Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

10 Aralık 2021

Plastik Sanatlar

Jean-François Millet ve Angelus: Patates Çiftçilerinin Resmi Nasıl Dünyanın En Pahalı Modern Resmi Oldu?

Oggito

Paylaş

2

0


Millet daha sonra şöyle diyecekti: "Biz tarlalarda çalışırken kilise çanını her işittiğinde büyükannemin fakirler için Angelus duası edelim diye bizi durdurduğunu hatırladım."

Jean-François Millet'nin on dokuzuncu yüzyıl resmi Angelus dünya çapında tanınmakta ve anavatanı Fransa'daki en ünlü tablolardan biri. Reprodüksiyonları on binlerce Fransız evinin, okulunun ve kilisesinin duvarlarında asılı duruyor ve kartpostallardan kahve fincanlarına kadar çeşitli eşyalarda görülüyor. Yine de, ilk bakışta sadece çekici, kırsal bir tablo gibi görünüyor. Pırıl pırıl gün batımıyla geniş açık bir arazide çalışan bir erkek ve kadın ön planda sessizce yüzleri belirsiz, başları eğik duruyor. Ayaklarının dibinde bir sepet patates bulunuyor. Resmin başlığı, Angelus, bize bu çiftin günlük dualarını ettiğini söylüyor.

Peki, bu eserde onun dünyanın en pahalı modern tablosu olmasına yol açabilecek ne var? Vatansever bir coşkuya resmi bıçaklamak isteyen bir delinin saldırısına, Salvador Dali'yi bunaltan bir saplantıya, olası bir ölü bebeğin keşfine ve sanatçıları ödüllendirmenin devrim niteliğinde yeni bir yolunun tanıtımına nasıl sebep oldu?


Şekil 1: Jean-François Millet, Genç bir adamın otoportresi (1841)

Bu soruların cevaplarını gelin birlikte inceleyelim.

Angelus'un kökeni

Millet, Barbizon ressamlar okulunun bir üyesiydi. Barbizonlar 1830'larda ortaya çıktı. Sosyete resim geleneğini reddettiler ve ilhamları için doğaya döndüler, yapaylığı daha gerçekçi temsillerle değiştirdiler, daha gevşek, üstünkörü fırça hareketleri ve daha yumuşak, daha az keskin tanımlanmış formlar kullandılar. Millet daha sonra bu uygulamayı açık havada çalışan köylülerin tasvirlerini içerecek şekilde genişletmeye çalıştı.

Ancak, uygulamaya çalıştığı yeni tarz önemli bir direnişle karşılaştı ve 1850'lerin sonu onun için finansal olarak sıkıntılı zamanlar oldu. Karakteristik resmini, The Gleaners (Şekil. 2), satmak için mücadele etti. Başıboş mahsulleri toplayan kırsal kesimdeki yoksul kadınları tasvir etmesi, birçok muhafazakâr eleştirmenin resmi avam, çirkin ve iğrenç olarak damgalanmasına neden oldu. Resmin boyutu bile böylesine önemsiz bir konu için çok büyük olmasıyla eleştirildi. Millet sonunda eser için önemli ölçüde indirimli bir teklifi kabul etmek zorunda kaldı ve menajeri Alfred Sensier'e, "Resim için bana verilen fiyatın açıklanmamasını tercih ederim..." dedi.


Şekil 2: Jean-François Millet, The Gleaners (1857)

Millet'in bir sonraki resmi, yine köylü yaşamıyla ilgili Prayer for the Potato Crop (Patates Mahsulünün Duası), ayrıca bir engele çarptı. Millet bu resim için İrlanda kökenli zengin bir Bostonlu olan Thomas Gold Appleton tarafından görevlendirildi. Muhtemelen o zamanlarda İrlanda'yı kasıp kavuran patates kıtlığından esinlenildi. Ancak, anlaşma suya düştü. Appleton nihayetinde tabloyu reddetti. Çaresiz Millet, satılmasına yardımcı olur umuduyla tabloda değişiklik yapmaya karar verdi. Uzakta bir kilise kulesi ekledi ve resmin adını "Angelus", Katolik ülkelerde yaygın olarak edilen günlük dua ismini verdi.

