Kardeşim
7 Temmuz 2019 Öykü

Kardeşim


Twitter'da Paylaş
0

Bugün işyerinden tasımı tarağımı toplayıp, herkese posta koyup inzivaya çekilmemin yirminci günü. Bundan sonra ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Birkaç güne ev sahibi kira için kapıya dayanır, faturalar yatırılmadığı için suyum, elektriğim kesilir. Zaten dolap da tam takır. Ali’ye bir dilim karpuz, birkaç dilim peynir, bir kâse çerez çıkaracak kadar dolabım dolu sadece. Allahım delirmek üzereyim, ne yapacağım ben? Kaç yere gidip başvurdum iş için, yok oğlu yok! Bana iş yok. Gideyim inşaatlarda çalışayım ben, evet, çok bile durdum. Ne varmış?  Güçlü kuvvetli gencecik adamım ben, neden yapamayım ki amelelik? Tamam kabul otuz altı yaşında ömrümü yarıladım, çok genç sayılmam ama sapasağlamım, yaparım. Yapar mıyım? Onca yıl masa başında çalışmaya alışmış bu hımbıl vücutla yapabilir miyim? Ellerim bile ne kadar kibar baksana, tek nasır yok. Bu eller tuğla indirip bindirir, çimento sırtlayabilir mi? Hem sırtım,  sırtım ne der bu işe? Tamam, sağlamım dedik de, ya olanı da kaybedersem? Ya sakatlanırsam? Yok yok, ben yapamam bu işi. Şu kodamanların köpeklerini eğlesem daha iyi. Tabii ya, köpek bakarım daha iyi. Hem köpekler iyidir, insanlara benzemez onlar. Sadık, vefalı hayvanlardır. Para da kazanırım. Evet ya! Keyfim yerine geldi, bir duble rakıyı hak ettim. Hem nerde kaldı bu hergele! “Yine geç kaldı, bir kere de bekletme beni be sersem herif!“ diye söylene söylene masayı hazırladım. Anason kokusu sarmış salonumda, cam kenarında rakımı yudumlarken Ali’yi gördüm sokağın başında. Beni görünce el salladı gülümseyerek. Özlemişim hergeleyi, ondan başka kimim var ki bu hayatta. O benim tek kardeşim, o benim ailem.

Kapıyı açar açmaz o pis sırıtışıyla içeri girdi. Beni çok severdi hergele. Anlaşamayan, sürekli kavga eden iki kardeş olsak da kopamıyorduk birbirimizden. Masayı görünce yüzünü buruşturdu,

“Abi bu nedir, senin gibi bir adama yakışıyor mu bu sofra? Ne o hâlâ iş bulamadın mı yoksa,” dedi, pis pis alaycı tavırla sırıtarak.

“Buldum buldum, kodamanların köpeklerinin bakıcısı olacağım merak etme sen.”

“Aman abi ya köpek bakarak bu evin kirasını bile çıkaramazsın, sen benimle dalga mı geçiyorsun?  Koskoca Asilzadelerden Mehmet Bey köpek gezdirecek, köpek pisliklerini faraşla toplayacak ha,” dedi gülerek.

“Otur zıkkımlan hadi!” dedim ya sabır çekerek. “Ben senin gibi genç değilim oğlum, yirmi beş yaşındasın, yakışıklı hergelenin tekisin, iki fotoğraf çektirip dünyanın parasını kazanıyorsun modellikten. Ben öyle miyim? Koca göbekli, bunca zaman masa başında çalışmış hımbıl, işe yaramayan, ters, kimseyle anlaşamayan budala adamın tekiyim. Kim niye iş versin bana? Bak son çalıştığım yerden de patrona diklendiğim için kovuldum ama onu bile kabul etmeyip istifa ettim ulan! Anlıyor musun? Tazminatımı bile gururdan almamak için istifa eden bir adamım ben.“

“Abi kusura bakma ama hakikaten budala, ahmağın tekisin sen?” dedi, rakısını tek seferde tepesine dikti. Bana şu üstten üstten bakarak konuşması yok mu, gebertesim geliyor işte böyle yaptığı zaman. Kardeşim falan dinlemeyip , o dakikasında ümüğüne basıp ciyaklatasım geliyor. Sersem herif!

Sinirlendikçe, o da ben de daha çok içmeye koyuluyorduk her defasında. Ama bu defaki farklıydı belli. Sanki benimle kavga etmeye gelmiş gibiydi. Dayamadım rakımı tepeme dikip sordum. “Senin benimle derdin ne öt bakalım. Buraya beni özlediğin için gelmiş olamazsın, haydi dinliyorum neymiş derdin anlayalım, konuş!” Pis pis sırıttı yine.

“Annemin ve babamın servetinden benim yüzümden olduğun için benden nefret ediyorsun değil mi abi? Sen koskoca Mehmet asilzade! ne hallerdesin, küçük, salaş bir apartman dairesinde, kimsenin yüzüne bakmadığı, varolmaya çalışan huysuz, kendinden başkasını beğenmeyen, kibirli, bencil ahmağın tekisin! Annemi ve babamı sözde beni korumak için terk eden ama içten içe bunun pişmanlığını yaşayan sahtekarın, kıskancın tekisin! Söylesene ha itiraf etsene, beni kıskandığını!” dedi sandalyeden kalkarak. İşaret parmağını bir aşağı bir yukarı hareket ettiriyordu.

“Sus!” dedim yumruğumu masaya vurarak.

“Sus ha! İşte sen busun. Tek bildiğin emir vermek, onu yap bunu yapma diye öğüt kılıfı altında dediklerine uyulmasını sağlamak. Sen ne bencil ne ahmak bir adamsın!” dedi sandalyeyi bana doğru ittirerek.

“Ben mi bencilim? Zenginlik içinde yaşadığın halde sırf heyecan olsun diye kleptoman bir kardeşi anne babası evlatlıktan ret etti diye, o anne babayı red eden bir abi olduğum için mi bencilim? Seni tedavi olman için gönderdiğim psikoloğun odasından iki seansta psikoloğun özel eşyalarını çaldığın ortaya çıkınca onları sağdan soldan borç alarak temin edip seni yine kurtaran ben mi bencilim budala, aptal herif! Annem ve babam onları kleptoman olduğun için defalarca eşraflarına rezil ettiğinden seni kapı önüne koyduklarında sadece yirmi yaşındaydın, aradan beş sene geçti ve halin vakti yerinde diye senin için yaptıklarımı bencillikle nasıl bağdaştırırsın sen! Yok yok, anlayamıyorum ben seni!” dedim iki yakasına yapışarak. Öfke doluydum, sinirden ağzımdan tükürükler çıkıyordu bağırırken. Ellerim titriyordu. Hızlıca iki eliyle beni duvara itti ve sağ gözümün üstüne yumruk attı. Yere yığıldım. Sersemlemiştim, öfke doluydum. Koltuğa tutunarak hızlıca ayağa kalktım, “Demek yumruk yumruğa kavga istiyorsun Ali efendi? Bunu sen istedin!” deoim, bir yumruk da ben patlattım gözüne. Sonra öbür gözüne.

Yalpaladı, “Bittin sen!” diyerek toparlandı, üzerime doğru hızlıca gelerek alnıma bir kafa darbesi aldım. O an alnımın tam ortasından beynime doğru duyduğum acıyı hatırlıyorum net bir şekilde. O darbeyle yerde buldum kendimi. Üzerime çıkıp, “Abiymiş, sen abi falan değilsin pis kıskanç herif!” diyerek burnuma bir yumruk. Bir yumruk daha. Gözlerim kapanıyor, kanım çekiliyor, uyuşuyorum.

Kendime gelir gibi oluyorum, burnumdan akan kanlar ağzıma doluyor, tekrar gözlerim ağırlaşıyor, açmakta zorlanıyorum, hareket edemiyorum, uyuşuyorum.

Uyanıyorum, kulağımda tanıdık bir ses yankılıyor; kapı mı yumruklanıyor? Kafamı kaldırır gibi oluyorum ama olmuyor.

Bir müddet sonra gözlerimi açabiliyorum, etrafı kolaçan ediyorum kulağımda yine o ses; kapı yumruklanıyor duyuyorum, bağıran kapıcı Hasan Efendi değil mi?

“Mehmet Ali bey! Mehmet Ali bey, ses verin bize! Polis geliyor aradık! Mehmet Ali Bey!”

O gün polis raporlarına darp edildiğim not düşüldü. Darp edeni tanımadığımı söyledim. Kapıcı Hasan Efendi polislere o gün Mehmet Ali Bey’in evine giren çıkan olmadı, hep kapıdaydım. Ve daireden Mehmet Ali Bey’in sesinden başka bir ses de duymadık. Zaten memurlarla içeri girdiğimizde, Mehmet Ali bey yerde baygın yatıyordu, dairesinde de ondan başka kimseyi görmedik. İçeride biri varsa bile, beşinci kattan kaçması mümkün değil,” ifadesini vermiş.

Karşı komşum Melahat Hanım da, “Kimi kimsesi yoktur, dört yıldır bir kez bile evine birinin geldiğini görmedim. Bir keresinde ailesinin öldüğünü söylemişti,  ayaküstü sohbet ederken. Ne kardeş, ne akraba kimsesi yok bildiğim. Kendi kendine bağırdığı zamanlar oluyordu ama bu defaki çok başkaydı. Sanırım sonunda delirdi,” demiş.

Hepsi kafayı yemiş birer sersem! Neyse, çok şükür. Ali’yi gören kimse olmamış. Yine yırttı hergele.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR