Hartum: Beyaz Nil ile Mavi Nil’in Buluştuğu Kent
25 Aralık 2019 Fotoğraf İnsan Gezi

Hartum: Beyaz Nil ile Mavi Nil’in Buluştuğu Kent


Twitter'da Paylaş
0

"Gerçeği kolay benimseriz, belki de hiçbir şeyin gerçek olmadığını sezdiğimizden." 

“Bazen Sudan giysilerine bürünen, bazen üniforma giyen, ama yüzü hep örtülü olan bu adam, artık gördükleri her şeyde vardı.”  – Jorge Luis Borges

Sudan eşi benzeri bulunmayan bir ülke. Sekiz gün süren yolculuğum boyunca bir zamanlar kara firavunların dolaştığı uçsuz bucaksız çöllerdeki piramitlerden kalabalık pazar yerlerine, aslan tanrı Apedemak’ın tapınaklarından mezarlarda yapılan sufi ritüellerine kadar, daha önce hiç görmediğim şeylerle karşılaştım. 

Naga, Aslan tanrı Apedemak’la

Sudan yolculuğuma Hartum’dan başlıyorum. Meroe Piramitleri'ni görmek için iki gece çadırda, iki gece de Karima’da konukevinde kaldıktan sonra Hartum’a dönüp yolculuğumu yine orada bitiriyorum. Hartum, Sudan’ın başkenti. Beyaz Nil ile Mavi Nil’in buluştuğu noktada kurulan kentin nüfusu 5,6 milyon. Mavi Nil, Etiyopya'daki Tana Gölü'nden başlıyor ve güneydoğu yönünden Sudan'a doğru akıyor, Uganda’dan gelen Beyaz Nil ile burada buluşuyor.  

Hartum’da üç gece kaldığım otel, Nil Caddesi’nde yer alıyor. Libya lideri Kaddafi’nin finanse ettiği Corinthia Hotel “Kaddafi'nin Yumurtası” olarak anılıyor. Beyaz Nil’le Mavi Nil’in buluştuğu noktayı görmek için bindiğim tekne yolculuğunda, otel sıra dışı mimarisinden dolayı her noktada kendini gösteriyor. 

Meroe Piramitleri

Tekne gezisinden sonra Hartum Üniversitesi’ne gidiyorum. Üniversite, aslında Mehdi Ayaklanması’na karşı kazandığı zaferle anılan Lord Kitchener’in yaptırdığı okul (Gordon Memorial College). Hukuk fakültesinden çarşaflı bir genç kız çıkıyor. Bahçede gezinen üniversiteli gençlerle sohbet ediyoruz. Kızlar arkadaşımın mavi saçlarına bayılıyor. Nerede yaptırdığını soruyorlar. Ardından üniversitenin karşısındaki kaldırım kahvesine oturuyoruz. Burada kahveyi kadınlar yapıyor. İçine de kocaman bir tatlı kaşığı zencefil atıyorlar. Zencefil ve kahve pek bağdaşmasa da Sudan’da bu tada alıştım. Gayet lezzetli geliyor. 

Sudan, on dokuzuncu yüzyılın sonlarında mehdîlik iddiasıyla ortaya çıkan Muhammed Ahmed el-Mehdî’nin isyanına sahne oluyor. Mehdî, bu isyanla sadece Sudan’da değil, bütün dünyada adından söz ettiren bir lider olarak karşımıza çıkıyor. İngiliz-Mısır yönetimi, Sudan’daki hareketin yayılmasını durdurmak amacıyla 1884’te General Gordon’u bölgeye gönderiyor. Ancak Mehdî güçlerinin karşısında direnemeyen İngilizler, Mısır topraklarına çekilmek zorunda kalıyor. General Gordon öldürülüyor. Böylece Sudan’da Mehdî Devleti’nin temelleri atılıyor. Muhammed Ahmed yönetim merkezini Omdurman’a taşımaya karar veriyor. 

Omdurman’da Mevlid Kutlamaları

Omdurman çarşısında dolaşıyorum. Uçsuz bucaksız. Pazarın sonuna kadar yürürken karşılaştığım karambol, dönüşte cuma saatinin yaklaşmasıyla biraz azalıyor. Zaten bugün cuma olduğu için dükkânların hepsi açık değil. Tezgâhlarda kocaman öbekler halinde dizilmiş bakla çeşitleri en fazla tüketilen Sudan’ın en sevilen yemeğinin göstergesi. Geleneksel içecekleri olan karkade çayları da ondan aşağı kalmıyor. Bordoya çalan koyu kırmızı renkli karkade tezgâhları çok çekici görünüyor. En çok sepetleri seviyorum. Kendine özgü desen ve renklerle çarşıyı donatan sepetleri. 

Çarşıdan sonra Mehdî’nin mezarına gidiyorum, içi boş. Mezarın boş olmasının nedeni İngilizlerin, Mehdî’nin mezarını yerle bir edip kemiklerini Nil’e atması. 1898’de Kitchener komutasındaki İngiliz-Mısır ordusu, Mehdî taraftarlarına karşı harekete geçip üç bin Mehdî taraftarını öldürüyor. Sudan’daki Mehdîlik hareketini bitirmesi, ülkesinde Kitchener’ın yıldızının parlayıp büyük bir komutan olarak tanınmasına neden oluyor. Ancak Sudan halkı bu vahşeti hiçbir zaman unutmuyor. Sudan’ın meşhur dini liderinin mezarı her zaman kalabalık. Beyaz sarıklı, beyaz elbiseli kül rengi sakallı adamlar bahçede toplanmış oturuyor. 

Hartum’da Mevlid Kutlamaları

Kentin alameti farikası Hamed el Nil’de yapılan sufi ritüelleri. Cuma günleri, gün batmadan önce Omdurman’daki mezarlıkta yapılan gösteriler çok enteresan. Hamed el-Nil on dokuzuncu yüzyılda burada yaşamış Kadiriye tarikatının ​​lideri. Kentin en heyecan verici manzarasını görmek için Sudanlılarla birlikte mezarlık boyunca yürüyorum. Kalabalığın içine serpiştirilmiş bir avuç turist gardını almış, az sonra başlayacak gösteriyi bekliyor. Halka olmuş dervişler tozu dumana katarak ayinlerine başlıyor. Danslar, ilahiler gırla gidiyor. Davullar, tefler, adını bilmediğim diğer enstrümanlardan çıkan ezgiler havada dolaşıyor. Dervişlerin geçerken salladığı tütsülerden çıkan dumanlar genzime doluyor. Amerikalı sarışın bir kadın kendinden geçmiş, kolları havada “La ilâhe illallah” nakaratlarını tekrarlayarak neşe içinde dans ediyor.

Akşam yemeğine Al Housh’a gidiyorum. Resepsiyondaki kıza restoran sorduğumda bana önerdiği yer. Şaşaalı bir partinin göstergesi hazırlıklar yapıldığını görünce tereddüt ediyorum. Ama biraz ilerleyip kapıdan geçince kentin ışıklarına ve Nil'e bakan güzel bir mekâna geliyorum. Bahçede boş bir masa bulup oturuyorum. Al Housh, Sudanlıların günbatımını seyretmek için geldikleri meşhur yermiş. Yemekler de lezzetli, bir gün önce gittiğim Laziz’de de fast food tarzı dürümlerin en lezzetlisini yemiştim. Sudan’da alkol bulunmuyor. Otellerde dahi yok. Benim burada favori içeceğim, aynı zamanda Mısır’ın da yerel içeceği olan karkade çayı. Ama bence sıcak servis edildiğinde güzel olmuyor. Yemeğin üstüne soğuk bir karkade söylüyorum. Çıkarken parti başlamış, bütün o şaşaalı hazırlıklar beş yaşındaki bir çocuğun doğum günü içinmiş. Kadınlar tuvaletleriyle bahçede salınıyor, çocuklar koşup oynuyor. Beni davet ediyorlar. Biraz aralarına karışıp sonra veda ediyorum. 

Hartum’da, Hz. Muhammed’in dünyaya gelişi on gün boyunca kutlanıyor

Sudan seyahatimin en beklenmedik sürprizi Mevlid’e denk gelmesi. Bu kentte Hz. Muhammed’in dünyaya gelişi on gün boyunca kutlanıyor. Akşamları Omdurman Meydanı kıyamet gibi insan kaynıyor. Meydandan ana yollara, ana yollardan sokak aralarına kadar binlerce insan. Çocuklar için özel olarak hazırlanmış oyuncak şekerlerin dizildiği cicili bicili tatlıcıların yanından meydana giriyorum. Devasa meydanda yan yana dizilmiş çadırlar, içlerinde farklı mezheplerden farklı gruplardan insanlar var. Her çadırda da birbirine benzemeyen ritüeller, danslar, dualar, ilahiler. 

Hiç turist yok ortada. Sadece biz üçümüz, mavi saçlı arkadaşım, eşi ve ben. Arkadaşımın eşi girdiğimiz çadırlarda erkek kalabalığının içine karışıp ayinlere katılıyor. Birlikte dans ediyorlar. Bir adam elindeki kırmızı plastik sürahiden beyaz bir içecek doldurup bana uzatıyor. Biraz içiyorum. Tuhaf bir tadı var. Sonuna kadar bitiremiyorum. 

Hartum’da Mevlid Kutlamaları

Hemen her çadırda yüksekçe bir platformun üstünde müzisyenler yer alıyor. İç sıkan, ağır aksak müzikler duyulan çadırlardan hızla geçip daha canlı ezgilerle dolu çadırlara giriyorum. 

Alınlarına tuhaf bir kentte yaşamaları yazılan insanların kalabalığı, ilahileri, uğultuları beni serseme çeviriyor. Ama bu gösteriyi kaçırmak istemiyorum. Onlar kol kola dans ederek, ilahiler söyleyerek üzerime doğru gelirlerken ben diz çökmüş fotoğraf çekiyorum. Anlık ve canlı izlenimlerin üzerimden kayıp gitmemesi için çok uğraşıyorum. Görüntüler belleğimde inatçı bir sis gibi bulanmasın diye sürekli  deklanşöre basıyorum. Onların bana karşı tutumları son derece iyi. Hızla karşıdan gelirlerken üzerime basmamak için beni kolluyorlar. Yanımdan geçtiklerinde elbiselerinin rüzgârı ile eğri büğrü gölgeleri kalıyor. 

Bir başka çadıra geçiyorum. Buranın müdavimleri diğerlerinden daha sert görünümlü. 

El Nuri Nekropolü

Nedendir bilmem ayini yöneten saçı sakalı birbirine karışmış kişinin delici bakışlarıyla karşılaştığımda Marazlı Yakub geliyor aklıma. Borges’in Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde yer alan o müthiş öyküsünde adı geçen Sudanlı Kral. Hikâye, Sudan’ın en zalim hükümdarı ve ona esir düşen büyücüyü anlatıyor. Kardeşinin kafası uçurulan büyücü, Marazlı’ya esir düşünce, canını bağışlayacak olursa, ona sihirli lâmbanın sunabileceğinden çok daha fazlasını sunabileceğini söylüyor. Söylediğini kanıtlamak için de kalem, makas, Venedik kâğıdı, mürekkep hokkası, içinde köz olan bir mangal, biraz kişniş otu tohumu ve bir ölçü de aselbent istiyor. Kâğıdı kesip altı şeride böldükten sonra, ilk beş şeride muskalar ve dualar, altıncı şeride de Kuran-ı Kerim’den şu sözleri yazar: “Ve senin yüzünden örtünü kaldırdık ve bugün bakışlarının delici olduğunu gördük.”

Yakub’un sağ avucuna büyülü bir kare çizip avucunu çukurlaştırmasını söyler, ardından içine mürekkebi doldurur. Sonra olan olur, dünyanın her yerinden harikulâde hayaller ve suretler belirir. Sonra maskeli bir adam her görüntüde yer almaya başlar. 

“Bazen Sudan giysilerine bürünen, bazen üniforma giyen, ama yüzü hep örtülü olan bu adam, artık gördükleri her şeyde vardı.” Öykü bu şekilde devam ediyor ve çarpıcı bir sonla bitiyordu. 

Kara firavunların dolaştığı bu uçsuz bucaksız ülkeye yolculuğumda “Mürekkep Aynası”nı anmadan geçmek olmazdı. 


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR