Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Eylül 2020

Öykü

Bir Kış Gecesinde Sobanın Başı

Hatice Göz

Paylaş

4

1


Bir kış gecesinde neler olabilir?

Mısto Emmi ile Nafiye Bibi komşularımızdı o zaman. Tarlalarla bölünmüş yazının köşesine bir nokta gibi düşen bu küçük köyde beş altı ev vardı. Mısto Emmilerin evi ile bizim ev arasında bir de ahır. İki gözlü, toprak tavanlı, pencerelerinden samanlar uçuşan bir ahır. Mertekli dediklerinden.

Tahta kapının hemen solunda bir ocaklığın önüne yığılmış pamuk çöpleri, kurumuş ağaç dalları, çam kozalakları… Etrafı islerle kaplanmış, kararmış ocaklığın içinde eski bir odun ateşinin –o ateşte süt kaynamıştır– külleri, onun da içinde yanamadan sönmüş odun parçaları. Odayı saran kül tortusu, kapıyı açınca yayılan o hafif parçalar. Orada oynarsak üzerimize yerleşip asla çıkmayacak olan is lekesinin korkusu. O ince, siyah kaplamanın göz alıcı matlığı.

Hemen yan duvarda asılı bir tırmık ve kürek. Babam çocukluğumun anılarında omzunda bir kürekle, ayaklarında çamura bulanmış bir çizmeyle yoldan yukarı geliyor hep. O küreklerden biri işte. Tırmık dağılan dalları toparlamak için orada asılı duruyor.

Kışlık ekmek de burada yapılıyor. Bu ocağın içindeki üç ayaklı sacın üzerinde. Sabahın kör saatlerinden akşam olup da inekler yazıdan gelene kadar süren bir iş bu; ateşle, unla, oklava ve sohbetle dolu bir iş. Köyün bütün kadınlarını bir araya toplayan, yorucu da bir iş. Tarladan biçilip başaklarından ayıklanan, sonra çuvallardan dökülüp taşları temizlenen, değirmende öğütüldükten sonra önce un olan, ufalanan sonra da suyla karışıp hamura dönen buğdayın yolculuğunun son evresi. Avuç içi kadar hamur, tahtanın üzerinde oklavayla açıldıkça, orada inceldikçe kısalan günlerin işi yani.

Diğer odaya açılan eski, tahta kapıdan ineğin ve saman yığınlarının yanına geçiliyor. Bir tek inekleri var onların, sütü, yoğurdu, ayranı iki aileyi de doyuruyor. Ne bereketli bir inek, siyah beyaz, uysal. Annem ineğin boynuna, yazmalardan artan boncuklardan bir kolye yapmıştı geçen yaz. Babamın, omzunda kürekle buğday sulamaktan gelişini nasıl bekliyorsa, ineğin yazıdan gelişini de öyle bekliyordu her akşam. Ne yer ne içeriz diyordu onun sütü olmazsa.

Bir kış gecesi bir sesle bölünüyor zaman. Ne olduğunu anlayamadığımız ama geceyi bölen, dışarıdaki soğuğu kesen, havaya yayılan, ağır bir ses. Ahşap evin incecik camlarını delip, gaz lambasının titrek ışığıyla aydınlanan salona doluyor ses. Hepimiz uyanığız, sobaya son kömür az önce atılmış, daha birkaç saat uyunmayacak ama döşekler yine de serilmeli ki son ısıdan onlar da faydalansınlar. Buz gibi yatağa girmemiş olalım.

Babam sesi duyar duymaz fırlıyor uzandığı tek ayağı hafif yamuk, üzerinde annemin işlediği örtü olan sedirden. Bir gıcırtı kaplıyor odayı. Ama hâlâ o ses var, sobanın sesini, üzerinde kaynayan yayla çayının fokurtusunu bile bastıran o ses. Acı bir ses, bir çeşit inleme gibi.

Annem de babamın arkasından çıkıyor hemen. Onlar çıkarken dış kapıdan odaya kar soğuğu doluyor, buz gibi bir küçük hortum, odanın ortasında bir tur atıp çıkıyor. Kapı kapanınca bekleyişimiz başlıyor. Ses gelmeye devam ediyor. Soba yanıyor, ışık da yerinde. Biz dört kardeş o kış gecesi sobanın başında bekliyoruz.

Bir zaman sonra önce annem giriyor içeriye, elleri soğuktan buz kesmiş bir halde ama aceleyle. Hızla yatak odasında yüklüğün altından incecik bir kilim çıkarıyor. Getirip sobanın hemen yanında seriyor, altına da gübre çuvallarından diktiği çulu yerleştiriyor. Ardından babam geliyor. Kucağında battaniye, battaniyeye sarılı, küçük bir şey. Nasıl sarılmış ama babam ona, soğuk geçmesin diye belki.

Kucağında battaniyeyle sobanın yanına eğiliyor, dizlerini kırıp yavaşça indiriyor. Biraz bekleyeceğiz belli ki. Hemen açmıyor üzerini. Bizim gözlerimiz çakılı battaniyeye, merakla bakıyoruz içindeki ne diye.

Biraz sonra bir hareketlenme, bir kıpırtı beliriyor. Babam çekiyor ellerini üzerinden. Battaniye açılıveriyor. Bir buzağı. Henüz doğmuş, soğuktan titreyen bir buzağı. Alnının ortasında beyaz bir kalp. Gövdesi çoğunlukla siyah ve küçük, bacakları incecik. Tüyleri yok gibi, henüz kısa ama parlaklar. Isındıkça hareketleri artıyor, ayağa kalkmaya çalışıyor. Nihayet kalkıyor da.

Bir kış gecesi, sobanın yanında birkaç saat önce doğmuş olup şimdi ayaklanan buzağı. Zaman geçtikçe güçleniyor, ilk adımlarını atıyor. Ardından odanın içinde dönmeye başlıyor. Biz dört kardeşin şaşkınlığı ve mutluluğunu görüyor; çocukluğumuzu paylaşıyoruz onunla, onu da görüyor. O da bizimle birlikte mutlu. Yaşadığı için, ısındığı için. Evin içinde, soğuk bir kış gecesinin ortasında, bir şenlik havası esiyor. Gaz lambasının ışığının içinde, o küçük odada, sobanın başında zıplayan çocuklar oluveriyoruz.

Mısto Emmiler o gece misafirlikteler, duymuyorlar sesleri. Doğuma da daha var diye biliyorlar. Babam kanlar içinde buluyor ineği, sesler onun doğum sancısının sesleri. Doğumu yapmış, yavru yaşıyor ama kan kaybı fazla, soğuk da olunca toparlayamamış kendini, yalayıp temizleyememiş yavruyu, yorgun düşmüş inek. Babam ineğe bakarken annem de yavruyu temizleyip battaniyeye sarmış. Sonrası bizim sobanın başı işte.

Sonra ocaklığın yanındaki o odada, samanlı odada iki oldular. Annem artık inekle birlikte buzağının da yolunu gözler oldu. Gelecek yaz ona da bir kolye yapacaktı, çıngıraklı. Çıngırağı da kolyenin ortasına koyacağım diyordu, buzağının alnının ortasında duran o beyaz kalp gibi. Ya da belki bu bereketli yazının köşesine bir nokta olarak düşen bu köy gibi.

YORUMLAR

Neslihan. Karakuş

Bir kez daha mutlu ve huzurlu geçirdiğimiz çocukluğumuzu hatırlattığın için teşekkürler biricik kardeşim iyi ki varsın

12 Eylül 2020

Öne Çıkanlar

Modern Dünyanın Anlatı KriziStuart Jeffries
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

13 Temmuz 2025

Vizesiz Tatil Yapabileceğiniz Yerler

Farklı kültürler tanımak ve yeni yerler keşfetmek istiyorsanız, bütçenizi yormayan bir tatil için Türkiye’den vizesiz gidilen ülkeleri tercih edebilirsiniz. Hem kolay hem de ekonomik yurt dışı tatili için sadece pasaport ve kimlik kartıyla gidilen çok sayıda yer b..

Devamı..

Polisiye Roman Yazmak Halat Örmeye Ben..

Çağnam Erkmen

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024