Batık Şehir
15 Aralık 2019 Öykü

Batık Şehir


Twitter'da Paylaş
0

Dünya dediğin bir örgü. Tepeden bakınca yeşil ve mavi kumaşların, ipliklerin dokuduğu bir örgü.

Bir yerden bir delik açılsa ip sağılsa dünya sökülür. Bütün söküklere, yırtıklara kimlerle yama yapmaya çalıştığım ise bu sulara gömülü kumaşlarda.

Üçü de yoksun bir şeylerden.. Üçünün de benim hangi yoksunluğumla eşleştiğini sonradan anladım. Bir uzuv mu, aklın bir yeri mi, yeni yetmeyken maruz kaldığımız sözcükler mi, ihmal edilen bir sakatlığınız mı? Üçünü de ören örgünün iplikleri dolanmış, dolananlar çözülememiş. Çözebilen de çok karanlık yollardan geçmiş. Ben çözeyim derken ben dolandım kumaşlara. Neyse ki kendi kumaşımı dokumayı öğrendim. Yamalarımı onların sökükleriyle tamamladım.

Tuzaklara düştüm.

Düşler tuzakmış.

Tuzak düşürücüymüş.

Kediler, çocuklar, mutlu aileler, egzoz dumanı, saniye uykuya almana şehir, sürekli yaşam pompalayan bir makine. Bütün bunlar beni kendimden uzaklaştıran tuzaklar. Bir süredir canlı ne varsa içine girdiğimde ne kadar ölü olduğumu hatırlıyorum. Bir kedi miyavlıyor, bir çocuk ağlıyor, bir adam bir kadına bağırıyor. İşte o sesler ölü dokularıma çarpıyor.Bir şehir içime dolarken bir kasaba üzerime yıkılıyor. Yıkılanlar şeklimi değiştirmiş. Artık bir insanımsı olarak sadece memelerim var. Ayaklarım yerine bir kuyruk, kol yerine kanat, kafam yerine bir geyik başı. Boynuz mu? Ne geldiyse başıma da hep o boynuzları görmemezliğe gelmekten geldi. Beni dokuyan çözgüler atkılar böyle böyle söküldü.

Dünyanın kara parçalarını bitirdik. Yeşil ipleri sağdık ateşe verdik havayı yedik, kahverengi tonlarını birbirinin üzerine bindirdik, binalar diktik. Bütün bunlar olurken biz de suya kaçtık. Medeniyet uğruna hazzı unuttuk. Şimdi onlar ve ben suların mavisindeyiz. Ne şehir kaldı ne terk ettiğimiz kasaba. İşe yarar mı dersiniz ? Şimdilik mavi ipliklerle kumaşlar var. Onlara gideceğim, bu batığın altında hala yaşamaya çalışan onun şehrine, onun kartal yuvasına onun kasabasına.

Maqua

Yaqua

Baqua

Üçü de beni kaburga kemiklerinden yarattığını söylüyor. O kemikler olmasaymış ben olmazmışım. Tanrı’nın göğüs kafesini koruyorlar sanırım. Bize de o kemiklerden yapılma olduğumuzu söylüyorlar. Bakın şu kibire, bakın şu üstünlük duygusuna. Bu duygular sıklıkla, dehşetle ve daha önce hiç görülmemiş bir şeyle karşılaşıldığında sönmeye başlar.

Kuyruğuma yakın yerde bir kesik ve bu kesikten sicim gibi bir kıvrım dolanıyor suyun içinde. Üçü de tuhaf bir koku yayan o sicimi takip ediyor. Görmezlikten gelseler de o kesik gözlerini alıyor. Suyun akışı kana bulanmasın diye yosun kumaşlarıyla kapatabildiğim kadar kapatıyorum yarayı. O yosunları bile. Yemek istiyorsunuz. O kadar kendinizle dolusunuz. Hayatta kalmak isterken elimdeki kumaşları almak için bin bir tane oyun. Nahif olanınız saldırgan olanınız da aynı şeyi yapıyor. Benim gözden kaçırdığımsa her şeyin bir oyun olduğu. Oyun işin içine girince adalet duygum zedeleniyor paranoyasına kapılıyorum. Kapılınca da oyunu kaybetmem kaçınılmaz.

Güçlü bir fırtına denizin kumlarını kaldırıyor. Baqua ve Maqua savruluyor ama Yaqua’ya bir şey olmuyor. Öyle dimdik ve yaşamın ortasında dipdiri.Sadece beni kaybedeceğini sezdiği an sırf düzeni bozulacak, ayaklarının altından yer kayacak diye panikliyor. Yaqua bir cadı annenin oğlu. Süpürgesini oğluna yollar açmak için kullanan, sallayan, kiri pisi hemcinsleri üzerine savuran bir garip yaratık. Oğlu onun gölge kocası, gölge dünyası, şehveti. Onu sevdiğimde ya da sevdiğimi zannettiğimde henüz sıcak maddeye yaklaşmamıştım. Sözcükler uykudaydı. Kadın oğlunun yollarını açmak için tozlarını üzerime süpürdü. Temizliği çok sevdiğinden değil, beni kemiksiz, refleksiz bırakmak için yaptı çünkü ben onun olamadığıydım. Emin oldum ki kötü kadınların duvarlarından örümcek sarkardı. O örümcekler bana dolandı.

Yaqua düz ovaydı. Suya battı hâlâ o düzlük bozulmadı. Belki de dümdüz olduğu için ayak uydurdu suya da kuvvetine de. Seyrek otlar, ağaçlar arasındaydı. Seyrek sesli, seyrek gülüşlüydü. Ben bu seyreklikte kendi kokumu daha çok duydum, kesiğime daha çok dokundum. İplerime karıştılar, örgülerimle oynadılar. Yeryüzünde, benim başlatmadığım bir savaşın orta yerinde yalnız bırakıldım. İşte o zaman kanatlarım yetmez oldu başım bir geyik başı oldu ve boynuzlar görünmeye başladı.. Bir başın içinden başka bir baş çıkarken çok acıdı. İşte tam bu dumansı havada Maqua ve Baqua çıktı karşıma. Biliyorum onlar da kokuya ve ince uzun sicime geldiler. O kanlı sicimden yine de bir pırıltı görünebiliyordu. Maqua ve Baqua birbirinin zıttı iki varlık. Yaşam onları önüme iki ucu görmem için çıkardı.

Yaqua’nın yanından ayrılıp ikisini ziyaret edeceğim.. Resiflerden, mercanlardan, koyu renkli dev yosunlardan, batık gemilerden geçeceğim. Yan yana iki ayrı habitatta yaşıyorlar şimdi. Suyun altında yakın durabiliyorlar sadece. Kokum, kesiğim, kanım daha da büyüyor ve yayılıyor. Sicim Maqua’ya dokunuyor. Biliyorum kokuyu da duyuyor ama direnci yüksek Maqua’nın. Ördüğü kayalar kuvvetli, başımı uzatıp sorular sormak istiyorum. Boynuzlar izin vermiyor. Maqua için kanatlarımı kullanmalıyım. Boynuz işlemez ona. Kanatlarımı çırpıp suda yükseliyorum. Bahçesinde deniz börülceleri, en parlağından resifler, gökkuşağı taşları, eski cam atıkları, rengarenk deniz bitkileri var. Büyü gibi olsa da bu cennet mekan kolay oluşmamış ama tam annesinin istediği gibi. Maqua’nın annesi iyi bir kadın. Sanırım babayla bütün düello. ama kazanmış Maqua. Uzun bir karanlıktan geçilmiş. Maqua’nın resiflerinin üzerinde sayılar, formüller, sözcükler ve cümleler var. Pırıl pırıl gözümü alıyorlar. O parladıkça ben kokuyorum. Maqua yüce bir varlığın en olmuş hali.Bütün insanlardan yapılma o. Yıllar önce kaybedilen sevginin başka surette karşınıza çıkması.

Kuyruktaki kesik mi? Yüzmemi yavaşlatmaya başladı. Bu yavaşlatma dalgası beni Baqua’nın yanına atıyor. Baqua bir çocukluk düşü. Bir aynanın aksi. Yöresinde çukur noktalar, beklemediğiniz yerde çıkan sarp ve dik kayalar var. Arada renkli bitkiler, hoş kokulu canlılar da var ama o ani değişim kanat mı boynuz mu kullanayım ya da tam bir canavara mı dönüşeyim karar vermemi zorlaştırıyor. Beni bir sarkaç gibi sallıyor, içgüdüsel, zihninden geçenler süzgeçsiz, bakışları teklifsiz. Hükmeden Grek burnu ve kollarındaki kıllarla, bir ölüyü canlandırmaya çalışıyor. Yapamıyor. Sevişemeyip sadece flört eden biri olduğumdan Baqua’yla sohbetle ve düş dünyasıyla sevişiyoruz. Suç ortaklığı yapıyoruz onunla çünkü ben düş kurmayı bile suçtan sayan bir kökten geliyorum. Suç tek başına işlenmediği gibi tek başına taşınmıyor. Çocukken de öyleydik. Erotik oyunlarımız topluma karışmamızı engeller diye aile büyükleri yanımıza üşüşürdü. O, arzularına göre oğluna şekil veren, oğlunun cinsiyetini kabul etmeyen, kadının düşmanını oğluna düşman bir anne yaratır bilgisi var ya... İşte böyle bir annenin oğlu. Ona göre hayat düşman, herkes savaşta..

Sakinleştiren, iyi ki biraz nefes alıyorum dedirten ve suyun yüzeyine yaklaşmama yardımcı olan tek şey bana boynuzlarımla kanatlarımı aynı anda hatırlatan Maqua’nın varlığı. En dibe inmişsen suyun yoğunlaştığı, basıncın arttığı yere onun yanına varabilir miyim? Bilmiyorum.

Fırtına büyüyor

Kafamı kaldırıyorum. Gözümün bir ucuyla sahili görüyorum

İnsanlar panik halinde kaçışıyorlar.

Ne olduğunu tahmin edemedikleri bir canlının varlığı dehşete yol açtı.

Beni bir köpekbalığı sandılar. Boynuzlarımı bir beyazın sırtındaki yüzgeç sandılar.

İnsanlığı terk ettim. Bütün uzuvlarım başka biçimlere büründükten sonra yeryüzüne dönemem ki.

Bir kere korkuttun mu içine almaz seni bu insan sürüsü.

Sicimler, örüldüğüm iplikler, kesiğime bastığım kumaşlar, annemle olan göbek bağım hepsinin uzunluğu dünyaya uzaklığım.

Yaqua, Baqua ve Maqua, peki onlar ne yapıyorlar suyun dibinde. Onları oraya ben gönderdim. Yaqua sağlam gibi görünse de en adil, en iyi tutunan Maqua çıktı. Yeryüzüne itebiliyor beni. Bağlantımı o kuruyor ışıkla, sözcüklerle ama bunun karşılığında benden kumaşlarımı iplerimi ve onlar aracılığıyla kurduğum düşlerimi istiyor. Baqua mı? Bütün melankolisiyle, araftaki varlığıyla beni bana gösterdi.

Bir ifritle baş etmemi sağladı.

 

Fırtınanın beni savurduğu taraftan boynuzlarıma yosunlar, iplerime kumaşlarıma ve kanatlarıma yengeçler ve balıklar dolanmış halde yüzeye çıkmaya çalışıyorum. Suyun altından üçü de kendi yöntemleriyle beni yanlarına çekmek için uğraşıyorlar.

“Beraqua sensiz varlığım dolmuyor. Beraqua yaranı özledim.”

“Kuyruğundaki sicimin ışığını benden esirgeme !”

Yanlarına gitmemek için kuyruğumu ve kanadımı kullanıyorum fırtına yardım ediyor, dalgalar gri bulutlara doğru yükseldikçe uzaktan gri kayalıkları görüyorum. İşte diyorum yeni ortam nasıl olsa uyum sağlarım. Hem kuyruğum, hem kanatlarım üstüne üstlük bir de boynuzlarım var. Hem kayalıklarda hem denizde hem havada yaşarım. Sayenizde hayatta kalmayı öğrendim. İplerimle kumaşlarımla oynamayın onlar.benim can simidim.

Ben insan değilim artık. Memelerim haz için, boynuzlarım güç için, kanatlarım da uçmak ve en iyi bildiğim işi –gitmeyi– hızlandırmak için.

Şimdi üçünüzü baş başa bırakıyorum. Suyun, dalgaların ve köpüklerin içinde bırakıp boynuzlarımla yerkabuğunu delmeye gidiyorum. Siz annenizle, babanızla, çocukluğunuzla barışın. Kurtulamadığınız annenizin suyu temizlesin sizi. Su sizi kabul etsin

Beni sıcak madde çağırıyor, çekirdeğe doğru çekiliyorum.çok ısındı uzuvlarım.

Tek başına yanmaya gidiyorum.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR