Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Kasım 2024

Edebiyat

Birini Yazmak İçin Yüz Kitap Okudum

Heather O’Neill

Paylaş

3

1


Elbette şöyle bir şeyi hesaba katmıştım: yazdığım romanla ilgili araştırma yapmam şarttı ve kendime onlar için izin vermiştim.

Küçükken Montreal’de, okuma yazma bilmeyen ve bir apartmanda kapıcı olarak çalışan babamla birlikte yaşıyordum. Sabahları uyanır, koşu ayakkabılarımla hamamböceklerini öldürürdüm. Ardından babam onları toplar ve muntazam bir zarfın içine doldurup ev sahibine postalardı. Güneş battığında birlikte çöp toplamaya giderdik. Babam bulduğumuz beyaz eşyaların kablolarını sökmeyi ve buzdolabından çıkardığı eski parçaları peşimiz sıra sürüklediğimiz dört tekerlekli el arabasına, ufak bir kovanın içine doldurmayı severdi. Güzel şeylere rastlardık. Ve onları bana, sanki dünyanın en güzel hediyesiymiş gibi uzatırdı. Öyleydiler de.  

Hatta bir seferinde, kıyısında melek figürü olan bir sabunluk bulmuştu – bunu hayatım boyunca sakladım. Babamın anlatmayı en sevdiği hikâyelerden biri beni nasıl bulduğuydu. Güya çöp tenekesinin içindeymişim ve öylesine kirli, öylesine çirkinmişim ki, beni ondan başka kimsenin çöpten çıkarıp da büyütmek istemeyeceğini fark etmiş. O yüzden beni almış, eve getirip bulaşıklarla birlikte yıkamış. Hayatımın gerçek tutkusu ancak çöpleri kurcalamaya başladığım zaman kendini belli etti – kitaplar. Onları alır, hazine arabasına koyardım. 

Babam şiddete eğilimliydi. Kimi zaman haftalarca kendini kaybederdi. Bir keresinde öylesine öfkeliydi ki, bana fırlattığı tabaklar yüzünden kendimi hastanede dikiş atılırken bulmuştum. Evden kaçmaya ve şansımı başka bir yerlerde aramaya karar verdim. Okuduğum kitaplarda karakterlerin yaptığı da buydu. Gemilere, trenlere biniyor, onlara eziyet eden herkesten ve her şeyden kaçıyorlardı. Aklıma hemen Maksim Gorki’nin hatıralarının olduğu kitap geldi. 14 yaşındaydı ve büyükbabasının evinden kaçıyordu. Hemen alıp tekrar okudum ve böylece evden kaçmak için gerekli araştırmayı tamamlamış oldum. Küçük bir bavul hazırladım – bir yığın kitap ve diş fırçam. İşte şimdi karakterlerimin tavsiyesine ihtiyacım vardı çünkü onlar benden hem çok daha dünyeviydiler hem de kendilerini içinde buldukları durumlar hakkında uzun uzun düşünmeyi seviyorlardı. 

Daha sonra bavuluma bir çift de çorap atmadığım için pişman olacaktım. Yine de büyüleyici bir öğleden sonra geçirdim – evsiz çocukları doyurmak için parka uğrayan bir yiyecek karavanında sosisli sandviç yedim ve Lolita’yı okudum. Ahlakın nasıl bir şey olduğunu merak ettim. Ve dünyanın her yerinin dejenere insanlarla dolu olduğuna inandım. Kelimeleri ustalıklı bir biçimde kullanmanın sizi hiçbir surette asil bir insan haline getirmediğine, hatta tam aksi olduğuna. 

Bugün bile kitaplarla aramda adeta aşka benzeyen bir çekim var. Ne zaman kitapçıların önünden geçsem gözüme harika görünüyorlar. Taşıdıkları karakterlerin, tanışabileceğim herhangi bir insan çok daha etkileyici olduğunu biliyorum. Çirkin bir bedende kadın olmanın nasıl hissettirdiğini ya da kendi aileniz tarafından fahişeliğe zorlanmanın neye benzediğini okumak varken niçin arkadaşlarımla bir bara gidip saatlerce çene çalayım? Üstelik bunları okumazsam trajik bir şeyler olacakmış gibi görünüyor. 1920’li yıllardan kalma bir romanda sarhoş bir koro kızı, otel odasındaki yatağın kıyısında, tek ayağında çorap çırılçıplak oturacak ve sonsuza dek onu – kendisine kötü davranacak bir adamla tanışabilsin diye – maceradan maceraya sürüklememi bekleyecek.

Her gün mutlaka bir kitap bitiriyorum. Bazen üç kitap. İnsanlara bunu söylemekten utanıyorum çünkü dehşet içinde bakıyorlar. Sanırım epey ileri gittim ve okuma alışkanlığımı kompulsif hale getirdim. Elimde değil, her gün bir kitap okusam bile okumak zorunda olduğumu düşündüğüm kitapları bitirmem mümkün değil. Üstelik ne zaman bir kitap listesi görsem listedeki kitapların en az üçte birini sipariş etmek gibi bir huyum var. Aman Tanrım, bu listeleri gördüğümde aşırı cahil olduğumu ve sipariş ettiğim kitaplar gelince aydınlanacağımı düşünmeden edemiyorum. 

Günün birinde kitaplara ayırdığım bütçenin olması gerekenin çok üstünde olduğunu fark ettim. Üstelik evde daha okumaya başlamadığım onlarca kitap vardı. Okunmamış kitapların oluşturduğu bu devasa yığın biraz azalana kadar yeni kitap almamaya karar verdim. 

Elbette şöyle bir şeyi hesaba katmıştım: yazdığım romanla ilgili araştırma yapmam şarttı ve kendime onlar için izin vermiştim. Fransız İhtilali’ni zihnimden yeniden kurgulamıştım ama hikâye Viktorya Dönemi’nde geçiyordu. Böyle bir konu, harcamalarımı azaltmak yerine çok daha fazla harcama yapmama sebep oldu. 

Önce Fransız İhtilali ve o dönemin düşünürleriyle ilgili kitapları okudum. Robespierre ya da Marie Antoinette hakkında yazılan ve ne denli kalın oldukları anlaşılmasın diye incecik kâğıtlara basılan kitap yığınları gayet olağandı. Sonra sıra Viktorya Dönemi’ne geldi. Karakterlerim bu dönemde yaşadığından gündelik hayatla ilgili bir sürü araştırma yapmam gerekiyordu. Kadınların nasıl soyunduğunu anlatabilmek için Viktorya dönemi iç çamaşırlarını anlatan bir kutu kitap satın almak zorunda kaldım. Üstelik hepsi gençti ve illa ki, mastürbasyon yapıyorlardı. Peki fantezileri? Bu sefer kapımı çalan, Viktorya Dönemi erotik kitapları oldu. 

Sonra düşündüm ki, birbirine aşık genç kızları anlatan kitaplar alabilirim. Böylece hoş bir gelişigüzellik devri başlamış oldu. Yeni Zelanda’da el ele tutuşan kızlar. Buz mağaralarında birlikte kaybolan kızlar. Gemi güvertelerinde yüzleri rüzgâra dönük, at kuyrukları savrulurken burunlarının ucu güneşten yanan kızlar. Trene binen iki kız, biri savaştan sağ salim kurtulurken öteki kurtulamayacak.

Sonra bir gün, romanda kuklalarla ilgili bir şey olmamasına rağmen, roman için kuklacılığı araştırmam gerektiğine karar verdim. Öte yandan manipüle edilmekle ilgili söylemek istediğimi bir şeyler vardı. Ben de tilkilerin konuştuğu bir kitap aldım çünkü romanımda konuşmayan bir domuz vardı ve bu zıtlığın yazarken bana fayda sağlayacağını düşündüm. Sonra gidip tımarhaneye kapatılan kadınların tarihini anlatan bir kitap aldım – kitabımda deli gömleği giyen birileri olmasa da. İyi ama, onlara musallat olan histerinin kökenini bilmeden diyaloglarını nasıl yazabilirdim? 1950’li yıllarda erkeklerin gittiği yatılı bir okulda geçen kitap makul geldi çünkü karakterlerimden biri 1890’lı yıllarda bu tarz bir okula gidiyordu. 

Yeni doğan bir bebeği kaybetmenin nasıl bir şey olduğunu merak ettim. Ve koca bir dünyayı tek bir cümleye nasıl sığdırırım sorusunun yanıtını şiir kitaplarında aradım. Patateslerle ilgili bir kitap okudum çünkü henüz doğmamış bir çocuğu yazarken yardımcı olacağını düşündüm. Dahi bir kadının henüz kucağına aldığı bir bebekle nasıl iletişim kurduğunu görebilmek için absürdist bir Fransız oyunu okudum. 

Viktorya dönemi kadınlarının iç çamaşırlarını anlatan başka kitaplar da aldım. Özellikle regl dönemleriyle nasıl başa çıktıkları benim için muammaydı. Hem kadınlarla dolu bir kitap yazarken bu denli önemli bir konuda bilgisiz kalamazdım. Bu son kitaptı – araştırmamı tamamlamıştım. Önümde kurguyla gerçeğin iç içe geçtiği bir dünya uzanıyordu.

Tek bir kitap için yüzlerce kitap inceledim. Ama aslına bakarsanız herhangi bir kitabı yazabilmek için ömrüm boyunca kitap okudum. Eğer çok okumazsanız kurmaca yazarının bilgili ruhuna sahip olamazsınız. Bu yüzden – ara sıra okumadığım kitaplardan ötürü suçluluk duysam da – dairemi dolduran kitapları görünce kendime şöyle diyorum: ancak çöpleri karıştırır da rastgele güzellikte nesneler bulursak bir dünya inşa edebiliriz. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

Başlıktaki fotoğraf: Joao Tzanno

YORUMLAR

Bülent Öztürk

Uzun zamandir bu kadar ezildigimi hatirlamiyorum...

27 Kasım 2024

Öne Çıkanlar

Charles Dickens’ın Evinde Victoria Dön..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

17 Şubat 2025

Gaziantep’in Otantik Keşif Noktaları

Gaziantep, Türkiye’nin kültürel mirası en zengin şehirlerinden biri olarak sizi lezzet, tarih ve gelenek dolu bir yolculuğa davet ediyor. Ancak bu büyüleyici şehirde her köşeyi keşfetmek için zamanınızı iyi değerlendirmeniz gerekebilir. Bu noktada kiralık araba se..

Devamı..

Alejandro Zambra: “Yazmasaydım çok dah..

Marcelo Rioseco

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024