Korku
17 Ekim 2018 Öykü

Korku


Twitter'da Paylaş
0

"Bu ısıtıcıyı nereden açıyorduk, üşüyorum,” diyor. Masanın altını yokluyorum, düğmeyi bulunca çıt açıyorum. Parmaklarını mönünün üzerinde gezdiriyor. Başka zaman olsa hiç bakmaz, söyler sütlü kahvesini. “Karnın mı aç,” diyorum. Kafasını kaldırmadan, “Bilmem, belki,” diyor. Bacaklarım ısınmaya başladı. Onunkiler yerinde durmuyor, sürekli hareket ettiriyor. Elimi bacağına dokundursam, usulca durdursam. Bunu yapmaya cesaretim var mı? Garson kız geliyor. Kızla göz göze gelmeden sütlü kahve söylüyor. Ben açık bir çay istiyorum. Kız da bizim gibi öğrenci, belli. Onu yeni gördüm burada, daha önce başka bir çocuk çalışıyordu. Yakışıklıydı. Kimseye fark ettirmeden bakardım. 

Geldiğimizden beri bir şey konuşmadık. Kafası önde. Arada bir telefonuyla ilgileniyor. Sonunda sandalyesini çekip eğilerek fısıldar gibi konuşuyor: “Arkamdan korkak diye bağırdılar. Haklılar. Korktum.” Gözlerini kaçırıyor yine. Gözlüklerini çıkarıp camlarını siliyor, tek gözünü kısıp sağ ve sol cama sırayla üflüyor. Gözlüğünü masaya bırakıyor temizlenmiş haliyle. “Korkağın tekiyim,” diyor yine hiç bakmadan. Arkasına yaslanıyor. Kollarını kavuşturuyor. Bir ambulans bağıra çağıra geçiyor karşıki yoldan. Ambulansa yol veren arabaların açtığı boşluktan faydalanan birkaç uyanığa takılıyor gözlerim. Okul çıkışı cadde üzerindeki bu kafeye gelmeyi alışkanlık edindik. Kampüste doğru dürüst yer yok. Arka masada alt sınıftan çocuklar ders çalışıyor. 

Kahvesinden son yudumu alıyor. Başparmağıyla ortaya doğru itiyor fincanı. Kalkıp tuvalete gidiyor. Arkasından bakıyorum. Geçerken hep aynanın karşısında durur, saçını sakalını düzeltirdi. Bu kez aynaya hiç bakmıyor. Döndüğünde elleri, yüzü ıslak. İyice yıkamış. Omzuma hafifçe dokunuyor. Ürperiyorum. “Diğerlerine anlatamam, dalga geçerler. Sen öyle değilsin,” diyor. Kalbim hızlı hızlı çarpıyor. Ya belli edersem? Isıtıcı ayaklarımızı yaktı. Kapıyorum. Kafenin önünden yavaş adımlarla Altın geçiyor. Fernandes öldükten sonra kendimizi onunla avuttuk. Altın diye sesleniyorum. Duymuyor. Caddenin gürültüsü. “Bari Özge’nin yanında saldırmasalar,” diyor. Acı bir his yayılıyor içime birden. “Bir de Özge görseydi korkaklığımı,” deyip gülümsüyor. Atılıyorum, “Görürse görsün, korku insani bir duygudur, herkes bir şeylerden korkar,” diyorum. Elini tutmak istiyorum. Hiçbir zaman yapamayacağımı biliyorum. 

Hesabı ödüyoruz. Çıkarken alt sınıftan çocuklarla selamlaşıyorum. Onun kafası yine önde. Kimseye bakmıyor. Stadyum tarafına doğru konuşmadan yürüyoruz. “Ağlasan belki rahatlarsın, en azından kendi başınayken dene,” diyorum. Çocukken babamın ağladığım zaman kızdığını, “Erkek adam ağlamaz,” dediğini, ancak yalnız başıma kalınca ağlayabildiğimi hatırlıyorum. Sigara paketini çıkarıyor cebinden. Bir tane bana uzatıyor. Alıyorum. Bir tane de kendisi yakıyor. “Dört kişi kıstırmışlardı, güvenliğe seslenmekten başka çarem yoktu, ne yapayım,” diyor. “Kim olsa korkardı,” diyorum. Bir cevap arar gibi yüzüme bakıyor, “Öyle mi,” diyor. Hafifçe gülümsüyor deminki gibi, sonra yere bakıyor, gördüğü küçük bir taşı ayağıyla dürtüyor. 

Yağmur çiselemeye başladı. Rüzgâr sertleşti. Kebap kokuları burnumuza kadar geliyor. Etraf lokanta dolu. Midem bulandı. Gökyüzüne bakıyorum, ay görünmez olmuş. Bulutların arkasında bir başınadır şimdi. Karşıdan yeni yapılan otelin ışıkları yansıyor. Yalnızca erkeklerin sokakta görüneceği saatler geldi. Az sonra yolda bizimkilerle karşılaşıyoruz. Ellerinde iki poşet. Poşetleri gösterip, “Evde takılacağız, siz de gelin,” diyorlar. Yeni uyanmışlar, gözlerinden belli. “Biraz daha yürüsek, ihtiyacımız var,” diyorum. Birden telaşlanır gibi oluyor, gözlerini büyütüp, “İhtiyacımız yok ama sen istiyorsan yürüyelim,” diyor. 

Caddede gürültü azaldı. Camiden mevlit duyurusu yapılıyor, ardından ezan okunuyor. Yağmur hızlanmaya başlıyor. Adımlarımızı çabuklaştırıyoruz. Bana bakmadan kendi kendine konuşur gibi, “Korkağın tekiyim,” diyor yine. Kafasını sallıyor. Çantamdan şemsiyemi alıyorum. Siyah, parlak kılıfını çıkarıp açıyorum. Omuzlarımız arasında küçük bir mesafe var. Elimle omzundan hafifçe kendime doğru çekmeye yelteniyorum. Sonra birden çekiyorum elimi. Bana bakıp gülümsüyor. Boyu uzun olduğu için hafifçe eğilip şemsiyenin altına giriyor. Küçük siyah şemsiyenin altında tek bir beden gibi hareket ederek yürümeye devam ediyoruz.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR