Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Temmuz 2024

Şiir

Gidilmemiş Bir Yol'a Adım Atmak

Şerif Mehmet Uğurlu

Paylaş

0

0


Gidilmemiş Bir Yol’un tinsel ilerleyişi ‘tabula rasa” ve ‘özgürlüğe davet’ bölümleriyle beraber bende şöyle bir yolun adımları izlenimini uyandırdı.

Söz yükünden arınmayı önceleyen ve şiirselliği müziğe yaklaştırabilen şiirlerin zamana kolay yenilmediklerini görüyoruz. Deyiş yerindeyse modası geçmeyen bir akımın özneleri olarak ifade edebiliriz bu eserleri. Bundan birkaç yıl önce okuma fırsatı bulduğum Gelecek Günlerin Şarabı’nda (YKY – 2015) bunu gözlemlediğimi hatırlıyorum. Tuğrul Tanyol 2021 yılının başındaysa Sia Kitap’tan çıkan Gidilmemiş Bir Yol ile sevenlerini selamladı. Kitap üç bölüm içerisinde yirmi yedi şiire ev sahipliği yapıyor. Bu şiirler arasındaki ‘anımsıyorum’, ‘tabula rasa’ ve ‘özgürlüğe davet”i; bölümlere adını veren şiirler olarak not ediyoruz.

Günümüzde özellikle yeni jenerasyon içinde lirik söyleyişten kopulduğu, gündelik konuşma ağzının egemen bir hal aldığı daha net görülüyor. Protest tavır kisvesi altında argonun ve küfrün şiire girdiği de… Somut ve deneysel çalışmaları aşan boyutta enformasyonun da metinlere pompalandığı görülüyor. Datacı diye ifade edebileceğim pasaj benzeri çalışmaların özellikle genç jenerasyon tarafından rağbet görmesi; onların heybelerine kattığı bilgiyi, görgüyü sergileme telaşı sayılabilir. Peki bu acelecilik;  acemiliğin alametifarikası olamaz mı? Neden olmasın. Üstelik bunun tümden yaşa bağlı bir durum olmadığını da söylemeliyim. Ancak konuyu getirmek istediğimiz noktaya dönecek olursak sadeliğin kazandıracak olduğu fikrine günümüzde şahsen biraz daha itimat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. 80’lerden beri Tanyol’un buna istikamet çizen isimlerden biri olması önemli bir nokta olarak karşımızda…

Gidilmemiş Bir Yol içinde özellikle ilk bölümdeki şiirler; lirik ve izlenimci bir dokuda işlenmiş. Proust’un satırlarında aynı tadı bulabildiğim geçmişe yönelen duyarlığın; ‘ölü şeylerin ormanı’nda da görülebileceğini düşünüyorum. Bu şiirin kitabın en iyilerinden biri olduğunu söylemek gerek. Yinelenen bir dizenin ritmiyle belirli bir frekansta ahengin yakalandığını görüyoruz.1  ‘bir geminin güvertesinden’ içindeki son iki dizeye hem bölüm içinde hem de kitabın genelinde bir çatışma duygusunu göstermesi bakımından yer verelim: “hayat aç bir kaplan gibi / hâlâ içimde uğulduyor” Yiten zamanın, geride bırakılan anların peşinde, anımsayışların çoğaldığı,(2) insan hayatındaki sonbaharın yaklaştığı bir aralıkta(3) yaşama arzusuyla girişilen çatışmanın sıcaklığı burada hissedilen… Eğer kitaba da adını veren şiir olan ‘gidilmemiş bir yol’a bakacak olursak bu çatışmayı ele veren bir hesaplaşmadan bahsediliyor. Her insan gibi Tanrı ile olan mutlak hesaplaşmaya… “bende bir bilmece gibi duran Tanrı’ya / hazırım!” Bir rest gibi görünse de aslında ölüm / yokluk bir deneyim dışı alan olarak tekinsizliğin egemen olduğu bir alandır. Hiçbir faninin hazır olamadığı… Böylesi anlarda belleğin ilk sarıldığı duraklardan biri de anne ve baba figürleridir. Geçmişe dair en başat iki figürde bu metinde olduğu gibi onlarla yaşanan anların hazzını yahut burada görmesek de mahrumiyetin yaşattığı acıyı bulmak olasıdır.(4)

“ılık çan sesi rüzgârda dağılıyor”1

                                                       (ölü şeylerin ormanı)

“anımsıyorum  /girdiğimiz bütün evleri /yolculukları, sevinci…”2

                                                                                               (anımsıyorum)

 

         “dağılıyor / hayalimdeki bahçe / yaşlanıyorum / kentin bitip / tükenmeyen gürültüsü içinde” // “ayaklarım gitmek istemiyor artık hiçbir yere / ne ahşaba uzanıyor ellerim / ne yaşanmamış günlere”3

                                                                                         (bahçemde) / ( gidilmemiş bir yol)

          “bu ağaç ne zaman büyüdü / babamın diktiği günü anımsıyorum / annemse… usulca solduğu / bir zamana gömüldü”4

                                                                                                                (hayatım)

Gidilmemiş Bir Yol’un tinsel ilerleyişi ‘tabula rasa” ve ‘özgürlüğe davet’ bölümleriyle beraber bende şöyle bir yolun adımları izlenimini uyandırdı. Önce ölümlü olan bireyin bu gerçekle karşılaşması. Ardından insanın bilinçli bir varlık olarak kendi sınırlılığıyla isyan ve kabulleniş çizgisinde yüzleşmesi.(5) İster istemez insan denen varlık belli bir zaman aralığının penceresinden dünyaya bakıp geçiyor. Hepimiz istediğimiz kadar okuyup yahut gezerek tarihin ve çağların bilgisine vakıf olmaya çalışalım o an üzerinde olduğumuz / durduğumuz çağın algısında birer mahkûmuz… Bilimsel ve sanatsal çalışmaların izin verdiği ölçüde bu açlığımızı dindirebiliyoruz. Edebiyat özelinde konuşacak olursak araya giren büyük bir engel var bahsedilmesi gereken. O da dilin yüzyıllar içinde değişen, dönüşen dinamik bir yapı olması. Dünya üzerindeki dillerin çeşitliliği bunu zorlaştırıyor. Kültür de dil ile beraber yoğrulan bir yapı olduğu için geçmişin içinde izler bulmaya çalışan gezginin önünde büyük zorluk olarak beliriyor.  İşte burada müziğin ayrıcalıklı bir yeri olduğunu görüyoruz. Eskilerin şiiri musiki ile koşut görme düşüncesi belki de kaynağını buradan alıyordu. Tanyol’un gerek daha önceki çalışmaları gerek Gidilmemiş Bir Yol içinde Batı müziğine yoğun atıfları bize bunu ispatlıyor gibi.(6) Burada şahsi tercihlerin, beğenilerin, devreye girmesi kaçınılmaz elbette. Bunun günümüzde pek çok insana hitap etmemesi, batı tandanslı bulunarak olumsuz şekilde eleştirilebilmesi, vasatın egemenliği vs. gibi tartışmalara burada girmeyeceğiz. Ancak herkesin empati kuramayacağı gerçeğini de söylemeliyiz.  

         “soruyorum işte sana: Tanrım! / nedendir bu içimdeki sürgün / bu hasret, bu sancı, bu bun / yüzüme bir bir kapattığın / kapıların ardından bakıyorum”  //  “ne kalacak bu çağdan / ne kalacak benden / bir fısıltı belki…”5

                                                                                      (bitişi olmayan şiir) / (ne kalacak?)

          “yan odadan gelen piyano sesi / belki Chopin, belki Debussy / ablamın ellerinde hep / bir konser endişesi” //  “bir cümlenin son kelimesindeyim / bir aryanın son ezgisinde / piyanonun tellerinde / yankılanan rüzgâr / kitabın sayfalarını uçuruyor ötelere” // “var olmayan bir piyanodan yükselir / sürer Gnossienne / her şey siyah, her şey beyaz, dersin / boşlukta süzülür oysa hâlâ / o mavi pelerin”6

                                                                               (anımsıyorum) / (Satie’nin rüyası)

                                                                                                       [Ayrıca bkz. syf 37]    

Yukarıdaki söz konusu yolun adımlarına tekrar dönecek olursak belirli bir zaman aralığından dünyaya bakan ölümlü insan olarak sanatçı; sanatı vasıtasıyla evrensel düşünce ile kurduğu meditasyon sayesinde son adıma ulaşır. Bir ödev bilinciyle geleceğine inanılan iyi ve güzel günlere dair inanç, öğüt, öngörü, uyarı vs. şeklinde gelişen kalıcı bir miras devredilir kuşaklar arasında. Her sanatçının asıl amacı insanlığın ortak mirasına kendi hesabı namına en çok payı bırakma arzusudur. Kişisel yaşantının ömür boyunca karaladığı, çiziktirdiği keşif, anı, ilham, öznelin bilgisi evrensele bırakılacak özü yakalamak için elenir, yıkanır. Eski altın avcılarının dere yataklarında ellerindeki büyük eleklerle giriştiği mücadele gibi… Geleceğin avcısı olan sanatçı da bir taslak, bir proje olarak kendi definesine, dehasına böyle ulaşmaya çalışır.(7) ‘özgürlüğe davet’ adlı bölümde Tanyol’un daha politik, aktüel gelişmelere tepki veren bir dile geçtiği gözlemleniyor. Bunu bölüm içindeki atıflar dışında şiirlerin daha gerilimli bir söyleyişe, pesimizme ve tepkiselliğe bürünmesinden de anlıyoruz.(8)

          “rüzgârda nasıl sararırsa otlar / yalnızca doğmamış olanda umut var / bir pencereden bakarız / penceresinden bize bakan birine” // “gelecek zamanın gelecek zamanlarında / ne gelecek biliyorum artık / bu yüzden güvenim kalmadı insana / kuşkusuz her an bir kahraman çıkabilir / ve yeşertebilir yeniden umudu / o gün ve ondan sonra / şarkılar söylenecek sevince / kitleler yürüyecek kol kola” // “ben şair! / yalancı, alaycı / belki yalvaç, belki kurtarıcı / dinleyin öykümü / dağın ardında hâlâ umut var / öyküme gelin, adama buyurun / çıkın evinizden, çıkın kendinizden / özgürlükle buluşun”7

                                       (su başında geyikler) / (şimdiki zamanın büyüsü) / (özgürlüğe davet)

           “hayatımız bir saçmalıkta / son bulacakmış meğer   /   aptallar cumhuriyeti / tazılar meclisi / sultanın ansızın geğirmesi / bile ilham verecekse sürüye eğer / ben o sürünün parçası olamam”(8)

                                                                                                                            (meğer)

Tuğrul Tanyol’un bu çalışması; Sia Kitap’ın şiir dizisinden çıkan ilk eser olarak yer aldı... Kapak tasarımı ve her iki cephede yayın evinin logosunun işlendiği turuncu ağırlıklı satıh; göze hoş geliyor doğrusu. Kitapla alâkalı aklımda yanıt bulmayan ve belki yazının sonunda yer vermek de aslında pek münasip olmayacak bir soru ‘gezgine veda’ şiiriyle ilgili oldu. Burada Necatigil’e bir selam mı var bilemedim. Eğer öyleyse belki bir epigrafla daha netleştirilebilirdi bu durum. Her neyse… Kitabın yukarıda sözünü ettiğimiz adımları yahut dönemeçleri kanımca böyle sona eriyor. Tanyol; bizleri alıştığımız çizgisinden pek uzak kanaatlere vardırmayan bir eser ortaya koymuş denebilir. Karakteristik özelliklerinin dışına çıkmadığı bir toplamı içinde barındırıyor bu kitap. Hayatın olgun bir çağından lirik şiirler bulabileceğiniz ve içinde kim bilir belki de size özel patikalar keşfedeceğiniz Gidilmemiş Bir Yol okurlarını, sayfalarındaki yolculuğa davet ediyor.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Her Nesne Bir Sanat Eserine Dönüşebili..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024