturmasını beklediği her hâlinden beliydi. Beş masa vardı, yemekle meşguldü. İnsanın en sevdiğim yanı bu, açken başkasının hayatı üzerinde hak talep eden bakışlarını bir süreliğine çekiyorlar. Kekeleyerek buyurun diyebildim. Ağaya kalkmalı mıydım, bilemedim. Kalkmadım. Sağındaki sandalyeyi çekip çantasını bıraktı. Klima saçlarına vuruyordu. Sonra önündekine oturdu. Oturunca parfüm kokusunu aldım. Biraz ağır geldi. Yüzü hafiften kızarmıştı. Sol eli alnına gitti, önüne bakıp utangaç hâlde teşekkür etti. Başımı salladım, telefonun ışığını söndürüp cebime koydum ne yapacağımı bilemediğimden. Kusura bakmayın, yemeği yalnız yiyemiyorum da, dedi.

Bir daha etrafa baktım, yalnız oturan tek kişi bendim.

Yalnızlık için çok gençti.

Otuzların başında olmalıydı ya da otuzuna merdiven dayamıştır. Yaş konusunda doğru tahminde bulunmam nadir olur. Yirmi beş yaşındayım dese yine inanırdım. Ama kırka inanmazdım. Kör dilenciler bile inanmazdı. Garson geldi, siparişini aldı. Merakla onları izledim. Garsonla konuştuğunda sesi toktu. Ellerini iyi kullanıyordu. Hafızamı zorladım, kimseye benzemiyordu.

Garson siparişini aldıktan sonra bana dönüp, Sizinkini önden mi getireyim, birlikte mi gelsin, diye sordu. Kabahat işlemiş gibiydim, bir.. birlikte olsun, lü... lütfen, diyebildim. Yabancı olduğumuzu bilsin istemedim.

Tabii ki, nasıl arzu edersiniz, deyip gitti. Garsonlar, nasıl bu kadar nazik olabiliyorlar anlamış değilim.

Yüzüne baktım, masanın üstünde kilitlediği ellerine bakıyordu. Yuvarlak, küçük bir alnı vardı. Çenesi yüzüne göre uzun gibi geldi bana, belki de o yüze ideal olandı. Kırk üç yaşımdayım, hâlâ neyin ideal olup neyin ideal olmadığı idrak edemedim. Karamel rengiydi teni, bakır rengi saçları kıvırcık, orta uzunlukta, başının üstünde toplanmıştı. Gözleri yuvarlak, hafiften çıkıktı. Kirpikleri dalgalı ve uzundu. Konuşmak için bir şey gevelemeli miydim, bilemedim. Gevelemedim.

Dışarıda görsem bu hayatta yapamayacağı hiçbir şey yok diye düşünürdüm. İmrenerek izlerdim. Kızımın da bir gün onlar gibi güçlü olacağını düşünürdüm. Garsonun siparişi almadan önce doldurduğu sudan bir yudum içti. Yutkundu, dudaklarını birbirine sürterek ıslattı, başını kaldırıp yüzüme baktı, gözleri derin bakıyordu. Neden yalnız yemek yiyemediğimi sormayacak mısınız, diye sordu. Doğruldum. Yüzündeki o yersiz, kabahat işlemiş çocuksu gerginliği gitmişti. Kendine güvenen bir perdeden konuşmuştu.

Yok... ama doğrusunu isterseniz neden yalnız olduğunuzu sormak geçti aklımdan, dedim. Güldü. Gülünce gözlerinin irileştiğini fark ettim. O soruya çalışmadım. Kızımın, ama baba sen de hep yanlış soruyu soruyorsun deyişini kulaklarımda çınladı. Annem bu yüzden seni bıraktı. Kızardım, terledim bir an. Bir peçeteyle hafiften terimi aldım. Ama sormadım sadece düşündüm, tabii ki cevap vermek zorunda değilsiniz, diye ekledim.

Yok, zaten cevap vermek zorunda hissetmiyorum, dedi. Derin bakmıyordu, ince bir tabaka vardı göz bebeklerinin üstünde. Derinlik hissi veren o tabakaydı. Bu yüzden odaklanamıyordum. Bir süre ne yapacağımı bilemediğimden dışarı baktım. İki adam yolun ortasında tartışıyordu. Aylak, kirli, Dalmaçya cinsi bir köpek durmuş, mutsuz bir suratla onlara bakıyordu. Arada dilini çıkarıyordu. Kimi insanlar göz ucuyla bakıyor kimi ona bile tenezzül etmiyordu. Adamların aradaki mesafeyi koruduğunu, birbirlerine yaklaşmadıklarını fark ettim. Uzaktan rakibine ateş püskürten ejderhalar gibi boyunlarını bir uzatıp bir geri çekiyorlar. Muhtemelen tanışmıyorlar, kim kimden güçlü bilmedikleri için tartışmayı bir adım ileriye taşımaktan korkuyorlar.

Yemek geldi. Konuşmadan yiyorduk, bana bakmıyordu. Ben arada bakıyordum. Bıçağı öyle hafif kullanıyordu ki, sanki yemeği parçalamıyor da ona masaj yapıyordu. İnce ufak kesiyordu. Çatalını sakin batırıyordu. Çatalın ucundaki parçayı dişleriyle nazikçe alıyordu. Duyan ruj yüzünden sanacak ama ruj sürmemişti. Makyaj yapmamıştı, sanki yataktan çıktığı gibi gelmişti. Ama saçlar yeni yıkanmış duruyordu, demek ki öncesinden duş almış. Küçük dişleri beyaz ve bitişikti. Sinirli biri diye düşündüm. Normalde de yemeğimi yavaş yerim ama iyice ağırdan aldım.

Yemeğini bitirdiği gibi aceleyle kalktı, içten teşekkür etti. Otururken elbisesi yukarıya kaymış olmalıydı, aşağıya kaydırdı, siyah çantasını koluna taktı, gitmeye davrandığında, bu arada bana asılmadığınız için ayrıca teşekkür ederim, dedi.

Aklıma gelmedi, dedim. Gülümseyerek başını iki yana salladı. İnanmadı. Ya da bana öyle geldi. Cesaret edemediğimi düşünmüş olmalıydı. Kasaya doğru yürüdü. Sırtında yuvarlak bir dekolte vardı. Dövmesini açıkta tutuyordu. Hesabı öderken yüzünün sol tarafını görüyordum. Âşık kimse gibi baktım. Kirpikleri yüzünü aşıp geçiyordu. Ne güzel kadındı. Bir daha benden yana dönmedi. Çıkana kadar izledim onu. Omuzları ne geniş ne dardı. İnce düz bir bele sahipti. Elbisesi sımsıkı sarmıştı onu. Yaşı daha küçük olabilir diye düşündüm.

Gerçekten aklıma gelmemişti. Keşke aklıma gelseydi, asılırdım. O zaman onu etkilemek için uğraşırdım. İnsan kırk üçünden sonra da aşka açtır. Eski eşimin sesi kulaklarımda çınladı bir an. Bir kerecik olsun beni şaşırt, be, ben söylemeden bir şeyi de düşünüp yap.

Sonra biri söylemiş gibi aklıma geldi, bütün varlığımla asıldım. Hoşuna gidecek birçok şey buldum, böyle hararetli ve güzel konuşmayalı yıllar olmuş, sevinçten ağzım kulaklarımda, bir süre sonra etkilemeyi başardım, güldürdüm onu üstelik, birlikte kalktık, yan yana yürüdük, her fırsatta kur yapıyordum, aşktan bahsettik, sevmekten, sevişmekten, sevgililikten, uzun uzun kim olduğunu anlattı, geçen pazartesi otuz yaşına basmış, yok pardon, bu gece on ikiden sonra girecek, doktoraya başlamış, müzik alanında, beş alet çalabiliyormuş, çok iyi derecede hem de, tiyatroyla da ilgiliymiş ama ara vermek zorunda kalmış, elimden tuttu bana nelerden hoşlandığını anlattı, unutmadan, unutmadan değil, en başa bir de beni eklemesi gerekiyormuş, doğada yürümeyi seviyormuş, o sevdiğini söyleyince ben de oracıkta sevdim, her gün kırlarda dolaştığımı hatırladım, saatlerce yürüyordum, koşuyordum, bazen uzanıp kuşları dinliyordum, en sevdiği içkiyi söyledi, gençlerin takıldığı bir bar varmış, mutlaka gitmeliymişiz, harika bir karışım, özel, ismi aşk iksiriymiş, sevincimiz dışında hiçbir şeyi ikiletmedik, uçarak gittik, çok seviyormuş orayı, fırsatı oldukça gidiyormuş, iyi iki çocuk işletiyormuş, birini üniversiteden tanıyormuş, onunla yürürken genç hissetmeye başlamıştım ama içerken, dans ederken tamamen gençleşmiştim, gençlik insanın iksiridir diye düşündüm,  dudaklarımdan öptü, aşk da gençliğin diye ekledim, zaten içki de aşkın, saatlerce dans ettik. Sonra çıktık, gece ilerlemiş, karanlık çökmüştü ama her yer ışıklandırılmıştı, rengârenk, ışıklar, sokakları, caddeleri aydınlatıyordu, gölgemizin kısalıp uzamasını takip ettim bir süre, sonra bıraktım, sokakta el ele yürüdük, eli de pamuk şeker gibi yumuşak, bazen kolu koluma değiyordu, tüylerim dikleşiyordu, içimden şaraptan nehirler akıyordu, sarhoştuk, ayaklarımızın altında yollar kayıyordu sanki ya da yokuş aşağı iniyorduk, ben ıslık çalıyordum, o şarkı söylüyordu, yolda yürürken insanlar ya bizi izliyor ya da yolumuzdan çekiliyordu, sahile kadar el ele yürüdük. Normalde deniz beni kederlendirir ama ince dalgalara bakınca içim huzurla doldu. Ayakkabılarımızı çıkardık. Ağzım mutluluktan kapanmıyordu.  Denize sokulduk. Deniz, ben, o, yıldızlar, ay, kum ve sessizlik. Hava ılıktı. Önümüzde uzun yıllar var, bizi kucaklamayı bekleyen uzun yıllar. Onu daha derinden hissettim. İnsan ömründe kaç defa âşık olabilir bilmiyorum ama dalgaları ayaklarımda her hissettiğimde, ona bir kez daha âşık oluyordum. Her aşkla hayatı daha çok seviyordum, ona bir anlam çiziyordum, dünyanın bütün kafeslerinden kurtulduğumu görüyordum. Kimse artık yemeğini yalnız yemek zorunda değil, dedim. Sonra kızım geldi, aramızda durdu, mutluluktan ışıl ışıldı, sevinçten burnu daha da küçülmüştü, kepçe kulakları bile mutluydu. Kısacık kollarıyla ikimizi sardı. Ne kadar sarabilirse işte. Önümüze döndük, üç arkadaş olarak, sonsuz bir düş gibi önümüzde uzanan denize bakmaya devam ettik. İnce bir serinlik bize eşlik ediyordu. Bilmediğimiz bir şeyi bekliyorduk. Bekledik, bekledik, bekledik.

Başka bir isteğiniz var mıydı, efendim, diye soran garsonun sesiyle kendime geldim. Yok, kusura bakmayın, kalkmayı unutmuşum, dedim. Güldü.

Demek ki kalkmamı bekliyorduk.

YORUMLAR

Merih Nesrin Yalçın

Hep güzel yazıyorsunuz ama bu biraz daha güzel....

31 Temmuz 2020

Takyedin Çiftsüren

Çok teşekkür ederim, Merih Nesrin Yalçın hocam. Onur verdiniz.

31 Temmuz 2020

Oktay Yılmaz

Geçişler sert geldi amma öykünün içine girip yemek yedim fark etmediniz🌺Kaleminize yüreğinize sağlık

31 Temmuz 2020

Takyedin Çiftsüren

Çok teşekkür ederim, Oktay Yılmaz hocam. Size o hissi vermişsek ne mutlu bize. Afiyet olsun. Onur verdiniz. 🎈

31 Temmuz 2020

Mine Haykır

Çok beğendim. Asılma kısmına geçiş daha farklı, etkili olabilirdi, ama onun dışında çok güzel ve sürükleyici. Tebrikler.

2 Ağustos 2020

Takyedin Çiftsüren

Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim, Mine Hanım. 🙏

3 Ağustos 2020

Öne Çıkanlar

Sevmek mi Sevilmek mi?B. Y. Genç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Uğraş Abanoz

25 Nisan 2025

Kara Bir Vardı Bir Yok

Yakup gün boyu susardı, kimse aklından geçenlerin ne olduğunu bilmez, sormaya cesaret edemezdi. Rıhtıma inen dar sokakta, barakadan bozma bir evde otururdu. O, denize açılınca balıklar kaçışırmış, saatler, rotalar ona göre ayarlanırmış. Yakup'un ışığı hep yanardı, karada demirk..

Devamı..

mevsimî

Tan Doğan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024