Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

11 Eylül 2020

İnsan

Kapitalist Kıyamet III

Kai Heron

Paylaş

1

0


Mark Fisher geleceğin feshedildiğini duyurduğunda aklında çağdaş Avrupa kültürünün yeni bir şey üretememesi fikri vardı. Geç kapitalist kültür can çekişiyordu. Ne kadar çabalarsak çabalayalım yeni müzik türleri, yeni moda trendleri, yeni sinematografik formlar ya da yeni edebi türler keşfedemeyecektik. Geri dönüşüm, montaj ve yamayla geçen bu dönem hiç tatmin edici olmayan çok sayıda devam filmine veya romanlarına ve bayat tekrar çekimlere sahne oldu.   

[Bu yazı serisinin ilkine (Kapitalist Kıyamet I), ikincisine (Kapitalist Kıyamet II) buradaki iki linkten ulaşabilirsiniz.]


Köylüler, Kazimir Malevich, 1913

Gelecek Feshedildi

Kapitalist kıyamette de geleceğin feshedilmesi fikri hala yukardaki anlamda geçerliliğini sürdüyor. Ancak geleceğin yavaşca feshedilmesinin öncelikle kültürel bir olgu olduğunu düşünen Fisher’ın aksine, bugün bu durumun gitgide daha politik olduğunu görüyoruz. Fisher için “fesih” kelimenin gerçek anlamıyla kullanılmıyorken ve sadece bir metaforken, bugün dünyada birçokları için gelecek gerçek anlamda feshediliyor. Bunun sebebi, çok basit şekilde, Avrupa-Amerikan emperyalizmi.

Kapitalist kıyameti oluşturan öğeler, koronavirüsü ve iklim krizi gibi ekonomik kaynaklı olmayıp da gündelik işleyişi ve ekonomik döngüleri yok edebilecek güce sahip krizler. Emperyalist ideolojide yetişmiş anaakım ekonomiciler bu tarz krizleri “dış kaynaklı” olarak niteler. Bu gibi olaylar, gök taşının dünyayı vurma ihtimali gibi, kapitalist sistemin dışından hiç yoktan bir gün sürpriz şekilde çıkagelir. Böyle durumlarda elimiz kolumuz bağlıdır, bu olayların verdiği büyük hasarlar kaderdir fıtrattır.

Dalgalanmaları ve krizleri, dış kaynaklı ve iç kaynaklı olarak ayırmak ekonomicilerin ve burjuva yorumcularının pandeminin asıl sebeplerini gizlemelerini sağladı. Bize sürekli söylenen şey bu krizin 2008’deki finansal kriz gibi olmadığı, ortada suçlayacak “sorumsuz” borç vericilerin ve piyasa düzenleyicilerinin bulunmadığı, koronavirüs için kimsenin suçlanamayacağı oldu. Pandemi, insan ırkının başına öngörülemez şekilde gelmiş sınavlardan sadece bir tanesiydi. Sonuçta her yıl deprem ve seller de insanların dünyasını büyük hasarlara uğratıyordu. Pandeminin de bu gibi doğal afetlerden farkı yoktu.

Bunların hiç biri doğru değil.

Öncelikle, dünya hükümetleri çoktandır geniş çaplı bir pandemiye hazırlıklı olmalarının gerektiği konusunda uyarılıyordu. 1988’de Nobel ödüllü Joshua Lederberg “insanın yeryüzündeki varlığını silebilecek en büyük güç virüs,” dedi. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2018’de çıkarılan bir araştırmada “X Hastalığı” isimli bir hastalığın uluslararası alarm verici düzeyde yayılışını öngören bulgular sunuldu. 2019’da İngiltere Hükümeti’ne yine Dünya Sağlık Örgütü tarafından ülkedeki pandemi riskinin “çok yüksek” olduğuna dair uyarı yapıldı. Tabi ki tüm bu uyarılar dikkate alınmadı.

Daha temel olarak, koronavirüs kapitalist ekonomiye karşı basitçe bir dış tehdit değil. Coğrafi kaynağı hala daha tam bilinmese de, bilim insanları, Trump’ın Çin’e karşı propoganda aracı olarak kullandığı ırkçı zırvalamalarının aksine, virüsün Çin’de bir laboratuvarda değil doğada türediği ve kapitalizmin kıyısında kalmış kayıt dışı ekonomilerin döngüsüne karıştığı konusunda eminler.

Yıllar içinde bu tarz hastalıkların kayıt dışı ekonomilerin içinde sirkülasyona girmesinin sebebini Jason Moore kapitalizmin “doğa düzeni” ile açıklıyor. Doğayı ve yerel işleyişi söküp atan, değersizleştiren, sömüren ve doğayı kendi amacına göre yönlendirip yeniden dağıtıma sokan kapitalizmin pandemilerle ilişkisini inceliyor biyolog Rob Wallace kitabında. O ve kitapta yer alan diğer yazarlar, endüstriyel tarımla koronavirüs gibi pandemilerin arasında direkt bir ilişki olduğu sonucuna ulaşıyor. Ağaçsızlaştırma, yerel halkın zorla yerlerinden edilmesi, tek kültürlülük, genetik eleme ve küçük üreticilerin kaynaklarının kesilmesi gibi pratikleri içinde barındıran kapitalist tarım işleyişi yeni tarz virüslerin ortaya çıkması ve hızla yayılması için tam uygun koşulları oluşturuyor.

Yani, pandemi öyle rastlantısal bir olay veya insanlığın çekmesi gereken bir sınav asla değil. Pandemi, bu yazıyı yazdığım önümdeki bilgisayar kadar küresel kapitalizmin bir ürünü. Sermayenin hızlı tüm ulaşım ve üretim döngüleri virüsün sınırları hızla aşarak dünya çapında tehdit haline gelmesinde ve genetik mutasyona uğramasının kolaylaşmasında rol oynadı. Tüm bunları düşününce pandeminin gerçek sebeplerinin sürekli gizemli hale getirilmesi ve komplo teorilerine söz hakkı sağlanması hiç de şaşırtıcı değil. Koronavirüs, tıpkı iklim krizi gibi, hem kapitalizme hem de Avrupa modeli gelişim ve “ilerleyiş”e karşı argüman sunuyor.

1961’de Fanon, Avrupa yaşamını “kölelerin omuzlarında, onların iliklerinden beslenerek ve gelişmemiş ülkelerin toprağını ve madenlerini sömürerek oluşturulmuş koca bir skandal” olarak nitelendirdi. Kolonyal dönemde baskı, kendini boyun eğdirilmişlere uygulanan dolaysız şiddet eylemlerinde gösteriyordu.

Bağımsızlıklar sonrası neoliberal dönemi ise Fisher, kapitalist gerçekçilik üzerine yazdığı yazısında, Üçüncü Dünya ülkelerinin çok daha dolaylı ve kurnaz şekillerde sömürüldüğü dönem olarak niteliyor. Utsa ve Prabhat Patnaik Emperyalizm Teorisi kitabında bize şiddetin artık güç kullanılarak uygulanmadığını, şiddetin ve gücün marketin hakemlik konumuyla hissettirildiğini aktarıyor. Üçüncü Dünya ülkelerinde maaşlar Batı para birimlerinin değerini korumak, ham madde ve yiyeceklerin en fakir ülkelerden en zengin ülkelere doğru akışını sağlamlaştırmak için söndürüldü. Tabi ki bu Üçüncü Dünya ülkelerinin gelişimi için, sözde, tek “gerçekçi” yoldu.

Bunun aksine, içinde bulunduğumuz kapitalist kıyamet tekrar, boyun eğdirmenin dolaysız yollarına döndüğümüzü işaret ediyor. Koronavirüsün ve iklim krizinin birleşen etkisi kapitalizmin “kazan-kazan” formulüyle pazarladığı sözde “gerçekçi” emperyal özün maskesini düşürdü. Bu özün tekrar sosyal ve ekolojik yağmanın yolunu tuttuğunu bize gösterdi. Neofeodalizm konulu tezinde Jodi Dean şöyle yazıyor: “Dolaylı sömürgecilikten vazgeçilmiş değil, ama üretimin sermaye dışı yönleri -mülksüzleştirme, baskı kurma, güç kullanma- o kadar güç kazandı ki, iş piyasasında aktörler özgür ve eşit şartlarda mücadele ediyor hikayesi artık hiç bir anlam ifade etmiyor.

Sonuç: Birleşmiş Milletler tarafından Avrupa vatandaşlarının ve özellikle zenginlerin iklim krizi karşısında Üçüncü Dünya ülkelerindeki yaşamlara göre önceliklendirileceği öngörülen “iklim ayrımcılığı”nın müjdecisi “biyo-ayrımcılık.”

Amerika ve Avrupa aylardır tıbbi malzemelerin maliyetlerini yukarı çekerken aynı zamanda çok ihtiyaç duyulan solunum cihazlarının, yüz maskelerinin, eldivenlerin ihracatına sınırlamalar koyuyor. Böyle yaparak Üçüncü Dünya ülkelerinin virüs karşısında desteksiz kalmalarına sebep oluyorlar. Avrupa Birliği, sınırlarındaki göçmen kamplarında virüsün daha da zorlaştırdığı yaşam koşullarını iyileştirmek için hiç bir şey yapmıyor. İngiltere’nin Mısır büyük elçisi, Mısır’ın kendi doktorlarına yetecek kadar tıbbi ekipman bulunamazken, Mısır’dan yüklü miktarda koruyucu ekipman satın alınmasını “İngiltere ve Mısır’ın işbirliğine muhteşem bir örnek” olarak nitelendiriyor. Sosyal medyadan vaziyeti protesto eden, ülkenin en büyük yatırımcısındansa ülkeyi düşünen, Mısırlı sağlık çalışanları hükümet tarafından sürekli susturuluyor.

Kendilerini Doğu Avrupa işçilerini sömürmeden besleyemeyen İngiltere ve Almanya seyehat kısıtlamalarını mevsimlik işçiler için esnetiyor. Amerika’daki durumdan biliyoruz[1] ki göçmen tarım işçileri sosyal mesafeyi sağlayabilecek koşullarda çalışamıyorlar ve virüsle temasa geçme riskleri çok yüksek.

Fransız bir doktorun ağzından ulusal televizyon kanalında kabak tadı vermiş kolonyal şu zırvaları[2] duyuyoruz: “Biraz provokatif gelebilir, ama yani bu aşı çalışmalarını maske, tedavi veya yoğun bakım imkanı olmayan Afrika’da yapmayalım mı, hani biraz AIDS çalışmalarında yaptığımız gibi, zaten kendilerini çok da korumayan AIDS kapmaya çok müsait Afrika'daki seks işçilerinde denediğimiz gibi mesela?”

Kapitalist kıyamet döneminde Avrupa’nın kendi içinde merkezde olmayanlara ve Üçüncü Dünya ülkelerine karşı tutumu böyle olmasına rağmen Avrupa Birliği ülkeleri uluslararası özverili dayanışmalardan yararlanmasını biliyor. Vietnam Avrupa’ya 550,000 maske bağışladı, Küba medikal enternasyonalizm hareketinin bir parçası olarak İtalya’ya doktorlarını gönderdi ve Çin virüsten kötü etkilenen Avrupa ülkelerine kişisel koruma ekipmanları gönderdi. Ne bir takdir ne bir teşekkürle tüm bu özverili hareketlerden faydalanan Avrupa’nın pandemiye genel olarak cevabı Aime Cesaire’in 70 yıl önce yazdığı şu sözü destekliyor: “Avrupa savunulamaz.”

Tabi tüm bunlar, sermaye bizi istemimiz dışında gitgide ısınan bir dünyaya sürüklerken karşılaşabileceklerimizin soluk bir kopyası. Son zamanlarda yapılmış bir çalışma[3] 2050 yılına geldiğimizde 1.2 milyar kadar insanın artan yakıcı sıcaklıklarla yerinden edileceğini öngörüyor. Buna rağmen Almanya, Şubat’ta, “iklim göçmeni” başvurusu almayı gözden geçirmediklerini açıkladı. Tüm işaretler açıklığa kavuşuyor. Kapitalist kıyamette emperyal öz Üçüncü Dünya ülkelerini sömürme çalışmalarının hızını arttırıken, “Avrupa’nın vatandaşını korumak için ne gerekiyorsa” ideolojik kisvesi altında bu zulümlerini meşrulaştırıyorlar.

İklim krizi Avrupan’ın çıkarları için “tehlike çarpan”ı[4] oluştururken küresel kapitalizm kelimesi kelimesine ölüm saçan bir tarikate dönüşüyor. Biyo ve eko ayrımcılığın tavan yaptığı bir rejim ortaya çıkarken birçok insan ve insan olmayan yaşam formları için gelecek gerçekten feshediliyor. Bu formlar, yakın gelecekte yaşanamaz hale gelecek çevrelerde ölecekler, denizlerimizde boğulmaya artarak devam edecekler, kuraklık ve seller arasında açlıktan ölecekler. Yine de çekilen acının asıl sebebi reddedilecek, görmezden gelinecek.

Burada bir avuntu bulabileceksek o da Avrupa’da veya başka yerlerde geleceği feshedilmiş yaşam formlarının Hegel’in “tarihin mezbahası” olarak adlandırıdığı  yere atılmasına karşı bir çok kişinin karşı çıkma ihtimalidir. Kapitalist kıyamette devletin sermaye akışındaki artan rolü onun sınıfsal karakterini ele vermesine sebep olurken gerçek yüzünü ortaya çıkararak onu gelecek mücadelelere maruz bırakıyor.

Yazının devamı için: Kapitalist Kıyamet IV

Çeviren: Alper Güngör

(Roar Mag)

 

[2] https://www.aljazeera.com/news/2020/04/racism-row-french-doctors-suggest-virus-vaccine-test-africa-200404054304466.html Fransız Doktor Virüs Testlerinin Afrika’da Yapılmasını Önerirken Irkçılık Tartışmaları Alevleniyor

[4] https://www.wsws.org/en/articles/2008/05/clim-m07.html Avrupa Birliği İklim Kriziyle Ortaya Çıkacak Göçmen Krizine Karşı “Kale” İnşaasını Güçlendiriyor

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Odamdaki GözDemet Taştemir
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

17 Ekim 2025

Cam Tavanın Altındaki Gökyüzü

Gazze söz konusu olduğunda siniyor tüm ilham perilerim.Yeni taşındığım bu şehirde “mahsur” kalmış gibiyim. Orhan Pamuk’un Kars’ta mahsur kalan Ka’sı gibi hissediyorum. Bu his, sanırım, ne olduğunu bilmeden hep sıra dışı bir şeyler olmasını beklememden.Bu şehirde her gün ..

Devamı..

László Krasznahorkai’nin Günümüze Sesl..

Bran Nicol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024