Geleceğimiz Hakkında Tahmin Yürütmede Niçin Bu Kadar Kötüyüz?
13 Aralık 2019 Bilim Teknoloji Hayat İnsan

Geleceğimiz Hakkında Tahmin Yürütmede Niçin Bu Kadar Kötüyüz?


Twitter'da Paylaş
0

Hepimiz, olayların şimdi olduğu gibi devam edeceğini düşünüyoruz. Eğer yüksekten uçuyorsanız, bu o kadar da kötü bir şey değil, ancak düşmekteyseniz bu durum tehlikeli olabiliyor.

Merdiven şu ana kadarki hayatınızı temsil ediyor. Yukarı doğru uzanan kısmını göremiyorsunuz.

Arkanıza bakın, işte o kısmını, attığınız adımları görebiliyorsunuz. Bugüne uzanan birçok adım var, büyük ve zor adımlar. Merdivendeki bir sonraki basamak ne? İşte bu bir sorun, çünkü kimse bilmiyor. Geleceği göremeyiz ve bu tek sorunumuz bu olsaydı belki üstesinden gelebilirdik. Ancak öyle değil, daha kötüsü de var.

Neden mi? Çünkü araştırmaya göre, merdivenin yukarıya uzanan basamaklarını görebildiğimizi iddia ediyoruz. Beyinlerimiz şöyle düşünüyor: “Tabii ki hayatımın bir sonraki aşamasını biliyorum.”

2013 yılında Science dergisi, araştırmacılar Jordi Quoidbach, Daniel T. Gilbert ve Timothy D. Wilson tarafından yürütülen etkileyici bir çalışma yayınladı. 18-68 yaş arasındaki 19 binden fazla insanın kişiliğini, değer verdiği şeyleri ve tercihlerini ölçmek için bir ekip oluşturdular. İnsanları bir dizi teste tabi tutarak şunları sordular: Son on yılda ne kadar değiştiğinizi düşünüyorsunuz ve sizce önünüzdeki on yılda ne kadar değişeceksiniz?

Verilerin doğruluğunu kanıtlamak için birçok bilimsel metottan yararlanan ekip sonuçları açıklar açıklamaz akademik camia tartışmalara başladı. Medya platformları sonuçları paylaşmak için yarıştı. Çalışmanın gözler önüne serdiği şeyler son derece şaşırtıcıydı.

Ankete cevap verenlerin yaşı ne olursa olsun, hepsi geçmişten bu yana çok fazla değiştiklerini ancak gelecekte çok fazla değişmeyeceklerini düşündüklerini açıkladılar. 

Otuz yaşında bir yetişkinin son on yılının fırtınalı hikâyesini anlattığını ancak gelecek on yılının son derece sakin olduğunu hayal edin. Elli yaşındaki başka birinin kırk yaşından sonra her şeyin sürekli değiştiğini ancak altmışına geldiğinde şu anki olduğu kişiyle arasında hiçbir fark olmayacağını söylediğini düşünün. Yaş, cinsiyet ve kişilik gözetmeksizin herkese göre durum aynıydı.

Bunu hepimiz, farkında olsak da olmasak da yapıyoruz. Hepimiz, olayların şu an olduğu gibi süreceğini düşünüyoruz. İyi hissediyorsanız bu, o kadar sıkıntılı bir şey değil. Eğer kendinizi kötü hissediyorsanız, yalnız ya da depresyondaysanız böyle düşünmek, psikolojik açıdan tehlike arz edebiliyor. 

En dibe çöktüğümüzde yukarı giden bir yol olmadığını düşünüyoruz. Ebeveynlerimizin bodrumundan çıkamayacağımıza, boşandıysak yeni biriyle tanışamayacağımıza, işimizi kaybettiysek sonsuza kadar iş arayacağımıza inanıyoruz.

Araştırmacılar bu duruma “tarihin sonu yanılsaması” adını verdi, yani mevcut durumun sonsuza kadar aynı kalacağına inanma sendromu.

Bu araştırmacılar niçin 19 bin insan bulma zahmetine girdi? Daniel T. Gilbert’in açıklaması şöyle: “Ben de herkes gibi acımasız talihin sapan ve oklarından etkileniyorum. Boşananlarımız var. Ameliyat olanlarımız, arkadaş ve sevgililerimizle arası bozulanlarımız… Şunun farkına vardım. Eğer biriniz bana geçen yıl bu yılın nasıl geçeceğini düşündüğümü sorsanız ‘Aman Tanrım, mahvolacağım,’ derdim. Ama öyle olmadı. Böylelikle geleceğe bakıp iyi ya da kötü olabileceğine karar vermeye çalışan tek salak insan ben miyim diye merak ettim.” Gilbert’ın örneğinde görüldüğü üzere, hayatta başımıza gelen her şey, daha iyisine ulaşmak için attığımız bir adım. Bunu görmek zaman zamam mümkün olmasa da bu araştırma bizim, en kötüsünü düşünmeye meyilli olduğumuzu fark etmemize neden oluyor. Bu bile ara sıra beynimize “Bir dakikalığına dur. Kendimi kandırıyorum. Daha iyisi neden olmasın?” dememiz için yeterli. 

Gilbert, söz konusu geleceğe dair tahmin yürütmek olunca hepimizin aptalca düşüncelere kapıldığı sonucuna vardı. Bu araştırma bana, İnsan Kaynakları departmanındaki işimi hatırlattı. Patronlarım insanları işten çıkarırken onlarla toplantı odasında bulunmam gerekiyordu. Evrak işleri, olaya tanıklık etmek, duygusal destek için oradaydım. İşten çıkarılanların çoğunun verdiği tepkiler şöyleydi: “Sonsuza dek burada çalışacağımı düşünüyordum” ve “Şimdi ben ne yapacağım? Asla başka bir iş bulamayacağım.” Bu olaylar beni çok etkiledi, uyuyamaz hale geldim.

Bazen eski çalışanlara rastlardım. Bana dedikleri şey son derece şaşırtıcıydı: “Kovulmak başıma gelen en iyi şey. Eğer tazminatımı almasaydım babamla vakit geçirme fırsatı bulamazdım.” Ya da “Peru’ya seyahat ettim ve besin takviyesi ithalatçısı oldum. İşimi çok seviyorum.” “Şimdi daha küçük bir şirkette çalışıyorum ve iki kez terfi ettim.” Niçin işten çıkartılan kişiler bana böyle şeyler diyordu? Üzerinden zaman geçince niçin her biri kovulmayı olumlu bir deneyim olarak düşünmeye başlamıştı? Çünkü değişimin hayal edilmesinin zorluğunu (“Şimdi ben ne yapacağım?”), değişimin imkânsızlığı (“Asla bana uygun bir şey bulamayacağım!”) ile karıştırıyoruz. Başka bir deyişle, kendinizi değiştirdiğinizi hayal edemezsiniz, böylece değişemeyeceğinizi varsayarsınız. Merdivenin yukarısını göremediğiniz için atılacak başka adımlar olmadığını farz edersiniz. Ama atılacak adım her daim var ve değişim illa ki gelecek.

Niçin her zaman başarısızlığın kötü şeylere yol açtığını düşünürüz? Hiç de öyle olmaz. “Tarihin sonu yanılsaması”nı hatırlayın. Beyinlerimiz karşılaştığımız olumsuz şeyin bir “son” olduğunu düşünür. Şimdi işten çıkarılan insanlarla sonradan karşılaştığımda bana dediklerini hatırlayın. Kovulmak onlar için hiç de kötü sonuçlar doğurmadı. 

Başarısızlık ve kayıpla uğraşırken, ileriye giden bir yol olmadığına inanmaya başladığınızda şunu aklınıza getirin: Merdivenin göremediğiniz kısımları var ancak orada olduğuna inanın. Göremediğiniz şeye güvenmek için uğraşın. 

Çeviren: Aslı İdil Kaynar

(TED Ideas)

 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR