Sözcüklerin ritmini ve duygusunu yakalamada şiirin çok etkili olduğunu düşünüyorum.
Demet Eker ile Epona Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni öykü kitabı Yabancılar ve Ötekiler hakkında konuştuk.
Serkan Parlak: Demet Hanım, yeni öykü kitabınız “Yabancılar ve Ötekiler” yılın ilk günlerinde Epona Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kurmaca türlerle olan ilişkiniz, yazma serüveniniz ve yeni kitabınızın ortaya çıkış sürecini sizden dinleyelim.
Demet Eker: Hayatı algılama, insanlarla ve doğayla ilişkimiz, olaylara bakış açımız, durduğumuz yer, yetiştirilme kültürümüz ve bağ kurduklarımız her türlü alışkanlığımızda olduğu gibi kurmaca türlerle olan ilişkimizi de belirliyor diyebilirim. Kitap okumamın çokça teşvik edildiği bir ailede yetiştim. Henüz ilkokula giderken çocuk edebiyatına ait klasiklerin yanında Sait Faik, Ömer Seyfettin gibi öykücüleri okumamın, Ege’ye ait söylencelerin kulağımda yer etmiş olmasının, sözlü kültür ortamının güçlü oluşunun beni kurmacaya yaklaştırdığını düşünüyorum. Ortaokul ve lise yıllarından itibaren daha çok roman türünde eserler okuduğumu hatırlıyorum. Lise ve üniversitede de ağırlıklı olarak böyle devam etti. Barthes, okumak yapıtı arzulamaktır, yapıt olmak istemektir, diyor Yazı ve Yorum’da. Bendeki arzunun farkına varmam için öykü atölyelerine katılmam, yazar dostlarla tanışmam gerekti ve 2016 yılında kendimi öykü yazarken buldum. Öykü türünün edebi algımla uyumlu oluşu bunu sağladı bence. Öyküdeki okura alan açma, duygu ve düşünceleri örtük ifade etme özellikleriyle benim yazmaya şiirle başlamam arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum.
İlk öyküm 2018 yılında Kurşun Kalem dergisinde yayımlandıktan sonra daha çok yazmaya başladım. Pek çok çevrim içi ve basılı dergide öykülerim çıktı o sırada. Bu öyküleri bir dosyada toparlamam gerektiği konusunda yakın çevremden baskı niteliğinde dilekler 😊 gelince 2022 yılında ilk kitabım Kırkyama’ya giden bir süreç de başlamış oldu.
Yabancılar ve Ötekiler Kırkyama’dan sonra yazdığım öykülerden oluşuyor. Toplanması ve dosya haline getirilmesinden yaklaşık sekiz ay sonra yayımlandı. Böyle söyleyince çok kolaymış gibi gelebilir fakat uygulamada hiç de öyle olmuyor. Öykülere karar vermek, bitmek bilmeyen ve her seferinde gözüme takılan hataları temizlemek, editörümün okumasının ardından yaptığımız düzeltmeler derken kitap son halini aldı. Heyecanlı, zorlu, sonu mutlu biten bir süreçten söz edebilirim.
SP: Her ne kadar okuma ve yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücü önemli olsa da sizin öykülerinize başlarken ilham kaynaklarınız nelerdir? Bu soruyla ilişkili olarak şunu da sormak isterim, öykülerinizin ilk taslaklarını nasıl oluşturuyorsunuz?
DE: Benim için önemli olan öyküye başlamak. Bunun için de hayatıma dokunan her varlık, eşya, koku ya da duygu ilham kaynağı olabiliyor. Elbette evrensel olanı yakalamaya çalışma çabamın ilham alanında tesiri kuvvetli. İzlediğimiz, okuduğumuz haberlerden tutun da hemzemin geçide asılmış bir çantaya kadar her şey bu ilham alanında yerini bulabiliyor. Sonrasında o fikir, duygu ya da nesneyle yahut varlıkla ilgili hikâyeyi yaşamaya başlıyorum. Hikâyeyi yaşama fikri hastalıklı gelebilir 😊 Yazmak da hem hasta eden hem de sağaltan bir davranış ya da tutku değil mi zaten?
