Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

26 Ocak 2018

Öykü

Jiyan Çağırtekin • Köksüz

Jiyan Çagirtekin

Paylaş

30

0


– Yüreğim yangın yeri gibi. Bana bakıyorsun hâlâ. Gözlerin küçük bir depremle yıkılacak bentler taşıyor. Bir ses bekliyorsun benden, bir hareket. Sonrası tufan, sonrası yıkım, kıyamet… Dilim daha bir lal oluyor. Çaresizce kullanmaya çalıştıkça çocukluğuma dönüyor. Yağmalanmış ana dilimi, korkularımın kekemeliğini getiriyor bana. Susuyorum ben de. Konuşsam aynı dil olmayacak biliyorum, anlamayacaksın bile. Derin bir nefes alıyorsun. Sağ elini göğsünün sol tarafına vurarak inliyorsun sonra. – Yüreğim, diyorsun, yüreğim yangın yeri ve sen hâlâ susuyorsun. Tek bir kelam et, isterse harlasın bu yangını yeter ki susma. Bakamıyorum sana. Beni dilsiz bıraktılar diyemiyorum. Bir bebeği ana sütünden keser gibi kestiler beni dilimden diyemiyorum. Annemden kelimeler akmadı ağzıma, korkulu fısıldamalar, feryatlar kaldı bana. Köksüzüm ben. Benim kelimelerim topraksız birer tohum, filizlenmeden çürür içimde. Azat et beni gideyim diye bakıyorum. Ellerime uzanıyor, alıp titreyen dudaklarına değdiriyorsun. İçimden bir şey kanatlanıyor sana. Almanı istiyorum bütün esmerliğimi, suya bırakır gibi salıvermek istiyorum kendimi. Dizginlerim yedi başlı yılanın boynunda, bıraksam zelzeleler kopacak. Hangi zehir akar ben bu yılanın dillerinden bilmem. Alıyorum ellerimi senden. Yüreğindeki mabede yayılıyor yangınlar. Kırılan camların sesini duyuyorum. Nasıl da düşüyor sütunlar birer birer. Tuzla buz oluyor sırça saray. Gözlerine demir atan alacakaranlığa bakıyorum. Bir çığlık da onun için kopsun kekeme dilimden, bir ağıt da senin yeşil gözlerine yakılsın. Gök kubbede asılı kalan acıklı bir seda olsun, belki bir gün biri gelir de ilk sevdasının ateşine kor yapar diye. Sonra kaçıp gidiyorsun. Bir daha gelmeyeceğini anlatan uzun adımlarına bakakalıyorum. Yine de dilim suskun; ağıtları, feryatları, çığlıkları atıyor sırtından. Hiçbir şey demiyorum. Sağ elim sol göğsüme gidiyor, senin gibi vuruyorum ben de yüreğimi saran kafese. Yüreğim diyorsun, yüreğim yangın yeri. Bakma bana öyle. Benim yüreğimde yanacak bir karış yer kalmadı. Yüreğim yağmalanmış, talan edilmiş bir köy. Alev alev yakılmış, ateşini harlasın diye ölüler atılmış içine. Bir gece ansızın geldiler. Öyle kalabalık, çoktular ki sayamadık. Kocaman postallara bakakaldık tepemize indikçe. Kirli sakalları, kötü kokan elleri vardı. Çok sordular, çok dövdüler. Kimse ah bile edemedi. Hepimiz lal olduk, taştan daha taş, daha sessiz olduk. Ateşlerle dağladıklarında bile unutmadık taş olduğumuzu. Yağmaladılar, talan ettiler her yeri. Yine de kimse bir “ah” bile demedi. Acıyı çabucak mesken ettik kendimize, alıştık. Öyle ki gittiklerini bile anlamadık bir vakit. Sonra gittiklerini görünce topladık ölülerimizi, yükledik sırtlarımıza. Ölülerimiz ancak o zaman hatırladı taş olmadıklarını. Çığlıklar, ağıtlar, feryat figân ettiler. Sırtımıza alamadığımız ölüleri, içimize aldık. İçimizdeki ölüleri, dışımızdaki ölüleri yüklenip göç ettik. Sürgünlere sürgün verdik. Her yer aynıydı bizim için, kıyamete değin sürecek bir göçtü bizimkisi. Ölülerimizi kabul etmiyordu yabancı topraklar. Biz topraktan toprağa göç ede ede ölülerimizi kabul edecek bir toprak aradık senelerce. Bir karış toprak yoktu ama ölülerimize. Ölülerimiz feryat figan acılarını çekecek bir toprak isteyip durdu bizden. Zamanla onların çığlıklarından başka bir şey duymaz olduk, onlara çığlık olamadıkça lal olduk biz de. İçimiz çığlık oldukça gök kubbeye saldık sessiz çığlıkları, bir kulak duyar da ses verir diye. İşte sevgilim ben o günden beri sürgünüm, köksüzüm. İçim yağmalanmış bir köy, yüreğim yanacak bir karış toprağı olmayan bir ada. İçimdeki ölülerle sırtımdaki ölülerle bir karış toprak ararım. Yeryüzünde ayak basmadığım, mezar istemediğim bir karış toprak kalıncaya kadar göç yolları tükenmeyecek benim için. Biliyorum yağmalanmış köyümden başka hiçbir toprak kabul etmez ölülerimizi. Tüm cihanı döne dolaşa geri döneceğiz acılarımızın kalbine. İşte o zaman ölülerimizi gömdüğümüz topraklarda bir avuç toprağı da sana ayıracağım. Yüreğinin kül olan sırça köşkünden aldığım gözyaşlarını ekeceğim oraya. Sonra oturup ilk sevdanın küllerinden doğacak gülleri bekleyeceğim. İlk açan gülleri rüzgâra katıp sana göndereceğim. Belki bir bahar rüzgarına kapılıp da tekrar birini seversin diye. O zamana kadar tek bir kelime bekleme benden. Ben dilsiz ve köksüzüm sevgilim.
YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Açık Havada Tiyatro Keyfi: Tiyatro Koo..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Sean Glatch

17 Mayıs 2026

Deneyler, Aydınlanma Anları ve Yazıya ..

Yakın okuma: Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi  Joyce’un otobiyografik romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni bu yıl başlarında bitirdim. Romandan bahsettiğimde insanlar genellikle, “İyi de Joyce okumak imkânsız değil mi,” diy..

Devamı..

Ankara’nın Meşhur Lezzetleri

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024