Soğuk bir kış günüydü. Saat sabahın sekizi. 19 nolu odadaki müşteri henüz uyanmamıştı. Otel görevlisi meraklanmıştı doğrusu. Zira saat yedi dedin mi Kemal Sevdalı gelip lobide oturur, çayın hazırlanmasını beklerdi. Bir tuhaflık vardı. Acaba Kemal Sevdalı hasta falan mıydı?
Otel görevlisi bu tuhaflığı düşünedursun, biz okura hikâyenin asıl kahramanına dair bir iki kelam edelim. Kemal Sevdalı’nın ünü yaşadığı küçük köyün sınırlarını aşmış neredeyse kasabanın her bir hanesine girmişti. Hatta kasabanın sınırlarını da aştığı söyleniyordu. Ama Kemal’in bunlardan hiç haberi yoktu. Kasabadaki her âşığın ona dair dinlediği, anlattığı bir şeyler vardı. Kara sevdalarının sonunda mutluluğa erenler de ayrı düşen sevdalılar da Kemal Sevdalı’ da kendine dair bir şeyler bulurdu. Öyle ki kasabadaki her aşığın içinde bir Kemal vardı, diyebiliriz ey okur. Onun bir Sevim’i vardı, başka da kimsesi yoktu. Annesini babasını hiç hatırlamıyordu. Sanki dünyanın orta yerine atılmıştı da gözlerini açtığında ilk, Sevim’le karşılaşmıştı. Onu gördüğünden beri gözleri başka da kimseleri görmez oldu. Sevim, Kemal’in yaşadığı evdi, karnını doyurduğu köydü, ara sıra gittiği kasabaydı, her gün soluduğu havaydı, içtiği suydu, bir bütün dünyasıydı onun.
Kemal Sevdalı’nın Sevim’ini anlatmaya bu yazarın kelimeleri kifayetsiz kalır. Ah keşke bir an olsun Sevim’i Kemal’in gözleriyle görebilseydim de sizlere bir iki satır yazabilseydim.
Ne yazık ki kelamımızı burada kesmek zorundayız. Zira otel görevlisi daha fazla dayanamadı. Odanın kapısına gidip üç defa kapıyı tıklattı. Cevap veren olmadı. Biraz daha sert tıklattı kapıyı. Yine ses seda yok. Görevli biraz tereddütlü kapının kolunu çevirip itti. Kilitlenmemişti kapı. İçeri girip "Amca hayırdır, uyuyakaldın herhalde, saat sekiz. Hasta mısın," dedi.
Sırtı dönük adamdan ses çıkmadı. Görevli yatağa yanaştı. Adamın omzuna dokunup sarstı ve hemen irkilerek elini geri çekti. Kemal Sevdalı, buz gibi kaskatı kesilmişti.
Görevli lobiye koşup telefona sarıldı. Ambulansı aradı.
Memlekette ambulansın gelmesi hayli bir vakit alıyor. Biz de bu vakti kullanıp Kemal Sevdalı’ ya dair kelamımıza devam edelim. Kemal Sevdalı’ yı ninesiyle dedesi büyütmüştü. Gerçekten onun bir ninesi ve dedesi var mıydı, onu da kimse bilmiyordu. Köyün en yaşlıları onlardı. İki göz, toprak bir evleri, içinde birkaç kök elma, erik ve ceviz ağacı olan bir bahçeleri ve iki keçileri ile bir de inekleri vardı. Kimseye muhtaç olmadan yaşayıp gidiyorlardı. Kemal’den başka kimseleri yoktu. Evleri köyün birkaç kilometre dışındaydı. Bu yüzden mi yoksa başka nedenlerden mi pek gelip gidenleri de yoktu. Kemal on sekizine girerken dedesini, on sekizini henüz bitirmişken ninesini yitirdi. Kasabanın dışında, kasabayla neredeyse hiç bağı olmayan bu köyde Kemal’in on sekiz yaşına girdiğini ve bu yaşında her iki akrabasını kaybetmesini bu satırların yazarı ve siz okurlar dışında kimse bilmiyor. Hem böyle yerlerde zaman dediğiniz nedir ki? Doğan gündür, batan gündür, yağan yağmur, açan çiçektir ve solan yapraktır. İşte böyle bir zamanın her hangi bir sabahında Kemal Sevdalı uyandığında o tek evde yapayalnız kalmıştı.
Yalnızlığı kaç gün sürdü Kemal’in, kimseler bilmez. Köyden, kasabadan gelip de Kemal’e teselli vermeye çalışanları duymuyordu Kemal. Acısından kimseleri görmüyordu. İşte böyle acısını içine içine atıp onu orada büyütürken bir diri köz düştü yüreğine. Öyle bir köz ki nasıl, ne zaman, hangi ara yüreğinin tam orta yerine kurulmuştu, bilemedi Kemal. Keçilerini ve ineğini otlatmaya götürürken gördü Sevim’i. (Şimdi okur “insan böyle bir acıyı yaşarken, nasıl hayvanlarını düşünür” diyebilir ama köy yaşamı böyledir ey okur, sabah ölünü gömersin öğlen gündelik işine koyulursun.) Daha doğrusu o görmedi, Sevim onun gözündeki, gönlündeki perdeyi nasıl kaldırdıysa kaldırdı Kemal’e ayan oldu kendisi. Kemal’in acısına yüreğini uzattı, yalnızlığına omuz verdi, Kemal’in ruhu hafifledi. İşte o dipdiri köz böylece alev oldu, kahramanımızın ruhunu ve bedenini sardı.
Nihayet yirmi dakika sonra ambulans geldi. Biz de otele geri dönelim. Otel görevlisi sağlık ekiplerini 19 nolu odaya yönlendirdi. Sağlık ekipleri yataktaki adamın üstünden yorganı aldı. Bedeni kaskatı kesilmişti. Altmış yaşlarında gösteriyordu. Üzerinde çiçekli bir pijama takımı vardı. Bir kadın pijamasıydı bu. Sağlık görevlileri birbirlerine bakıp güldüler. Otel görevlisi sağlık görevlilerine sert bir ses tonuyla:
"Kemal Amca köyden kasabaya indiğinde, geri dönemediği zamanlar gelip bizde kalır. Bu odada kalır. 19 no’lu odada. Boş değilse onun için boşaltırız. Neden mi? Çünkü o, 19 yaşında Sevim Teyzeyi görüp âşık olmuş ve evlenmiş. Onu o kadar severdi ki ondan ayrı uyuduğu zaman onun pijamasını giyerdi. Bunu, bu kasabada bilmeyen yoktur."
Sağlık görevlilerinin yüzleri kızardı. Kemal Sevdalı’ nın cansız bedenini sedyeye koyarlarken sanki incitmekten korkar gibi hareket ediyorlardı.
Kemal Sevdalı’nın neden öldüğünü de söyleyelim ey okur. Otopside falan çıkmaz. Sevim’siz bir gün fazla yaşamak dahi çok ağır geldi Kemal’e. Kalbi dayanmadı.