Dil evrenime şiirin çok katkısı olduğundan şiirler de okuduğum oluyor. Çünkü sözcüklerin ritmini ve duygusunu yakalamada şiirin çok etkili olduğunu düşünüyorum. Zihnimden geçen cümleleri not alırım bu sırada. Çalıştığım için akşam eve geldiğimde masaya geçerim. Okulda ve ders aralarında yazdığım öykü de çoktur. Böyle anlar için yanımda mutlaka bir defter bulunur. Öykü o defterde başlar ve biter. Sonrasında temize geçerim. Eğer evdeysem fonda müzik olur, yazma aşamasında klasik müzik, dinlenme anlarında öykünün duygusuna göre sevdiğim şarkılardan dinlemeye çalışırım. Tıkandığım zamanlarda mutfak işleriyle uğraşırım. Hikâye kişileri birbiriyle konuşur o sırada, anlatıcı onları hizaya sokmaya çalışır. Genellikle de mesele çözülür, yazmaya devam ederim. Kısa sürede taslağını bitirmeye çalışırım. Çünkü başlangıcını ve bitişini görmek isterim. Planladığım sonuçtan bambaşka bitirdiğim çok öykü var. Kurgu alanı çok büyülü bir alan, beni de şaşırtabiliyor geldiğim nokta. Bu nedenle bitişini görmem, anlatıcıyla ve kişilerle vedalaşmam gerekiyor. Ardından işçiliği ve demlenmesi süreci başlıyor.
SP: Öykü türünde yazmanızdan hareketle elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor; mekânlar, atmosfer, diyaloglar ve özellikle öykü kişileri söz konusu olduğunda.
DE: Yine Barthes’ten faydalanayım, yazmak bir bakıma dünyayı parçalamak ve yeniden yapmaktır, diyor. Elimizdeki malzemeyi dönüştürmek için farklı bir yaklaşım benimsememiz önemli. Ben de belirli bir konsept veya karakterlerle başlayabiliyorum ancak yazma süreci ilerledikçe öyküde değişiklikler yapmam gerekebiliyor. İlk taslakta ortaya çıkan fikirleri geliştiriyor, karakterlerin motivasyonlarını değiştiriyor veya öykünün sonucunu yeniden düşünebiliyorum. Öykünün geçeceği mekânı belirlerken genellikle öykünün temasıyla uyumlu bir atmosfer oluşturmaya çalışırım. Duygusal etkiyi güçlendirmek için bu şart. Mekânların detaylarını, okurun hislerini uyandıracak şekilde betimlemeye özen gösteririm. Her öykü kendi mekanını dayatır, ona uygun bir yapılandırma ister. Atmosfer de o mekâna, anlatıcıya ve öykü kişisine göre biçimlenir. Benim öykülerimde insanın doğadan kopuşunu ve bunun sonuçlarını hatırlatan izlekler var altyapıda. Dolayısıyla mekânın kurgusu çok çok önemli. Bu mekânda diğer canlıların ve nesnelerin sesini duyurmaya çalışıyorum da denebilir.
Diyaloglar, karakterlerin kişiliklerini yansıtmak, ilişkilerini göstermek ve hikâyenin ilerleyişini desteklemek için çok çok önemli. Diyalogları inandırıcı ve etkileyici hale getirmek için karakterlerin seslerini ve konuşma tarzlarını dikkate alırım. Her karakteri kendi sesiyle yansıtmak diyalogların yapay olmasını engeller böylece. Karakterlerin derinlikli olmalarını ve okurun bağ kurabileceği özelliklere sahip olmalarını sağlamaya özen gösteririm. Karakterlerin geçmişleri, motivasyonları ve çelişkileri üzerine düşünerek okurun onlarla empati kurmasını sağlarım. Karakterlerin eylemleri ve kararları, hikâyenin ilerleyişini etkiler ve çatışmaları kuvvetlendirir.
SP: Karakterlerin yaşadıkları sarsıcı olayları duygu, davranış, diyalog ve monologlar eşliğinde samimi biçimde anlatmanız öyküleri güçlendiriyor. Öykülerinizin dil ve anlatımına nasıl çalışıyorsunuz?
DE: Çok teşekkür ederim, böyle düşünmenize sevindim. Bir yazarın en önemli görevlerinden biri dili iyi kullanmak diye düşünüyorum. İnsana dair her konunun defaatle dile getirildiğini fark ettiğimizde iyi yazarları iyi yapan özelliğin dilin kullanımıyla alakalı olduğunu görebiliriz. Ben de buna özellikle dikkat ediyorum. Yazdıklarımı içsel olarak duymak isterim. Yani bir öykü kahramanının kişisel anlatı sesinin parçalarını doğru kullanımlarla bir araya getirmeye çalışıyorum. Her öykü, kendi dil ve anlatım özelliklerini belirliyor. Örneğin epik unsurların ağırlıklı olduğu bir öykü yazıyorsam oradaki kelimelerin ritmini önemsiyorum. Bilinç akışı tekniği kullanıyorsam dil bakımından daha parçalı ve kronolojik olmayan bir anlatım tercih ediyorum. Elbette tüm bunları belirlememde edebiyat eğitimi almamın çok büyük bir katkısı var. Bizim dilimize ait klasik eserleri okurken anlamın yanında sözdizimini özellikle önceliyorum. Böylelikle hangi metinde nasıl bir dil kullanmam gerektiğine en başta karar vermiş oluyorum. Çünkü dille uğraşırken neyi neden yaptığımı herkese açıklayabilecek biçimde kendimi sağlama almam gerekiyor.
SP: Sizce romanda, öyküde döneme göre bazı konular, izlekler ön plana çıkıyor mu, son dönemde ilişkiler, korkular, kadınlık ve erkeklik durumları, aile ve bireysel yabancılaşma mesela? Bu temel meseleleri fantastik ögelerle bütünleştirerek anlatmanızın nedenleri ne olabilir?
DE: Evet, kesinlikle döneme göre bazı konular ya da izlekler ön plana çıkıyor. Sonuçta toplumun ve yaşadığımız dönemin yansımalarıyız. Aynı zamanda gelenekten ve yetiştiğimiz aileye has özelliklerden de besleniyoruz. Şekillendiğimiz coğrafyayı da bunlara eklediğimizde anlatımımızın temeli ortaya çıkıveriyor. En eski metinlerin mitolojik ürünler olduğunu düşünürsek duygu ve düşüncelerin, yaşayışın aktarımında fantastik ögeleri kullanmanın hiçbir sakıncası olmadığı düşüncesindeyim. Fantastiğin hayal gücüyle de bağlantısı da unutulmamalı. Açıkça söylenmeyen korkuların veya meselelerin, yabancılaşmanın anlatılmasında fantastik ögeleri kullandığımı söyleyebilirim. Günümüz meselelerini fantastik ögelerle birleştirerek evrensele ulaşmaya çalışmamın da bunda etkisi var. Fantastik alanda sembol kullanmada daha özgür olduğumuzu düşünüyorum.
SP: Demet Hanım, başucu kitaplarınız nelerdir? Bir de sizi çok etkileyen roman ve öykü karakterlerini sormak istiyorum.
DE: En zor sorulardan biri bu. Pek çok kitap ve karakteri sıralayabilirim. Öncelikle Mezopotamya Mitolojisi, dönüp dönüp baktığım kitaplardan biridir. İnce Memed, Kuyucaklı Yusuf, Sevgili Arsız Ölüm, Yüzyıllık Yalnızlık romanları hem metin hem de karakterleri bakımından vazgeçilmezlerim. Ayla Kutlu’nun Mekruh Kadınlar Mezarlığı’ndaki aynı adı taşıyan öyküde yer alan Ayşad Bahu karakterinden çok etkilenmiştim. Leyla Erbil’in Cüce romanı hem sözdizimi hem konunun işlenişi bakımından olmazsa olmazlarımdandır. Çağdaşım olan yazarları da okumaya özellikle önem veriyorum.
SP: Dergiler, dijital mecralar, sosyal medya, filmler… Yazarların, yayıncılığın ve okur kitlesinin geldiği son noktayı da göz önünde bulundurarak hem Dünya geneli hem Türkiye özelinde öykü türünün geleceği hakkında ne gibi öngörüleriniz var?
DE: İnternet ve dijital platformların kullanımındaki artışla birlikte, öykü türü de çevrim içi mecralarda daha fazla yer bulmaya başladı. Öykü yazarları, kısa hikâyelerini çeşitli dijital dergilerde veya sosyal medya platformlarında öykü serileri yayınlıyorlar. Bu trendin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi ve öykü türünün dijital alanda daha da yaygınlaşmasını bekliyorum. Hatta gelecekte öykü türü, sadece yazılı metinlerden daha fazlasını içerebilir. Sesli öyküler, interaktif hikâyeler, görsel hikâyeler ve hibrit formatlar daha popüler hale gelebilir. Bizler, hikâyelerimizi farklı medya formatlarında anlatmak için yeni yollar denemeye devam edeceğiz. Yoğun tempolu yaşam tarzıyla birlikte, kısa formatlı hikâyeler okuyucular arasında tercih edilebilirliğini koruyacaktır. Bu, özellikle dijital platformlarda kolay tüketilebilir içerik arayan okuyucular için oldukça kullanışlı. Geleneksel yöntemlerle modern yöntemlerin birlikte kullanılmasıyla daha çok okura ulaşacağımız düşüncesindeyim.
İlginiz ve güzel sorularınız için çok teşekkür ederim.






