Sıva, tuğla, mala, bir kat, bir kat daha. Çoktan örmeliyken boş verdiğimiz, hiç gerek yokken peyda ettiğimiz, ezelden içimizi parsellediğimiz. En içe, derinliklere diktiğimiz. Duvarlar, içimizdeki duvarlar, içerinin duvarları…
İçimin duvarları; yorulmadan ördüğüm, herkesle arama koyduğum. Onlardan kurtulmak isterken, gözlerim karşımdaki duvara takılıyor. Onu görüyorum birden. İşte her zamanki gibi orada duruyor. İntihara meyilli bir güvercin.
Benim duvarlara sıkışmışlığım ile onun kanatları karşı karşıya. Bu kanatlar bana bir meydan okuma. Kanatların hareketlenmesi... Uçmak. Konmak. Konmak için uçmak. Bir kere de olsa uçmalıyım, uçabilmeliyim. Onun gibi olmam gerek. O, olmam gerek. Uçmam gerek.
Bugün daha büyük bir ciddiyetle seyrediyor etrafı. Davranışlarında bir başkalık var. Belki de, büyük gün bugün. Evet, şimdi anlıyorum her şeyi. O gün bugün! Planlarını şimdi uygulayacak. Bedenimi tatlı bir sıcaklık kaplıyor, yerimde duramıyorum.
İçim kıpır kıpır. Oturduğum sandalyenin üzerine iki ayağımla birden basıyorum. Ayağa kalkıyorum. Dikkatlice. Çok mutluyum. Balkonun korkulukları bitişiğimde… Daha sağlam basıyorum sandalyeye. Beyaz korkulukların üstünde pas lekeleri, onları ilk kez fark ediyorum. Lekeleri bir kenara bırakıp daha ileriye bakıyorum. Gördüğüm yükseklik ürpermeme sebep oluyor. Ona baktığımda içimi ısıtan şey, onu taklit etmemi sağlıyor. İşte şimdi harekete geçiyor.
Bir güvercin olmam gerek. Onun gibi olmam gerek. Kuş, ne yaparsa aynısını yapıyorum. Bedenime ağır gelen başımı yavaşça aşağıya uzatıyorum. Boşluğu, boşluğun ne kadar sürdüğünü, boşluğun yüksekliğini seyrediyorum.
Sırtımın iki yanında iki ayrı acı hissediyorum. Sırtım yanıyor, sırtım kanıyor. Olanları kontrol edemiyorum. Bedenim söz dinlemiyor. Sonra bir beyazlık… Sırtımdan akan kan bembeyaz. O kadar çok kan akıyor ki; balkonun kenarlarından, köşe başlarından sızıp sokağa dökülüyor. Bu sırada bir sevinç kaplıyor içimi. Hissediyorum; kanatlarım çıkıyor. Her şey çok çabuk oluyor. Kanatlarım büyüyor, bembeyazlar. Sağımda ve solumda çırpınmaya başlıyorlar.
Bir yandan da kuşa bakıyorum. Benimle göz göze geldiği an, kendini boşluğa bırakıyor. Bugün onun son günü, ölüme atlıyor. Benimse kanatlarım çoktan kocaman olmuş. Uçmak için bir hamle yapıyorum.
Kuş, kısa bir süre sonra uçmaya başlıyor. Duvarların, duvarlarımın üstünden özgürce süzülüyor. Ölümcül atlayışından, demek ki vazgeçiyor. Yaşama arzusu ile yanıp tutuşarak kanat çırpıyor, çırpıyor, çırpıyor…
Yaşama arzusu. Güvercinin yaşama arzusu. İntihara meyilli bir güvercinin yaşama arzusu. Kanatları nasıl da ahenkle hareket ediyor. Kısa bir süre hayranlıkla uçuşunu seyrediyorum.
Benzediğim, yaşama arzusu ile kanatlanıyor. Benimle alay etmiş gibi, beni aldatmış sanki. İhanetine hayran kalıyorum. Kanatlarım geliyor aklıma, çırpıyorum onları. Boşluktayım. Kanatlarım hareket etmiyor. Çırpınıyorum, uçmak için çabalıyorum. Uçmak istiyorum.
Uçuyorum. Düşüyorum. Uçuyorum. Konuyorum. Konduğum yerde kanımın beyazlığı gitmiş. Kıpkırmızı olmuş dört bir yan.
Ona ilk kez sesleniyorum: “Görüyor musun güvercin, ölüyorum.”






