Karanlık bir tüneldeyiz hepimiz. Burnumuzun önünü bile göremiyoruz. Çok kalabalığız tünelin içinde. El yordamıyla ve seslerin bize rehberlik etmesiyle yürüyebiliyoruz. İçimizde birinde bir fener var, güya rehberimiz o. Seçmedik onu, o da pek gönüllü değil aslında rehberlik yapmaya. Arkasına düştük sadece, elinde fener var diye. Feneri tutan bu kişinin bu tünele defalarca geldiği söyleniyor. Her yerini biliyor bilmesine de, o da bizim gibi şu anda zifiri karanlıkta. Söylenenlere göre tünelin içinde bir yerlerde öyle güzel bir bölüm var ki, daha önce gören insanlar orayı anlata anlata bitiremiyor. Hepimiz orayı görmek için tüneldeyiz, asıl geliş amacımız o. Önceden burayı görenlere sorsan, gördükleri şeyin ne olduğunu da tam olarak tarif edemiyor kimse. Kimisi daha önce hiç görmediğiniz renklerde çiçeklerin olduğu güzel bir bahçeydi diyor, kimi bir zebercet hazinesi, kimisi de şırıl şırıl akan bir dere boyunda yuva yapmış bin bir renkli bir anka kuşu. Hiç biri birbirini tutmuyor söylenenlerin. Öyle güzel öyle güzel ki, o şeyi tekrar görebilmek için neler vermezdik diyorlar. Elinde fener olan kişi tünelin içindeki güzel yeri biliyor bilmesine ama, karanlıkta olduğumuz için o da bizi oraya götüremiyor. E diyoruz, açsana feneri ve götür bizi o güzel yere, ne duruyorsun. Ama diyor fener her daim çalışmıyor, elimde olduğuma bakmayın siz diyor ve güvenmeyin bana. Hem sonra bu fenerin kontrolü tam olarak bende de değil. Ben de sizin gibi biriyim aslında. Sadece fener kullanmayı sizden daha iyi biliyorum hepsi bu. Bu da zaten büyütülecek bir şey değil eni sonu, çünkü zaten fener de her zaman çalışmıyor. Fener çalışmadığı zaman ben de herkes gibi tünelin içindeki o güzel yeri göremeden ve peşime düşerek bu tünele gelenlere hiç bir şey gösteremeden dönüyorum. Şunu da eklemem gerek diyor, fener çalışsa ve o güzel yeri bulsak bile, ancak bir kaç saniye gösterebilirim size orayı. Çünkü fenerin ışığı ancak bir kaç saniye orayı aydınlatabiliyor. Sonra sönüveriyor hemen. Bu nedenle o güzelliği aklınızda tutmaktan başka bir şansınız da yok galiba. Eh sanırım bu da sizin için yeterli olur. Hem sonra size hiç bir şeyi vadederek getirmedim buraya bunu da unutmayın. Kendim bu güzelliği bir kez daha görmek için tünele girmiştim, baktım hepiniz peşime takılmışsınız. Haklısın diyoruz, sen bize bir şey vadetmedin, ama sen olmazsan da orayı asla göremeyeceğiz. Sonra bir anda elindeki fener aydınlatıyor her yeri. Rehberimiz işte bakın diyor, şu karşısı görmek istediğiniz yer, feneri çeviriyor oraya doğru. Bir an görüveriyoruz orayı. Sonra tekrar zifiri karanlık kaplıyor her yeri. Aramızda düşüp bayılanlar oluyor gördükleri güzellik karşısında. Bazılarımız donakalıyor oldukları yerde, bazıları da lal kesiliyor uzun bir süre. Sesini duyuyoruz rehberimizin karanlıkta, oyalanmayın, çıkışa geri dönüyoruz. Yanımdakilere soruyorum, ne gördünüz diyorum orada, herkes tanrının adına yemin ederek gördüğü şeyi anlatıyor. Hiç biri benim gördüğüm değil. Çıkışta rehberimizi arıyor gözlerim. O da bizim gibi sıradan biri, elinde fener olmasa tanımak mümkün değil. Bayım diyorum, teşekkür ederiz size, sorabilir miyim acaba, orada ne gördüğünüzü. Hepinizin gördüğü şeyi, başka ne olacak ki diyor ve yürüyor arkasına bakmadan. Sesleniyorum peşi sıra, lütfen adınızı bağışlar mısınız bayım? Dönüp yavaşça arkasına, öykücü diyor adım, öykücü.






