Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Nisan 2023

İnsan

Bir Dönekliğin Psikolojik Analizi

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

1


Kişinin yaşadığı yalnızlık, onun sosyal ilişkilerinde niceliksel ya da niteliksel olarak ortaya çıkan, sonuçta hiç de hoş olmayan bir deneyimdir.

Türkiye’de bazı politikacılar sürekli parti değiştirmektedir. Bunların hepsini saymaya kalksak sayfalara sığmaz. Ancak bazıları inandıkları ideolojiyi katıksız bir biçimde savunurken ansızın tam tersi bir kulvara yönelmektedir.    

Tarih boyunca aydın olmanın temel koşulu düşüncesini sürekli yenileyen, muhalif duruşundan ödün vermeyen, yaşadığı çağdan kaygı duyan, her zaman ezilenleri ve ötekileri savunan bir anlayışa sahip olmaktır. Bizden birkaç örnek verelim: Nâzım Hikmet, Orhan Kemal, İsmail Beşikçi, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Uğur Mumcu… Dışarıdan ise Jean-Jacques Rousseau, Montesquieu, Voltaire, Jean-Paul Sartre, Kant, Hegel… Aydın diye tanımladığımız kişiler idealist olmaları bir yana, toplum çıkarına yönelik düşüncelerini yazan ve söyleyendir. Evrensel temel ilkeleri arasında yer alan eşitlikçi ve paylaşımdan yana olan, kişi hak ve özgürlüklerini savunurlar. Gerçek aydınlar kibirli, ukala, zalim, aymaz ve bağnaz değildir. Onlar olaylara nesnel bakabilen, doğruyu hiç geciktirmeden ve saptırmadan söyleyebilen, hiçbir menfaat beklemeyen, özgür düşüncelidirler. Onların düşünceleri daha güzel ve huzurlu bir toplum yaratılmaya yöneliktir. Ancak eline her kalem alan, birkaç televizyon kanalında konuşmacı olan, şöhrete sevdalısı kişiler için bu aydın tanımına uymaz.    

Son günlerde birçok kişi Hulki Cevizoğlu’nu konuşuyor. Yakın geçmişte sıkı bir Atatürkçü hatta Kemalist ilkeleri savunan birisiydi. Ceviz Kabuğu programını yaptığı yıllarda bunu sıkça dillendirirdi. Üstelik yazdığı kitaplar ve yazılar da bunun göstergesidir. Peki, ne olmuştur da Hulki Cevizoğlu laiklik ve Atatürkçülük ilkelerini savunmayan hatta bunlara temelden karşı çıkan bir siyasi partiye (AKP) geçmek için taraf değiştirmiştir? Laikliğe, çağdaşlığa ve demokrasiye yönelik inanılmaz suçlamalar yapan bir otoritenin emri altına girmeyi göze almıştır? Bazı yazarlar bunu günümüzün değerleriyle yorumluyor. Yani bir maddiyat karşılığında gibi. Ancak bu kadar kolay mıdır?  Şimdi olayın arka planını görmeye çalışalım.

Hulki Cevizoğlu’yla beş-altı yıl önce tanıştığımda, halen laikliği savunan biriydi. Ne olduysa son yıllarda yanardöner bir hal aldı. Hemen belirtelim ki imza günleri ve çeşitli platformlardaki konuşmalarına katılım sayısı çok düşüktü. Şöhret eskisi bir isim olmuştu. Kendisini geliştiremeyen, ilkelerinden ödün veren, son yazdıklarıyla tekrara düşen biriydi. Muhalif televizyon kanallarına çağrılmıyor, kendisinden çok fazla söz edilmiyor, bir gazetede köşe verilmiyordu. Sözün özü unutulmuş, önemsenmeyen, bir kenara itelenen, ciddiye alınmayan bir şöhret eskisiydi. Bilgiyi ve kültürü yeterince özümsemeyen, sadece söylediklerini tekrar eden, şöhret delisi kişilerin tipik bir ruh halidir bu.

İnsanı değerlendiren ve belirli bir yere gelmesini sağlayan geçmişten çok geleceğe yönelik arzularımızdır. Bunlar bizim kişiliğimizi de belirli bir çerçeve içine alır. Alfred Adler’e göre insanı sadece geçmişteki yaşantıları şekillendirmez. Geleceğe yönelik istek ve düşüncelerimizdir bizi asıl şekillendiren. Adler, bu anlamda insan geçmişiyle değil, geleceğiyle ilgilenmelidir, der. Sözgelimi Hulki Cevizoğlu kendini ekranlardaki konuşmacılarla değerlendirmektedir. Onların olduğu platformlarda kendisinin de yer alması gerektiğini düşünüyor olmalıdır. Kendisinin yüksek eğitimli, bir sosyolog olarak akademisyen ve çok sayıda kitap yazmasından dolayı bir eksiklik hissetmektedir. Ancak unuttuğu önemli bir konu var: Ona bu değerleri veren, arkasında dimdik duran, yazdıklarını dikkatle okuyan geniş bir kitle vardı. Söz konusu olan bu kitle çağdaş, laik ve Atatürkçü ilkelere sahipti. Şimdi bu ilkeleri terk ettiğine göre neyi ve nasıl savunacağını merak ediyor insan?

Hulki Cevizoğlu’nin siyasi yaşamı da inişli çıkışlı ve döneklik üzerine kuruludur. 22 Temmuz 2007 Türkiye genel seçimlerinde Ankara 1. Bölge’den bağımsız milletvekili adayı olmuş ama seçilememişti. 23 Kasım 2009’da Demokratik Sol Halk Parti (DSHP) kurucu genel başkanı oldu ama bir ay sonra istifa etti. 2011 Türkiye genel seçimlerinde, Ankara 1. Bölge’den bağımsız milletvekili aday oldu. Bu seçimlerde adaylık için önce CHP’ye başvurmuş ama kabul edilmemişti. 2015 Haziran seçimlerinde ise Vatan Partisi’nden İzmir 1. Bölge’den milletvekili adayı olmuş ama yine seçilememişti. Evet, sadece AKP kalmıştır. 2023 Türkiye genel seçimlerinde ise AKP tarafından İstanbul 1. Bölge 6. Sıradan aday gösterilmiştir.

Bu listeye girmeyen ama yaptığı temaslardan bir sonuç alamayan kim bilir daha ne girişimleri olmuştur? Bir insan milletvekili olabilmek için bu kadar hırslı olmasını neye borçludur acaba? Bu işin bir de psikolojik boyutu vardır.  

Sosyal karşılaştırma, insanların kendilerini başkalarıyla karşılaştırarak öz değerlerini değerlendirmek için kullandıkları bir ölçüm aracıdır. Bu değerlendirmeler kişinin toplum içindeki değerini belirleyen sosyal statüsünü, işini, gelirini kapsar. Ayrıca kendini diğerleri gibi görmek ister ve bunun sonucunda da geçmişte ötekileştirdikleriyle aynı kulvarda yer alır. Bu karşılaştırmalar doğal olsa da bazı insanlar bu karşılaştırmaların üstesinden gelmekte zorlanırlar. Kişide yinelenen bu türden karşılaştırmalar, bilimsel olarak Aşağılık Kompleksi olarak tanımlanan güvensizlikle sonuçlanır. Bu komplekse sahip kişiler ise genellikle kendilerini topluma kanıtlamaya çalışırlar. Aslında bu durum çoğu zaman gözden kaçar ve uzlaşma fikri insanları ruhsal bir acıya sürükleyerek beklenmedik kazanımlara ve aşırı antisosyal davranışlara da yol açar. Bu kuram Alfred Adler tarafından geliştirilmiştir. Burada en temel sorun şudur: Kişinin diğer insanlara karşı kendini yetersiz görmesidir. Böyle olunca da bir aşağılık kompleksi ortaya çıkar. Aynı zamanda bunun nedenleri arasında kişide derin özgüven eksikliği, ciddi bir obsesif-kompulsif bozukluk, kültürel gerileme de yer alır. Psikiyatrik bir hastalıktan çok psikolojik bir durumdur. Hulki Cevizoğlu, kültürel açıdan bir gerileme yaşamış mıdır? Büyük bir olasılıkla buna evet diyeceğiz. Muhalif düşünceleri patinaj yaptığından ve yenilikçi bir anlayış yaratamadığından dolayı AKP’ye yanaşmıştır. AKP ise bu konuda statükocu, emekten yana olmayan, tek adam rejimini savunan, beşli çetelerle birlikte birçok ekonomik sorunları yaratan bir siyasi partidir. Yani Hulki Cevizoğlu’nun geçmişteki Atatürkçülüğü ve laikliği savunmasında kendini geliştiremediğinden dolayı şimdi bunların tam tersini savunan bir siyasi partide yer alması normaldir… Onun kişiliği buna uygun mudur sorusunu anlamaya çalışalım.

Psikolojide “Düşük benlik saygısı” diye bir kuram vardır. Bu kurama göre, kişinin kendini yeterince etkin hissetmediği ve öz değerleriyle ilgili sürekli şüphe duyduğu bir özgüven eksikliğini yaşar. Bu insanlar kendilerini topluma yön verecek kadar yetenekli olmayan biri olarak algılarlar. Unutulmuşluk onların en derin yarasıdır ve acısını bir türlü üzerlerinden atamazlar. Üstelik başkalarının onlar hakkındaki görüşlerinden de kolayca etkilenirler. Düşük benlik saygısı, kişiyi sosyal olaylardan ve yeni şeyler denemekten alıkoyar çünkü zihinlerinde zaten başarısız olduklarını düşünürler.

Kişinin yaşadığı yalnızlık, onun sosyal ilişkilerinde niceliksel ya da niteliksel olarak ortaya çıkan, sonuçta hiç de hoş olmayan bir deneyimdir. Buna göre, kişi toplum içinde kendini yalnız hissedebilir. Ayrıca statü olarak bekledikleri arzu edilen düzeyde değildir. Kişinin yaşadığı yalnızlık duygusunun temelinde bilişsel, duyuşsal ve davranışsal öğeleri de kapsamaktadır.

İnsan psikolojisinde unutulmanın ve kendisine sahip çıkılmamanın acısı derindir ve sancısı çok yönlü alarak kalıcıdır. Sözgelimi, en olmadık isimlerin sözde yorumcular olarak neredeyse her gece ekranlarda olması bu kişiyi rahatsız eder. Onların arasında konuşmacı olarak katılmayı düşler. Kenarda bekletilecek hele ki unutulacak biri olmadığını göstermelidir. Yani işin maddi tarafı yerine yeniden yıldızının parlatılmasını istemektedir. Bu nedenle, hangi siyasi partiye girdiğinin pek de bir önemi yoktur. Bu tümce dikkatli okunursa bunun sayısız örnekleri görülecektir… Bazı insanların en çok önemsediği şeylerin başında toplumda öne çıkmayı, kendisine sürekli söz hakkı verilmeyi arzu ettikleri bilinen bir gerçektir. Yeniden parlamak ve ekranlarda görülmek o kişi için yaşamsal bir önem taşımaktadır. Böyle bir sonuç çıktığında, Millet Meclisi’nde eğitim ve özellikle kültür eksikliği hemen göze çarpmaktadır. En azından AKP’li kaç milletvekili resim ve heykel sanatından, klasik müzikten, tiyatro ve sinemadan, ciddi kitaplar okumaktan zevk almaktadır? Böyle kaç isim sayabilirsiniz ki? Önceden bindirilmiş kıtalar karşısında hamasi konuşmalar yapmanın yeterli olduğuna inanın siyasilerin çokluğu ülkeyi bu konuma getirmiştir. Entelektüel kültürün olmadığı siyasi bir mecliste ileriye yönelik doğru ve kalıcı kararlar alınabilir mi? Ancak kişinin kendi egosuna yenik düştüğü, bencil ve çıkarcı, ülkenin geleceğini düşünmeyen bir anlayışta kurulan hükümetlerin içinde yer alması neyi değiştirecektir?

Hulki Cevizoğlu, yedek oyuncu olmayı hele tribünde oturmayı istemiyor. Emekliler kervanına katılmayı ise hiç! AKP’ye muhalif cenahtan olumlu bir haber alamayınca oturmuş düşünmüş ve belki de birilerine danışmış, sonunda böyle bir karar almış. Sadece yeniden hatırlanmak ve ekranlarda görünmek demek ki insanın inandığı ilkelerden çok daha önemlidir…

YORUMLAR

Harun Barış

"En azından AKP’li kaç milletvekili resim ve heykel sanatından, klasik müzikten, tiyatro ve sinemadan, ciddi kitaplar okumaktan zevk almaktadır?" O kadar temelsiz ve altı boş bir soru / iddia olmuş ki psikolojik analiz yapılan bir yazıda kendi psikolojisinin ötekinden ne kadar çok beslendiği ve o olmaksızın kendi başına varlığının anlamsızlaşacağının itirafı ortaya çıkmış. İnsanları tanımaksızın onlar hakkında önyargıya dayanan çıkarımlarda bulunmak mağara insanının, mağaranın önünde çıkan hışırtıdan muhtemel hayvanın av mı avcı mı olduğu tahmininden çok da farklı bir yan barındırmıyor. Konuyla ilgili bir araştırma yapmadan bu tür bir soru/iddia ortaya atmak akli ve mantıki unsurları barındırmadığı net şekilde görülüyor. Ayrıca "zevk almak" gibi sübjektif bir yargıyı ölçecek dışsal bir araç olmadığı için bu sorunun yanıtını hiç bir insan için bilemeyeceğiz. Sadece muhalif olmak değil, alternatif olmak gerek. Yanlışın ne olduğunu herkes biliyor, doğrunun tarifinin yeniden yapılması ve en önemlisi ayna karşısında gördüğümüzün tarifinin objektif analizinin yapılması gerekiyor. Barış Manço'nun sözleriyle bitirelim: Barış iğneyi kendine batırır, çuvaldızı başkasına!

11 Temmuz 2023

Öne Çıkanlar

Açık Havada Tiyatro Keyfi: Tiyatro Koo..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sean Glatch

17 Mayıs 2026

Deneyler, Aydınlanma Anları ve Yazıya ..

Yakın okuma: Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi  Joyce’un otobiyografik romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni bu yıl başlarında bitirdim. Romandan bahsettiğimde insanlar genellikle, “İyi de Joyce okumak imkânsız değil mi,” diy..

Devamı..

Ankara’nın Meşhur Lezzetleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024