Gece annesinin çığlığıyla uyandı. Saatin kaç olduğunu anlayamadı. Yatağında doğruldu, yorganı kaldırdı, ayaklarını aşağı sallandırdı. Kalkıp kalkmamak arasında kararsız kaldı. Kalbi yerinden fırlayacak gibi çarpıyor. Kardeşi uyanmamış ama huzursuzlanmış. Annesinin ağlama sesini duyabiliyor. Odanın kapısı açık ama salona açılan hol kapısı kapatılmış. Dikkat çekmeden açabilir mi, denedi. Fark etmediler. Başını uzattı. Yakalanırsa çok kızacaklarını biliyor. Salonun ortasından sarkan ampul ışık saçıyor. Babasının elinden ve yüzünden yere damlayan kanı görünce midesinden yukarı bir şey çekildi, başı dönmeye başladı. Kapının koluna tutunup holde yere oturuverdi. Bir süre sonra kardeşi uyanıp yanına geldi. Çocuk elini dudaklarına götürdü, küçüğe sus işareti yaptı. Kardeşi yanına oturdu, uyku sersemi sağ elinin baş parmağını ağzına götürüp emmeye başladı.
Anne hem ağlıyor hem de babaya doktora gitmeleri için yalvarıyor. Babanın ağzı kayıyor, dili bir türlü dönmüyor. Anneye bir boktan anlamadığını söyledi. Anneyi kendinden uzaklaştırmak için ittirdi, kendi de sendeleyince yine ona tutunup oturmak zorunda kaldı.
“Yauv bir sus,” diye inledi olduğu yerde. Anne daha fazla bir şey diyemedi. Adam, “Ayşe Ablayı çağır,” dedi. Ayşe Abla hallederdi evet. Kadın kapıya koşturdu. Çocuk annenin apartmanda yankılanan ayak seslerini duydu. Kardeşi parmağını ağzından çekmiş iç çekerek ağlıyor. Onu susturmak için sürekli elini ağzına götürüyor, bir süre avucuyla dudaklarını kapatıyor eli sümük içinde kalınca elini çekip pijamasına siliyor. Kendisi donuk gözlerle arada eğilip içeriye bakıyor, sonra geri çekilip kardeşini avutuyor. Ayşe Teyze büyük hastanede hemşire. Ne zaman boğazları ağrısa gelir iğne yapar. Çok da güzel kek yapar, ne zaman onlara gitseler mutfaktan güzel kokular gelir. Çocuk anne çok hastayken, gözleri şişken onlara gider, kek yer, meyve suyu içer.
Ayşe Teyze ufak çantasını salonun ortasına açtı. Hızla adamın yüzünü gözünü temizledi, elindeki kanamanın asıl kaynağını buldu. Anne bir köşede ağlamaya devam ediyor. Ayşe Teyzenin kocası geldiğinde kadın babanın elini dikmeye başlamıştı bile.
"Ne oldu Osman,” dedi Tahsin Amca. Baba yavaş yavaş kendine geliyordu.
“Kaza yaptım. Adamı hastanenin önünde bıraktım”, dedi.
“Adama çarptın mı? Nasıl oldu? Araba nerede?” diye sordu Tahsin Amca.
“Yok, o da benimleydi. Takla attık,” dedi. Arabayı orada bırakmış. Yoldan geçen bir araba durmuş, yardım etmiş, onları hastaneye götürmüş. Yanındaki arkadaşı öldü mü kaldı mı bilmiyordu, hastanenin kapısında bırakıp eve kadar koşmuştu.
“Tamam ben baktırırım,” dedi Tahsin Amca. Tahsin Amca babanın komutanı. İşteyken ona komutanım diyor baba. Tahsin amca çok seviyormuş babayı. Anne öyle demişti bir kere. “Oğlu gibi.”
Baba birini öldürmüş. Öyle anladı. Kardeşi anlamadı. Kardeşi ağlıyor. Anneleri bir anda döndü, iç çekme sesinin nereden geldiğini anlamaya çalışarak çocuklara doğru yürüdü. Aralık hol kapısını ittirdi, yerde oturan çocukları gördü. “Hemen yatağa,” dedi. Başka da bir şey demedi. Küçüğü kucakladı, büyüğünün elinden tuttu, odalarına götürdü. Sıkıca kapatılmış perdelerin arasından dışarının güne dönüşü seziliyordu. Büyük hiç gözünü kırpmadı. Tek tek kopardığı saçları yatağın yanında bir öbek oluşturdu. Küçük olan burnunu çeke çeke uykuya daldı. Sağ baş parmağı yine ağzındaydı.
Baba birkaç gün odasından çıkmadı, işe gitmedi. Anne yemesi için tepsiler hazırladı, yatak odasına götürdü. Evdeki perdeleri pencereleri hiç açmadılar. Ağır bir koku odanın içinde birikti. Çocuk kapının önünden geçmek istemedi. Baba su istedi götürmedi. Odayı katı bir koku doldurmuş gibiydi. Önünden geçerken bile soluk alamıyor.