Millet daha sonra şöyle diyecekti: Biz tarlalarda çalışırken kilise çanını her işittiğinde büyükannemin fakirler için Angelus duası edelim diye bizi durdurduğunu hatırladım."


Şekil 3: Jean-François Millet, The Angelus (1859)

Tablodaki bu görünüşte basit değişiklik, en azından onu satmasına yardımcı oldu, ancak yalnızca 1.000 frank için. Nihayetinde bu küçük değişiklik Millet'nin asla hayal edemeyeceği sonuçlar doğuracaktı. 30 yıl içinde, Millet'nin ölümünden sonra, tablo dünya çapında ünlü olacak ve bir müzayedede servet kazandıracaktı. Modern bir tablo için o tarihe kadarki en yüksek fiyattan satılacaktı.

Tablonun değerindeki bu patlama nasıl açıklanabilir?

Prestiji ve Değeri Arttıran Faktörler

Resmin kaderindeki bu dramatik değişimin nedenleri, derin ulusal duyguların, sanatta değişen zevklerin ve piyasanın keskin işleyişinin bir bileşimiydi.

1) Angelus Duasının Fransız Yaşamındaki Yeri

Millet'in yeniden isimlendirilen tablosuna konu olan Angelus duası, 19. yüzyıl Fransız yaşamında özellikle önemli bir role sahipti. Dua, adını Cebrail'in Meryem'e hamile kalacağı ve Tanrı'nın Oğlu İsa'nın annesi olacağı haberini vermesinden alır. Geleneksel olarak, Angelus bir kilise çanının çalmasıyla belirtilir ve çanlar günde üç kez, şafakta, öğlen ve akşam çalar. Bu üç çanın iş başı, öğle yemeği molası ve paydos olarak günlük çalışma rutinine karşılık geldiği söylenir.

Dua vaktini bildiren zilin çalması özellikle anlamlıydı. Graham Robb, geleneksel Fransız kırsal toplumlarında, "Günün belirli saatlerinde, sınırlar görünmez olsa bile, bir pays'ın [mikro il] sınırları çanlarla tespit edilebilir… Bir kilise çanının bölgedeki diğer köylerden daha net duyulduğu alanın sakinlerinin aynı geleneklere ve dile, aynı anılara ve korkulara ve aynı yerel azizlere sahip olduğu bir bölge olması muhtemeldir…"

Neredeyse hiç kimse çanların aşırı çınlamasından şikâyet etmezdi, ancak uzaktaki tarlalarda duyulamayacak kadar zayıf olan çanlarla ilgili sayısız şikâyet olurdu.

Bu önem, insanların resme ilişkin algılarında somutlaşıyordu. Millet'in menajeri Alfred Sensier tabloyu ilk gördüğünde Millet ona şöyle sordu: "Peki, resim hakkında ne düşünüyorsun?" Sensier daha ilk bakışta, bu "Angelus," diye onayladı. Millet cevap verdi: “Çanları duyabiliyor musun?”

Çok sonra, tablonun o zamanki sahibi Belçikalı diplomat Jules van Praet, “Ne diyebilirim? Bu, açıkça bir şaheser. İşleri dua ile kesintiye uğrayan bu iki köylü ile karşı karşıya kaldıklarında, herkes yakındaki kilise çanının çaldığını duyduğunu sanıyor.” Millet'nin kilise kulesini arka plana basit bir şekilde yerleştirmesinin önemi aşikâr.

On dokuzuncu yüzyıl Fransa'sının kırsal kesimi -gençliğinde Millet'nin kendisi de dahil olmak üzere nüfusun dörtte üçü tarlalarda çalışıyordu- son derece dindar bir topluluktu. Angelus yalnızca bir dua değil, aynı zamanda günlük yaşamlarının güçlü bir hatırlatıcısıydı.

2) Genişleyen Piyasa ve Büyüyen İlgi

Yaşadığı süre boyunca tanınan Millet, ancak 1875'teki ölümünden sonra yıldız oldu. Ölümünden sonra adına düzenlenen iki müzayede ve çizimlerinin sergilenmesi, çalışmalarının bütününün daha kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağladı.

Fransa-Prusya Savaşı ve Paris Komünü'nün yarattığı ikiz felaket, Fransa'da birçok insanın umutsuzca birleştirici, istikrarlı ulusal semboller aramasına yol açtı. Pek çok muhafazakâr ve dindar insan, eski tanıdık geleneksel yöntemlere geri dönmek istedi. Onlar için Millet'ninki gibi resimler son derece çekiciydi. Tablodaki insanlar “sadece” alt sınıf köylüler olsalar da, dindar ve dürüst emekçilerdi, dualarını yaparak geleneksel Fransız değerlerini ciddiyetle sürdürüyorlardı. Resmin bu yönü, herhangi bir köylü tasvirinin bir şekilde sosyalist eğilimleri çağrıştırdığı yönündeki yaygın inanışın karşısında duruyordu. Angelus'taki köylüler hiç de radikal değildi.

Yelpazenin diğer ucunda, resim daha liberal görüşlere sahip olanlara da hitap etmeye başladı. Memnuniyetle karşıladılar daha önceki “saygın” sanatın orta-üst sınıf konularının boğuculuğuna kıyasla işçi sınıfı ve köylülüğünün resmedilmesi farklı geliyordu. Dini çağrışımlarına, resmin dış mekan konusuna, ağır işçilerinin sempatik ama gerçekçi temsiline, profesyonel olmayan modelleri kullanmasına rağmen biçiminin yumuşaklığı ve daha gevşek fırça çalışması, Empresyonistler de dâhil olmak üzere sanat çevrelerinde etkili olmaya başladı.

Her iki taraf, muhafazakârlar ve liberaller, için de resim aynı zamanda inkâr edilemez bir biçimde Fransa'nın özünü temsil ediyordu. Tüm bu farklı nedenlerle, Angelus yavaş yavaş popüler bilinçte önem teşkil etmeye başladı.

Güçlü Pazarlama

Millet'in yükselişinde bir başka faktör menajeri Alfred Sensier'ın yerinde hamleleriydi. Sensier,1881'de Millet'nin pohpohlayıcı ama etkili biyografisi yayımladı. Angelus'u Fransız nostaljisinin bir simgesi, dini bir ikon ve manevi yenilenmenin bir sembolü olarak nitelendiren yazar ile resmin özellikleri belirgin bir şekilde öne çıktı.


Alfred Sensier

Sensier'in biyografisinin yayımlandığı aynı yıl, Angelus Fransız bakır zengini Pierre-Eugène Secrétan'a açık artırmada 168.000 franka satıldı.

Zor Zamanlarda bir Kayıp Korkusu

1889'da Secrétan, bakır piyasasını ele geçirme girişiminin başarısız olmasının ardından bir servet kaybetti ve kayıplarını büyük sanat koleksiyonunu satarak kapatmaya karar verdi. Angelus onun en önemli parçasıydı. Şans eseri, bu aynı zamanda Fransız Devrimi'nin yüzüncü yılı adına Exposition Universelle'yi düzenleyeceği yıldı. Sergide, Fransa'nın yeni inşa edilen Eyfel Kulesi gibi mühendislik harikaları ve ülkenin zengin sanatsal mirasına özel önem verilerek diğer başarıları sergilenecekti. Paul Mantz sanat mirası konusunda serginin onursal direktörüydü ve Fransız sanat tarihine ilişkin resmi rehberinde Millet'i geçen yüzyılın en büyük Fransız sanatçısı olarak nitelendirdi.


Şekil 5: Müzayede için Secrétan katalogu (1889)

Secrétan, Amerika Birleşik Devletleri'nin ilgisini sömürmeyi umarak, Exposition'a beklenen büyük denizaşırı ziyaretçi akını ile aynı zamana denk gelecek şekilde zamanlayarak müzayedenin tanıtımını en üst düzeye çıkarmaya karar verdi ve kataloğunu hem Fransızca hem de İngilizce olarak bastırdı. Bu nedenle müzayede, yalnızca Exposition'ın aşırı milliyetçi ortamında değil, aynı zamanda hem Millet'nin hem de Kongre'nin popülerliğinin zirvesinde gerçekleşti. Fransızların öfkesi, özellikle ABD'deki yabancıların Millet'nin diğer eserlerinden bazılarını zaten satın almış olmaları ve koruma ihtiyacı ile de harekete geçmişti. Angelus Fransızların elinde ulusal öneme sahip bir konu olarak görülüyordu. Durumun önemi bir gazeteci tarafından iyi bir şekilde yakalandı. L'Art Moderne'de şöyle yazıyordu: 
 
'O gün Fransa'nın kalbi müzayede salonunda atıyordu. Resimleri yüz franka satıldığında, geçmiş zamanlarda Millet'e hakaret edenler de vardı aramızda. Şimdi onlar tablo konusunda en ateşli olanlardı. Koleksiyoncular sabırsızlıkla ayaklarını yere vuruyordu. Ki aralarından biri, yirmi yıl önce bu vatansever şaheser için on frank ödemeyi kabul etmemişti. Ve Millet onlara, oradaki tüm insanlara aitti. Millet onların mirasıydı. Ressamın ıstırap çektiği ve hor görüldüğünü düşündükleri için çok kızgındılar. Her şeyden önce biri, ajitasyonuyla kendini fark ettirdi. Resim, M. Antonin Proust'a [resmin Fransa'da kalması için teklif vermek üzere kurulan özel bir konsorsiyumun başkanı] gitti, çok duygusaldı. Titreyen bir sesle: "Sen Fransa'sın, Millet Fransa'dır, hepimiz Fransa'yız. Gerekirse bir milyon [frank] veririz. Fransa, Millet ve ben yenilginin rezaletiyle yaşayamayız!"'

Cesur bir ihale savaşından sonra, resim Fransa yanlısı Proust konsorsiyumuna 553.000 frank rekor bir fiyata satıldı, ama daha sonra bunun Fransız hükûmetinin büyük satın alma fiyatını geri ödemesine bağlı olduğu ortaya çıktı. Ancak bu gerçekleşmedi ve tablo onun yerine düşük teklif veren Amerikan Sanat Derneği'nin eline geçti. Ancak Fransız büyük mağaza imparatoru Alfred Chauchard'ın resmi 750.000 franka geri satın almasıyla Fransa'ya döndü. Frank daha sonra resmi Louvre'a vasiyet etti.

Van Gogh'un İlhamı

Millet ve eserleri, hem resim hem de çizimleri, Winslow Homer, Seurat, Degas ve Monet dahil olmak üzere diğer birçok sanatçı üzerinde etkili olduğunu kanıtladı. Nitekim Cezanne, Millet'i "doğayı yeniden keşfederek" bir "devrim" başlatan sanatçı olarak tanımlamıştır.

Ancak bugüne kadarki en geniş kapsamlı sanatsal etki, Millet'in baş ilham kaynağı olduğu Vincent van Gogh üzerindeydi. Vincent, köylü bir ailede büyüyen, köylü yaşamına saygı duyan ve kökleriyle gurur duyan basit bir adam olarak Millet ile güçlü bir şekilde özdeşleşti. Sensier'in 1881 tarihli Millet biyografisini yalayıp yuttu ve “beni o kadar çekiyor ki geceleri uyanıyorum” dedi ve 1880'ler boyunca kardeşi Leo'ya yazdığı mektuplarda Vincent, sürekli olarak Millet'den hararetli terimlerle bahsederdi: "Millet Peder'dir, genç sanatçılar için her şeyde danışman ve akıl hocasıdır."


Şekil 6: Jean-François Millet, The Four Times of the Day: The Siesta (gravür, 1873)

Özellikle Angelus'a atıfta bulunarak Vincent, “İşte bu, bu zenginlik, bu şiir” diye yazdı. Başlangıçta Millet'i reddeden “sanat tacirlerini ve uzmanları” küçümsedi ve onu “büyük Usta, lider olarak… modern sanatın tam kalbi” ve “birçok kişiye ufuk açan temel modern ressam” olarak nitelendirdi. Van Gogh için Millet'i ve Barbizonlu meslektaşı ressam Jules Breton'u geçmek imkânsızdı -- "onların dehası eşit olabilir ama onu aşmak mümkün değil... Elbette, önümüzdeki yıllarda hala güzel şeyler göreceğiz, ama şimdiye kadar gördüğümüzden her şeyden daha yüce.”


Şekil 7: Vincent van Gogh, Noon: Rest from Work (Millet'den sonra) (1890)

Van Gogh, Millet'in eserlerini kopyalamaya başladı.1880'de hâlâ zanaatını öğrenirken ve Millet'in etkisi altındayken, odak noktası sıkı bir şekilde köylü yaşamını resmetmekti. Daha sonra, Vincent'ın Paris'e taşınmasıyla paleti genişledikten sonra bile Millet'den ilham almaya devam edecekti. Daha sonra, Vincent yaşamının sonlarına doğru bir akıl hastanesinde yatarken, saplantılı bir şekilde, üç aylık bir süre içinde Millet'in çalışmalarının en az 21 kopyasını (“renkli çeviriler”) yaptı.

Dali'nin "Ölü Bebek" Takıntısı

Biraz tuhaf bir şekilde, Millet'nin Angelus'u ayrıca 20. yüzyıl sürrealist sanatçısı Salvador Dali için uzun vadeli olağanüstü bir saplantı haline geldi. İlk olarak okulda sınıfının duvarında asılı bir baskı gören Dali, "yıllar sonra birden aklımda belirdi… Derin bir izlenim bıraktı. En çok buna üzüldüm... Birdenbire benim için resim çalışmalarının en rahatsız edicisi, en esrarengizi, en yoğunu, şimdiye kadar var olan bilinçsiz düşünceler açısından en zengini oldu,” diyor.


Şekil 8: Salvador Dali, Millet'nin Angelus'unun Arkeolojik Kalıntıları (1934)

Dali, dünyanın her yerinden Angelus karikatürleri ve kartpostalları toplamaya başladı. Angelus Dali'nin düşüncelerine ve imgelemine musallat olmuştu. Dali ondan esinlenen sayısız yaratıcı resim yaptı (Şekil 8). 1938'de ayrıca Angelus hakkında bir kitap yayımladı, The Tragic Story of the Angelus of Millet (Millet'nin Angelus'nun Trajik Hikâyesi), resmin ıstırap ve cinsel baskı duygularını gizleyen kültürel bir ikon olduğunu ve çiftin aslında ölü doğmuş bir bebeğin ölümü için yas tuttuklarını savunarak “paranoyak-eleştirel” bir yorum getirdi. X-ışınları daha sonra resimleri araştırmak için kullanılabilir hale geldiğinde, Dali Angelus'un incelenmesi için şiddetle lobi yapmaya başladı.

Sonunda, 1960'larda, resim Louvre Müzesi'nde X-ışınları ile tarandı. Şaşırtıcı bir şekilde, tarama, resimde görünen patates sepetinin aslında kutu benzeri bir nesne olduğunu ortaya çıkardı.  Bu keşifle birlikte Dali yorumunda haklı olduğunu düşündü ve derhal kitabının güncellenmiş versiyonunu yayımladı.

Ek bilgi: 11 Ağustos 1932'de Louvre'a giren 31 yaşındaki Pierre Guillard isimli çılgın bir mühendis de resimle ilgileniyordu. Angelus'a bir kriko bıçağıyla birkaç kez kesik attı. Muhafızlar, tablo harap olmadan önce adamı etkisiz hale getirdiler. Hasar önemli derecedeydi ama tamir edilebilirdi. Bunu neden yaptığı sorulduğundaysa, Guillard'ın "En azından benim hakkımda konuşacaklar" yanıtını verdiği söyleniyor. 

Kısaltarak çeviren: Alper Güngör
(Orijinal makale: Philip McCouat: Art in Society)

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Emrah Polat: “Hayatta olduğu gibi roma..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

E. O. Ekşioğlu

17 Ağustos 2025

“İkinci El Atomlarınız Değerinde Alını..

Dört milyar yıllık biyolojik yaşam göz önüne alındığında, vücudunuzda sadece benden ve Dünya'daki diğer herkesten değil, aynı zamanda milyonlarca yıl önce yaşamış dinozorlardan bile miras kalan atomlar var. Evet, yanlış duymadınız; yaşamınız boyunca kullandığ..

Devamı..

Studio Ghibli’nin Animasyonlarını Niçi..

Zoe Crombie

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024