Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

3 Eylül 2023

Öykü

Bıçağın Dansı

Aysun Doğan Terzi

Paylaş

2

0


Başsız vücudunu kirli beyaz doğrama tahtasının üzerine koydum. İki yana ayrılmış dolgun butlarını, tüylerinin bir kısmı derisinde kalmış kanatlarını inceledim. Buraya gelmeden   önceki yaşamını düşündüm. Gallus gallus domesticus. Ona böyle seslenmek hoşuma gidebilirdi, eğer kümesinde sağ olsaydı.Bir an durup kendimi hayal ettim doğrama tahtasının üzerinde. Neticede ben de beyaz et sınıfındanım, en az onun kadar evcil ve en az onun kadar dolgun butlara sahibim. Evcillerin içinde en bilinmeyeni, en yabancısı o, tıpkı benim gibi.

Bu caniliğin altından kalkamayacak kadar acemisiyim işin. Kalbim ya yerinden çıkacak ya da saatli bomba gibi fırlatıp atacak kendini öteye. Utana sıkıla titreyen ellerimle çekmeceyi açtım.İçindeki bıçaklar damatlıklarını giyinmiş benim çekmeceyi açacağım günü  bekliyorlardı sanki. Hepsi ışıl ışıl ve tehlikeli. Hepsi nasıl da hazır suç işlemeye. Biri hariç. Yassı gövdeli santoku bıçağı pis pis sırıtıyor bana. Ondan uzak durmalı en iyisi. Sırayla parmağımın ucunu gezdirdim gövdelerinde. Boylarına ve işlevlerine göre hangisi daha temiz iş çıkarır, hangisi beni zora koşmaz karar verecektim. Ekmek bıçağımı bu işe bulaştıramazdım. Sert vuruşlar için uygun olduğunu düşündüğüm kasap bıçağına takıldı gözüm. Çeliğinin ışıltısı, Ben buradayım, Gör Beni, Bir daha hiç elinden bırakma diyordu sanki. Onu mu kıracaktım, aldım. Hem pek beğenmiştim çekmecedeki duruşunu. Güzelce bilemeye koyuldum. Bu işi ablamdan öğrenmiştim. Keskin olduğunu düşündüğü bıçağı, diğerlerine sürter, iyice keskinleştirdi. Bıçaklarını böyle yola getirirdi. Ben de tıpkı onun gibi biledim kasap bıçağımı. Hiç acele etmeden, ağır ağır biledim. Madem kaçamıyorum, bu  işi sonuna kadar götürmeye kararlıyım.

Bir yandan cani gibi hissetmenin ağırlığı, öte yandan akşamki yemeği düşünmenin zorunluluğuyla doğrama tahtasının üzerine doğru eğildim. Durdum. İyice yakın olmak istiyordum, ölü tavuğa. Ondan hemen kurtulmaya, baştan savma tencereye koymaya gönlüm razı gelmiyordu. Taşyürek yine karasızdı. Vicdanım gece mesaisini öne aldığını belli eden sinyallerini verirken beynimin içindeki diğer ekrandan, “Beceriksiz Ay Prenses Çıktı Bu Ya” diyen salağın sesi yankılanıyordu. Prenseslikle ne alakası var? Ben değil başsız tavuk, karıncaya dokunmadım bugüne kadar. Pamuk kalbimden mi, tiksindiğimden mi bilmiyorum, dokunamadım işte.  Kurban bayramlarından hep nefret ettim, hep. Bir kez olsun o güzel gözlü koyunların etini yemedim. Leğenler dolusu kanlı etler midemi bulandırmadı yanlızca, kalbimi de kanattı. Ben o  mavi leğenlerde kendimi hayal ettim, ya o leğenlerin içinde parçalanmış kuzu gövdesi olsaydım. O zaman beni de yerlerdi değil mi abla?

Yerlerdi tabii aptal.

Yazık olmaz mıydı benim gözlerime, yazık diye sızlanırken, Amann çocuk işte diyerek tıkıvermeye çalışmadı mı o sersem ablam kurban etini ağzıma, o zaman tiksindim, onun kuzu  kakasını andıran gözlerinden. Annem gibi severdim hâlbuki, beni o büyütmüştü. Bu yaptığının altında mı kalacaktım, asla. İntikam sıcak yenen bi yemekti. Ablamın odasındaki beyaz, gözünden sakındığı Isparta işi dokuma halısının tam ortasına kahverengi kütleler bırakmayı kafama koymuştum bi kere, cezası buydu. Gerekeni de hiç zorlanmadan  yapmıştım. Kuzular ve tavuklar çimenlere ait olmalıydı. Daima. Bıçaklar benimle kalabilirdi. Ya başı olmayan bu tavuk nereye aitti? Önündeki diktörtgen plastik yol onu nereye götürecekti. Kaderi keskin bıçaklar, havalı tencereler, pis mideler miydi? derken bu kez içerden  aynı salağın sesini duydum, “Saçmalama da şu yemeği yap artık, akşama az kaldı”

Zıkkım yesinler.

Bıçağa bakıyorum, sonra tavuğa.Sonra masaya.Sonra yine tavuğa, ellerime bakıyorum. Midem harekete geçti, geçecek.Pencereden dışarı bakıyorum.Karşıdaki beşinci kata yeni gelen kimliği ve yüzü belirsiz kadına. Yola bakmıyor, tuhaf bir biçimde önüne bakıyor, suç işlemiş gibi. Perdelerini yağmurlu  günlerde bile açmıyor. İçi daralmıyor mu, acaba böyle mutlu mu? Polise haber versem, kurtarırlar belki onu. Dağa bakıyorum sonra, yüzüstü uzanmış bir mamuta benziyor. Her şeyi izleyen, hiçbir şey yapmayan kötü kalpli bir mamuta.

Bıçağa bakıyorum şimdi.

Kan kırmızısı tırnaklarım, simsiyah gövdesini kavrıyor bıçağın, nasıl da yakışıyoruz. Gözlerimi alamıyorum ışıltısından. Tahtadaki tavuk bile yumuşamış. Acıtmadan öper gibi asitmetrik parçalara bölmek mümkün mü? Değil. Aceleye getirmek istemiyoruz gibi bir halimiz var. Ne olacak bundan sonra?

Başsız tavuk  tek darbeyle önce ikiye, sonra daha küçük parçalara ayrılacak. Bıcağın gövdesi küçülen kısımların üzerine, seri ve sert darbelerle inecek. Dans eder gibi. Hoppa, bir iki, öne arkaya. İleri geri.Küçülen parçalar granit bir tencereye atılacak, kanı çıkasıya, rengi dönesiye kadar pişirilecekti. O  sırada  kan ter içinde merasimle sofra kurulacak, misafir masa örtüsü  ve yemek takımları ortaya çıkacaktı. Masanın üzerine salata dışında hiçbir şey konmayacak, sonradan görme alışkanlıkların hiçbiri sofra düzeni diye yutturulmayacaktı. Kaynayan tencereye son bir kez bakılacak, ölü etin sebzeli görüntüsü ağız sulandıracaktı. Piştiğinden iyice emin olduktan sonra, ocaktan alınacak ve  otuz altı ay taksitle alıanan birinci sınıf kütahya işi bir tabağa konacaktı. Burada bitmiyor. Asit yoluna ulaşmak kolay değil.Tabakta birkaç  dakika arz-ı endam eyledikten sonra, çiğnenmeden asitli midelere  doğru dağılacaktı.Böylelikle başsız tavuğun yolu, bütününü kaybederek asidin içinde son bulacaktı. Masada bulunanlardan biri, en avam olanı,  “Ellerine sağlık güzel olmuş ama sen bunu bir de kırmızı etle yap" diyecek, hemen ardına  kendi tarifini ekleyecekti. Sofra düzenimi, sadeliğimi, tezgâhımın üzerinde duran objeleri, temizliğimi, gündüz kuşağından izlediği saçma sapan programların ağzıyla eleştirecek, öte yandan da bana  önerilerde bulunacaktı. Sık sık” Anladın mı canım”, demeyi  ihmal etmeyecek, sözde duyarlılığından  ötürürü de onu takdir etmemi bekleyecekti. O sırada evdeki adam ağzından salyalar damlatarak ne kadınlar var diye iç geçirecekti. Misafir bunu farkedecek, dudağının kenarını biraz daha bükerek parazit seslerle konuşacaktı. Yemek boyunca lüks giyimden, seyahetlerden, markalardan bahsedecek, aynı zamanda asgari ücrete gelen zam haberlerine  kulak kesilecekti. Çürümüş iyimserliğiyle, evden çıkarken bir yandan tatlı diller dökecek, diğer yandan evimizin pek  de küçük olduğunu ima edip defolup gidecekti. Geriye,  ayak kokan bir salon, kirlenmiş masa örtüsü, yağlı tabaklar, kasap bıçağım ve ben kalacaktık.

Çekmeceyi açtım. Bulaşık süngerlerinin altından bir  poşet bulup çıkardım. Tavuğu  poşete koydum. Ağzını sıkıca bağladım ve kapının önüne bıraktım. Siyah gövdeli kasap bıçağı alınır gibi baktı bana. Aldırmadım. Onu da ait olduğu yere, çekmecesine koymayı düşündüm ama yapamadım. Pencereden son defa kötü kalpli mamuta baktım ve evden çıktım.

Gallus gallus domesticus kendi yolunu, ben kendimi yolumu, kasap bıçağı kendi yolunu bulabilirdi şimdi.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İhap Hulusi Görey: Cumhuriyet'in Görse..Derya Önel
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Daniel Treisman

2 Temmuz 2025

Manipülasyonun Gücü

Günümüz diktatörleri biraz farklı çünkü onların yönetim biçiminin temelinde şiddet değil, manipülasyon var. Donald Trump genellikle sahip olduğu otoriter arzular sebebiyle eleştirilir, hatta otoriter eğilimlerin önünü açmakla suçlanır. Trump’ın liderlik tarzını ülke dışındaki emsa..

Devamı..

Ankara'da Hafta Sonu Kaçamağı: Nereye ..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024