Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Ekim 2017

Öykü

Hülya Bilge Gültekin • Kalırsan Uçar Bütün Kuşlar

Hülya Bilge Gültekin

Paylaş

20

0


Kalırsan uçar bütün kuşlar. Bütün çiçekler açar. Sağırlar duyar. Körler görür. Yürür elsiz ayaksızlar. Kalırsan büyümeyen bütün çocuklar büyür. Sırtın, diyor adam, ne güzelmiş senin. Sırtını dönüp yatamaz insan sana. Sırt işte, diyor kadın. Ne farkı var başka sırtlardan. Omurgan dimdik, diyor adam, omuzların da öyle. Dimdik yaşama isteği uyandırıyor insanda. Acıktım, diyor kadın. Dimdik yaşamaktan yorgunum. Bana yiyecek bir şeyler hazırlar mısın? Çay suyu koymak için kalkıyor adam. Babası eski kahvecilerden. Ondan öğrendiği bütün hünerleri sergileme zamanı. Çaydanlığı iyice yıkayıp dolduruyor damacanadan. Üçte biri mutlaka boş olacak oğul. Buhar demliğin altında sıcak bir el gibi gezinip ikna edecek çayı. Demliği beyazlatana kadar ovuyor. On tatlı kaşığı çayı üşenmeden sayarak koyuyor demliğe. Bir tatlı kaşığı da şeker serpeceksin üzerine oğul. Karıştırmayacaksın. Serptiğin gibi bırakacaksın ki çayın acılığını alsın. Kadın sırtı açık yatıyor yatakta. Başucundaki komodinde duran fotoğrafına bakıyor adamın. İlk kitabını imzalıyor adam. İlk imza kimeydi acaba? İkinci. Üçüncü. Beşinci. Onuncu. Ya en sonuncu. Gözleri o günkü gibi güzel. Işıklı. Düşlü. Umutlu. Eksiği yok. Fazlası var. Dolu. Dopdolu. O günlerden tanıyor onu. Şiir yazdığını bilmeden. Hangi kitapları okuduğunu bilmeden. Dünyanın acısını kendi acısı saydığını bilmeden tanıyor. Nasıl bir tanımaksa bu. O kadar işte. Yolda görse kim olduğunu bilecek kadar. Ne olduğunu bundan sonra öğrenecek. Ne yazdığını. Ne okuduğunu. Ne konuştuğunu. Neyi sevip neyi sevmediğini. Bir kadını nasıl sevdiğini. Ne kadar sevdiğini. Çay suyunu kaynamaya bırakıp buzdolabını açıyor adam. Acıktıkça atıştırmak için topluca haşladığı yumurtalardan birkaç tanesini çıkarıp mutfak masasına koyuyor. Peyniri küçük bir cam tabağa alıyor. Az ama en iyisinden peynir. Zeytin de öyle. Her ikisi de bir konuğun önüne çıkarılacak kadar kaliteli. Ekmek kabını açıyor. Yine açıkta bırakmış ekmek poşetini. Kaskatı kesilmiş ne kadar ekmek varsa. Bakkalı arayacak. Ekmekle birlikte sigara, çay, yumurta da isteyecek. Utanıyor tek kalem sipariş etmekten. Ödemeyi yaparken sadaka verirmiş gibi hissediyor. Onca yoldan üç kuruşluk alışveriş için getirtmiş, eziyet etmiş gibi. Yatak odasına gidiyor. Kadın sırtı açık yatıyor yatakta. Üzerini örtsün diye verdiği çarşafı iki bacağının arasına sıkıştırmış. Bir sanat eseri gibi, diyor. Mermerden oyulmuş gibi. Pürüzsüz. Sessizce izliyor. Uyanık kadın. Adamın fotoğrafıyla göz göze. Birden dönüyor. Çok acıktım, diyor. Ne zaman yiyeceğiz. Birazdan, diyor adam. Bakkaldan istediğin bir şey var mı diye soracaktım. Yok, diyor kadın. Yokluklara alışkınım. Dönüp mutfağa demliyor çayı adam. Bir parmak boşluk kalacak oğul. Nefessiz bırakmayacaksın demlikteki çayı. Kapı çalıyor. On sekiz lira elli kuruş, diyor bakkalın çırağı. Yirmi lira verip üstü kalsın diyor. Kesmiyor ekmeği. Yalnız yaşamaya başladığından beri bölerek tüketiyor. Çay bardaklarını da hazır ediyor çaydanlığın kıyısına. Kadını çağırmaya gidiyor. Kadın sırtı açık yatıyor yatakta. Çarşaf yine iki bacağının arasında. Çok yorgun. Acıkmasa hiç çıkmayacak yataktan. Taş kesilinceye kadar dinlenecek. Hadi, diyor adam. Çay hazır. Sarınıp çarşafa çıkıyor yataktan kadın. Yıkayıp elini yüzünü mutfağa geçiyor. Ekmekleri iyi ki kesmemişsin, diyor. Sepete piramit gibi dizilmiş ekmek dilimleri samimiyetsiz gelir bana. Böylesi çok daha iyi. Çay kokusunu ve rengini suya teslim edip dibe çökmüş olacak oğul. Bardakların üçte birini demlikten, üzerini de çaydanlıktan doldurup getiriyor masaya. Kadın şekersiz içiyor. Adam tatlandırıcıyla. Peynirle yumurtayı kaldırabilir miyiz masadan, diyor kadın. Zeytin ve ekmek istiyorum sadece. Peyniri de sabah çayıyla yeriz. Sabah kahvaltısını dışarıda yaparız. Bildiğim güzel bir yer var. Orada, diyor adam. Kalırsan alışveriş de yaparız dönerken. Peynirle yumurtaları buzdolabına koyuyor kadın. Kalabalık bir yaşamı sevmiyorum artık, diyor. Zeytinle peyniri bile aynı öğünde yiyemiyorum. Ben de, diyor adam. Bazen çayla sadece ekmek yiyorum. Katıksız. Yokluktan değil. Tokluktan. Birer parça ekmekle bitiriyorlar bütün zeytinleri. Alıp çaylarını salona geçiyorlar. Kanepeye uzanıyor kadın. Duvarda asılı olan aile fotoğrafı şaşkın. Çoktandır dişi sinek bile uçmamıştı salonda. Yazı masasına oturuyor adam. Kadına doğru dönüyor. Çarşafa iyice sarınıyor kadın. Ters çevirebilir misin şu çerçeveyi diyor. Beni bu halde görmelerini istemiyorum. Fotoğraftakilerin göz bebekleri gittikçe büyüyormuş gibi geliyor kadına. Camdan atla dese atlayacak adam. Ama ailesine yapamaz bunu. Yapamıyor. Başlıyor anlatmaya. Söz büyücüsü adam. Şehrazad’ın sonu bir türlü gelmeyen masallarını dinler gibi dinliyor kadın. Bıraksa kendini uyuyacak. Bırakmıyor. Kalkıyor uzandığı yerden. Çarşafın yerde sürünen ucuna basmamaya çalışarak birkaç adım atıyor. Kitaplığını karıştırıyor adamın. Sayısını tahmin etmeye çalışıyor. Edemiyor. Kaç kitabın var, diye soruyor. Bu gördüklerin bin beş yüze yakın. Bunlar okuduklarım, diyor. Bir bu kadar da yatak odasında var. Okunmayı bekliyor onlar. Yazlıktakiler var. Kimi okunmuş. Kimi okunacak. Gittikçe okuyorum bir yandan. Okuduğum kitapları biriktiremedim ben, diyor kadın. Başkaları da okusun diye verdim hep. Biriktirebildiklerim de… deyip susuyor. Getiremiyor devamını. Kitapları da, fotoğrafları da kendini zor kurtardığı yangın yerlerinde kalmış. Bir tek fotoğrafı yok geçmişinden. En eskisi iki yıl öncesine ait. En eski kitabı da. Kalırsan yazlığa da gideriz bir gün, diyor adam. Oradaki kitaplarımı da görürsün. Öyle bir kalırsan diyor ki adam. Her dediğinde sesi ılık bir su gibi akıp dolduruyor kadının içini. Tazeliyor çayları adam. Gel hadi çayını iç. Soğutma diyor. Dönüp uzanıyor kadın kanapeye. Elinde adamın şiir kitaplarından biri. Seçtiği bir dörtlüğü gülümseyerek okuyor adama. gökte hiçbir şey yok aradığın ne varsa yerde hemen şuracıkta yürecikte. O güne kadar gördüğü en güzel bakışlarla bakıyor adam. Bakışları da şiirleri gibi. Dokunaklı. Derin. Anlamlı. Bozuyor kadının ezberlerini. Bu kadar güzel hiç kimse bakmadı bana, diyor. Ne annem. Ne babam. Böyle bakmadı. Onların bile göremediği bir şey görüyorsun bende. Ne olduğunu söylersen kalırım, diyor. Hemen söyleyemem ki, diyor adam. İlk kez gördüğüm bir şeyin ne olduğunu nasıl söylerim hemen. Ben bile bilmiyorum ne olduğunu. Ama kalırsan bilebilirim zamanla. Kalkıyor kadın. Sarındığı çarşafı yerde sürüyerek yatak odasına doğru yürüyor. Gelirsen söylerim kalıp kalmayacağımı diyor. Gelirsen yalın ayak kalmaz ağaçlar. Kimsesiz kalmaz taş duvarlar. Zarif bir hoşnutluk çöker damların üstüne. Gelirsen dinlenir yorgun şehirler. Kadınlar da çay gibidir oğul, diyor babası. Yanına varacaksın ama üstüne varmayacaksın. Tadını, kokusunu bırakıncaya kadar sabırla bekleyeceksin.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Scott Fitzgerald’dan yazarlara öğütlerOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Jeff Minick

5 Mayıs 2025

Böyle Bir Politik Ortamda Akıl Sağlığı..

Amerikan halkını böylesine derin bir mutsuzluğa sürükleyen bir diğer önemli etmense medyanın kullandığı nefret söylemi, yaratılmasına öncülük ettiği olumsuz siyasi atmosfer ve yol açtığı ön yargılar. 2002-2015 yılları arasında Ulusal Ruh S..

Devamı..

Büyümenin Sancısı, Hayallerin Haritası..

Işıl Kızılırmak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024