Birkaç gün sonra çocuk okula gitti, sonra eve dönmek istemedi. Arkadaşının evine gitti. Koltukta kıvrılıp uyuyakalmış gibi yaptı. Arkadaşının annesinin telefonda anneyle konuştuğunu duydu. Kadın onun için izin aldı. Sabah eve bırakacaklarını söyledi. Gece uyandı. Bu ev çok güzel kokuyor. Biraz dolaştı, herkes sakin sakin uyuyor. Banyoda bir parfüm şişesi gördü, gizlice çantasına koydu. Kafasından yolup biriktirdiği saç öbeğini tuvalete attı, sifonu çekti.
Ertesi gün onu eve bıraktılar. Kapıyı çalmadan bir süre bekledi. Çaldığı parfüm şişesini çıkardı, avcuna sıktı. Şişeyi çantasına koyup kapıyı çaldı. Anne elinde sigara, üzerinde eski bir sabahlık, kapıyı açtı. “Gel bakalım,” dedi anne. İçeriden çok ağır bir koku dışarıya taştı. Eve girerken elini burnuna bastırdı. Odasına girdi, kapıyı kapattı. Parfüm şişesini yastığının altına sakladı. Arkadaşının evinin buzdolabına asılı aile fotoğrafını almıştı, onu da çıkardı çantasından. Biraz inceledi. Annesinin seslendiğini duyunca fotoğrafı ikiye katlayıp çantasına tıkıştırdı. Birkaç gün sonra annesi fotoğrafı buldu. Bir şey demedi, yırtıp çöpe attı.
Bir akşam apartmanın bahçesinde otururken polis arabası gördü. Yüzünü elindeki kitabın arkasına sakladı. Polis geçene kadar bekledi. Koşarak eve çıktı. Odasına gitti. Parfüm şişesini yastığının altından çıkarıp dolabına sakladı. Annesine babayı sordu. “Dışarıda polis vardı,” dedi. Annesi suratına baktı. “Bir şey olacak mı babaya?” diye sordu. Anne cevap vermedi. “Git, ödevlerini bitir,” dedi.
Birkaç hafta sonra okullar kapandı. Babanın yüzü iyileşti. Anne valizlerini hazırladı. “Tatile gideceğiz, oh çok iyi gelecek hepimize,” dedi. Baba, Tahsin Amcanın arabasını ödünç almıştı. Yola çıktılar. Anneyle baba bir kaset koymuş, mutlu mutlu şarkı söylüyor, arada şakalaşıyor. Bir dağa tırmandılar, iki kardeş arkada sağa sola savruldu. Kardeşi, “Midem bulanıyor” dedi. Annesi, “Bir şey olmaz,” dedi. Tırmandıkları dağdan aşağı inmeye başlamışlardı ki kardeşi yediği meyveleri arabanın tavanına püskürterek kustu. Anne arkaya döndü, baktı, gözlerine inanamadı. Baba, “Emanet araba bu” dedi, çok sinirlendi. Uzun bir mola verip arabayı temizlediler. Arabadaki koku dayanılmaz olmuştu. Çocuk avucunu burnuna bastırdı.
Deniz kenarındaki otele ulaştıklarında baba, “Hadi neşelenin,” dedi. O söyleyince anne çok neşelendi. “Tamam sen de gül, kusman önemli değil,” dediler. Kardeşi de neşelendi. Otel kocaman. Büyük bir havuzu var. Çocuk havuza girmek istedi ama denize gidilecek. Yüzmek için hazırlandılar. Sahile indiklerinde güneş alçalmaya başlamıştı. Anne havluları serdi. Çocukların küreklerini kovalarını koydu bir kenara, yüzmeleri için simitlerini şişirdi. Baba şezlong bulamadığı için söylendi. Çocuklara baktı. “Hadi gidin yüzün ne bekliyorsunuz,” dedi.
Kardeşiyle beraber simidini alıp denize girdi. Dalga var, kıyıda oynuyorlar. Denizin henüz derinleşmediği yerde dalgaların üzerinden atlıyorlar. Dalgalar çok güzel. Büyük olan yeni bir oyun buldu. Simidi kalçasının altına sıkıştırıp öyle atlamaya başladı. Küçüğün boyu yetmedi, oyuna katılamadı. Büyük olanı seyredip gülüyor. Sonra çocuk dalgadan atlarken ters düştü. Simitle beraber suyun içinde dönmeye başladı. Kafası dışarı çıktıkça bir kardeşini görüyor, bir anne babasını. Kardeşi mutlulukla el çırpıyor. Neden el çırpıyor. Anne baba koyu bir sohbetin ortasındalar. Onlar da gülüyor. Su yuttukça kafasını çıkaramamaya başladı. Artık kendini bıraktığı bir anda bir el çekti çıkardı çocuğu.
Çocuğu ters çevirdiler, sırtına orasına burasına vura vura yuttuğu bütün suyu çıkardılar. Baba onu kurtaran adama kızmış mıydı tam anlamadı. Her şey bittiğinde bir an annesine sorma cesareti buldu. “Baba hapse girecek mi?” Annenin gülümsedi, babaya baktı, sonra döndü, çocuğa sarıldı.
“Şimdi bunları düşünme,” dedi.






