Kesişme
21 Mayıs 2019 Öykü

Kesişme


Twitter'da Paylaş
0

I

Para parayı çekiyor karıcığım, dedi iki çocuğunun arasına oturmuş karısına bakarak. Nihayetinde ben bir garsonum, diye devam etti. Karısı başını iki yana sallayıp duruyordu, kollarının arasında çocukları. Adam sözünü kesmeden sürdürdü konuşmasını. Biraz daha bekleyecek, alacağım elbette, dedi. Karısı, öfkeli bir sesle, hayatımız babadan kalma bu köhne evde geçiyor, fakülteyi bitireli yıllar oldu, daha ne zaman memuriyeti hak edeceksin, bize boş vaatler verme, senin KPSS’yi kazanacağın belli değil, diye çıkıştı.

Adamın amacı kısa yoldan zengin olmak değildi. Fakat kendisi gibi işsiz olan karısının ve iki küçük oğlunun geçimini sağlamak zorundaydı. Karısına döndü, Ne yapabilirim? Sermayemiz yok, atamam olmadı, biliyorsun puanım da yüksek, diye cevap verdi.

Karısıyla baş başa verdiler, düşündüler, taşındılar. Bir çare bulamadılar. Günler sonraydı, adam bir karar alıverdi, karısına danışmadan. Neyi bekleyecekti ki: Evet evet çöpler! Burada bu işi yapan yok. Haklı, Arif haklı, diye düşündü. Önce sağa sola girip çıktı, işin raconunu öğrendi. Gerekli para için de düğünden kalma takıları bozdurdu. Hurdaya yakın bir kamyonet aldı.

Memur olur, gözüyle baktığı eşinin çöp toplayacak olması, temizlik ve düzen takıntılı  karısının hiç hoşuna gitmemişti. Başka çareleri olmadığından durumu kabullendi. Ne yapalım, her şey bir suya sabuna bakar, diye düşündü.

Adam, kamyonetiyle sokakları dolaşıp çöplerdeki plastikleri, kâğıtları, marketlerin attığı kartonları toplamaya başlamıştı. Evinin önündeki dar alanı ikiye ayırmıştı: Plastikler ve atık kâğıtlar. Zorlanmıştı başta. Karısının iğrenç bulduğu bu işi yaparken utanmıştı. Sonraları utanılacak bir iş olmadığına inandırmıştı kendini. Çalmıyor, emek harcıyordu. Hem doğayı da korumuş oluyordu: Toprağı, ağaçları… Saygı duymaları gerekirdi ona. Buna inanmıştı. İlk kazancını mangalda etle kutladılar.

Daha çok çalışmalı, daha çok toplamalıydı. Erkenden kalkıp akşama kadar konteynerleri karıştırıyordu. Geceleri de boş durmuyor, evin önünde biriken kartonları ıslatıp ayaklarıyla çiğneyerek presliyordu. Tek derdi kamyonetine daha çok sığdırabilmekti. Bu işe karısı da yardım etmeye başlamıştı.                                                                                                                                             

O akşam da presledikleri kâğıtları kamyonetine yükledi, güneş doğmadan yola çıkacaktı. Bir anda fark etti: Hay aksi, sağ far yanmıyor! Şansa bak öff! Morali bozulan adam kendini toparladı: Amaan o saatte pek araba geçmez, yolun virajlı olan kısmını aştım mı tamam. Sonra da zaten gün ışımış olacak, böylece atlatırım durumu, diye kendini teskin etti.     

Alarmın sesiyle irkildi. Karısının sıcaklığından istemeye istemeye ayrıldı. Kâğıt fabrikasındaki kuyrukta ön sırayı kapmaktı niyeti. Uykusu açılmaya başlamıştı, kentin sessizliğinden, kafasında hesaplarla çıkarken. Ne kadar kazanacağını biliyordu bilmesine ama harcamak için önceliklerini belirliyordu. Canım oğlum, bütün gün ağlayıp durdu, mahallede bisikleti olmayan tek çocuk benim, diye! Kamyonetin tek gözüyle dolambaçlı karanlık sağ tarafı dağ, sol tarafı uçurum olan yolda ilerledi. Oh yol bomboş, dedi! Huzurla gevşedi, esnedi. Ancak yolun kıvrımları arttıkça midesi bulanmaya başlamıştı, çocukluğunda olduğu gibi.  Kusacak gibi olsa da hızını kesmeden tepeden aşağıya doğru devam etti.

Sağdan, yolun dağ tarafından ilerliyordu. Karşıdan bir arabanın yokuşu tırmandığını görünce, tedirgin oldu. Aman Allah’ım! Üzerime geliyor, ne yapıyor bu manyak, diye düşündü! Kornaya bastı, sinyallere sarıldı.  Daha direksiyonu  kıramadan: Far, dedi!

Gümbürtüyle fırladı ön camdan. Kafası sert bir zemine küt, diye zihnindeki hesaplarla çarpmıştı! Presler açılmış, hesaplar kapanmıştı.

 

II

Rakı, meze, kahkaha, muhabbet, kadınlar içimi açıyor, senin muşmula suratınla oturacak halim yok, hadi hadi gömleğimi ütüle, dedi adam! Ardından kahkahayı bastı. Ne o canın mı sıkıldı, diye devam etti? Ne istiyorsan alıyorum, çocukların isteklerini fazlasıyla karşılıyorum. Neyin eksik be kadın, dedi! Karısı suratını asmış, yere ayaklarına bakmaktaydı. Adam, Ah karıcığım, dedi alaycı üslupla ve karısının cevabını beklemeden banyoya seğirtti. Yaşadığı küçük kentin döngüsünden ancak şehre gittiği zaman kurtuluyordu: Akadaşlarıyla, meyhanede felekten bir gün çalarak.                                                                                     

Babadan kalma nalbur dükkânını işletiyordu. İyi kazanıyordu. Ancak akşam olunca eve gitmek azaptı onun için. Evlendikleri günden beri, gönül muhabbeti kuramamıştı. Karısının suratını görmeye artık dayanamıyordu. Canı cananıyla değil de ailesinin dayattığı bu kadınla evlenmiş bağrına taş basmıştı. Yapacağı hiç bir şey yoktu. Çocukların aralarında itişip kakışmaları da işten sonra çekilir bir durum değildi. Bıkmıştı.   

Masada boş laflar, boş kahkahalar... Eğleniyor muydu, bilmiyordu, gırtlağına kadar dolmuştu? Arada bir yayıldığı sandalyesinden doğrularak yer açıyordu içkiye. Her şeyi unutmak belki de içerek hayatını sıfırlamak istiyordu. Olmuyordu. Artık içi bulanıyordu. Kaçıncı şişenin dibini görmüştü? Bir sigara daha, bir kadeh daha… Gelsin mezeler, gitsin şişeler. Nereye kadardı?                                                                                                       

Geç olmuştu. Küçük kentine yol alıyordu. Kendisinden sonra yavuklusu da başkasıyla evlenmişti. Ama o gözler aklından hiç çıkmıyordu. Kalbi onun için nasıl da heyecanla çarpıyordu oysa. Nikahta keramet yokmuş bak baba, diye söylendi! Göz kapakları ağırlaşmıştı. Son model arabasının camlarını indirdi. Kolunu pencereye dayadı, çam havasını soludu. Virajlar değildi midesini bulandıran, içkidendi. Belki de yaşamının kör karanlığındandı.                                                                                   

 Sağdan, yolun uçurum olan tarafından yukarı doğru ilerliyordu. Karşıdan gelen motosikleti fark etti. Birden içine şeytan girmişti. Pis pis sırıttı, ardından kahkahayı bastı: Şu motosiklete çarpayım da uçurumdan yuvarlansın, dedi! Bir kahkaha daha attı. Korkusuz ve acımasızca gazı kökledi.  Çarptı.                                                                                                  

Bir anda: Aman Allahım! Motosiklet değil bu, dedi. Uçurumdan yuvarlanırken kustu nefretini, arabası tepe takla yuvarlandı. Gümbürtüyle çakıldı dere  yatağına. Hava yastıkları açılmış, kafasını korumuştu. Hiçbir yerinde ağrı sızı yoktu. Yamulan kapıyı açmak için elini uzattı, zorladı, kapı yarı açıldı. Bedenini çıkarmak için yaptığı hamleler havada kalmıştı. Bacakları sıkışmış söz dinlemiyordu. Kıpırdayamıyor, öylece duruyordu. His. Hissizlik. Bekledi.                                                                                                            

Gözlerini bir hastane odasında açtı. Karısı, çocukları ağlamaklı. Doğrulmak istedi yatağından. Olmadı. Panikle üzerindeki çarşafı çekti. Bacakları, ayakları yerindeydi. Elleriyle yokladı. Yok. Durdu zaman. Adam durdu. Sıfırlamıştı bu kez.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR