Lazzaro’nun masumiyeti, modern insanın özlediği öze dönüş unsurlarını içimizde yeniden büyütür.
Postmodern dünyanın düşünce sistemi olarak olağanüstü olayların sıradan yaşantılar izleğinde verildiği ve ilk kez Alman sanatçı Franz Roh tarafından kullanılan “Büyülü Gerçekçilik Akımı” sömürgeci anlayışa eleştiri niteliğiyle edebi eserlerin temelini oluşturuyor. Görüntüsel ve yazınsal göstergelerde, hem gerçekçi hem de kurgusal öğeler birlikte yol alıyor. “Büyülü Gerçekçilik Akımı” nın edebiyattaki yerine göz atmak, filmdeki sembolleri net görmemiz açısından yararlı olacaktır.
1980 sonrası Türk Edebiyatımızın değerli isimlerinden Latife Tekin, akımın önemli temsilcilerinden birisidir. Dünya edebiyatında yirminci yüzyılın başlarında Latin Amerikan Edebiyatı’nda gelişmiş ve kendine sarsılmaz bir yer edinmiştir. Kübalı yazar Alejo Carpentier “Bu Dünyanın Krallığı” ön sözünde “Harika Gerçekçilik” kavramını kullanır. Arjantinli yazar J. L. Borges yazdığı Alçaklığın Evrensel Tarihi eserini bu anlayışla yazmıştır. “Gerçekle gerçek dışının, olağanla olağan olmayanın, düşle sahici olanın aynı ortamda yan yana gelip herhangi bir çatışmaya girmeden yaşayabildiği büyülü gerçekçilik, özellikle yirminci yüzyıl Latin Amerikan edebiyatında gelişip serpilmiştir. (Yivli, Summer 2013, 1542)
Hikaye Inviolata köyünde tütün yetiştiren bir grup çiftçinin ezildiği düzende, güçlünün adaletsiz kazanç çemberinde gelişiyor. Saatlerce çalışan ve her işi yapan, yapmak istemeyenlerin de işlerini Lazzaro’ ya yaptırdığı (bu haliyle sömürünün çarkları teklemeden döner) emeğinin karşılığını alamayan markizin insanlarını konu alır. Aynı zamanda hikaye Lazzaro ve markizin oğlu Tancredi’ nin dostluğu üzerine kuruludur. Lazzaro açısından samimi ve güvenilir bir ilişki ancak Tancredi tarafında yalanların olduğu, planların kurulduğu bir dostluk. Lazzaro her istenileni yaptığı için, Tancredi’ nin de isteklerini geri çeviremez. Annesinden yüklü miktarda para almaya çalışan Tancredi, arkadaşını kandırır, böylece Lazaro kendini bir adam kaçırma planının içinde bulur. Polisler de işin içine girer. Köyü boşaltmak zorunda kalan köylülerden sonra, Lazzaro da şehre gitmelidir.

Beyaz perdede büyülü gerçekçilik akımının örneklerinden biri olan Mutlu Lazaro filmi iki kısımdan oluşur: teknik olarak değil belki ama büyülü gerçekçiliğin o eşsiz üslubuyla. Birinci kısımda çiftçilerin sömürge düzeninde hak ettiği hakları ve kazancı elde edememesi, zayıfın güçlünün hizmetkarı oluşunu görürüz. İkinci bölümde şartlar kısmen iyileştirilmiş olsa da, güçlünün kılık değiştirdiğini ancak aynı yönlendirici etkiye sahip olduğunu fark ederiz. Lazzaro, saflığın temsilcisi gibi durur her iki bölümde de. Etrafındaki herkes ondan bir şey ister, o da itaat eder. Her yönüyle sömürüye açık ama masumiyetin en güçlü temsilcisidir. Filmin birinci bölümden ikinci bölüme geçişi “kurt metaforu” ile sağlanır. Bu metafor, zaman ve mekan değişimlerinde hikayeyi sırtlayan en güçlü araç olur ve tüm film boyunca ayrıksı durmasından ziyade, sıradışı geçişlerde tam da ihtiyaç duyulan kurtarıcıdır. Bir diğer yanıyla da , ikinci bölüme geçişte anlatılan efsanenin de simgesidir. Filmin ilk yarısından sonra Lazzaro’nun kayalıklardan düşmesiyle başlayan ikinci bölümün başında anlatılan efsaneyle filmin bağlamına zarar vermeden yeni zaman ve mekana masalsı bir geçiş yapılır. Efsaneye göre iyi kalpli bir azizi arayan kurdun, onu bulduğunda yememesi anlatılır. Kurt azizi yemez çünkü kendisinde iyi bir insanın kokusunu almıştır. Mutlu Lazzaro da bu azizden farksızdır dahası adını da ondan alır.
Büyülü Gerçekçilik unsurlarına bakıldığında en dikkati çekenlerden biri de sıradan zaman ve mekanların gerçeğe uygun anlatımıyla karşımıza çıkmasıdır. 1982 yılı Nobel ödüllü yazar Gabriel Garcia Marquez akıl ve mantığı zorlayan durumların nasıl gerçekçi bir sıradanlığa dönüştüğünü, Yüzyıllık Yalnızlık kitabını anlatırken eksiksiz bir şekilde özetler. “Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız.”
Şehirde yaşayan Inviolata köylüleri, yine yokluğun pençesinde karşımıza çıkar. Antonia’nın Lazzaro ile karşılaşmasından sonra az olan yemeklerini paylaşmak zorunda kalırlar. Lazzaro bu bölümde Tancredi’yi de bulur ve köylülerle beraber öğle yemeğine davet edilir. Antonia’ nın “Bu duruma nasıl düştünüz?” sorusuna Tancredi’nin karısı Teresa’ nın “Banka yüzünden, o bir canavar!” cevabı, köyde ücretsiz çalıştırılan 54 ırgatın sömürüsüyle kapitalizmin köleleştiren yanının farksız olduğu gerçeğini ortaya koyar.
Son sahnede Lazzaro bankaya gider. Serveti geri almaya çalışır ancak güvenlik tarafından engellenir. Banka müşterilerinin dövdüğü Lazzaro’ nun yanı başına yine kurt gelir. Son sahnede “kurt” bankadan çıkar, “canavarın” ölüm saçtığı şehrin keşmekeşinde yol boyunca koşar.
Fimin sert gerçekçi unsurlarıyla beraber Lazzaro’nun masum bir şekilde dostuna destek olmaya çalışan hali birleşince çatışma yaşamadan var olabilen ikilemin iç içe geçmesini izleriz. “Büyülü gerçekçi eserlerde gerçekle gerçek dışı olan çatışma yaşamadan yan yana yer alır. Böylece gerçeğin bir başka boyutu yakalanmaya çalışılır. Bir anlamda modern insanın yaşamına, ilkel insanın bakış açısından bakılır, ilkel bakışın saflığı modern döneme taşınır.” (Yivli, Summer 2013, 1545)
Lazzaro’nun masumiyeti, modern insanın özlediği öze dönüş unsurlarını içimizde yeniden büyütür. Masumiyetin ve iyiliğin ölüm dirim savaşı verdiğini görmenin hüznüyle beraber ara ara kendimize dönüşler yapabilmenin eşsiz tadı, filmin en güzel etkisi bana kalırsa. İzleyici olarak da payımıza düşen, günümüz dünyasında hala köleliğin var olduğunu görmek kalır.
Seyretmenizi tavsiye ederim.
Film: Lazzaro Felice- Mutlu Lazzaro
Yönetmen: Alice Rohrwacher
Ülke-Yıl: İtalya, İsviçre, Fransa, Almanya, 2018
Türü: Dram
Süre: 2 saat 5 dk
Senarist: Alice Rohrwacher
Kurgu: Nelly Quettier
Ses: Christophe Giovannoni
Yapım Tasarımı: Emita Frigato
Görüntü Yönetmeni: Helene Louvart
Müzik: Piero Crucitti
Ödüller: Cannes Film Festivali En İyi Senaryo Ödülü, EUFA (European University Film Award)






