Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

22 Haziran 2022

Kitap

Mehmet Altun’dan Şiirin Misk-i Amber Kokulusu

Sahra Hülya Aydın

Paylaş

0

0


İster doğayı, ister insanı, ister bir kitabı okumak demek, başka bir zihnin topraklarında gezmeye benzer diye düşünürüm. Ve bazı topraklar kutsaldır, yalınayak adımlanmalı, aklını evde bırakmadan tabi... Misk-i Amber somut ifade ile bir şiir kitabı. Okunduğunda zihinde keskin bir koku ve müthiş bir düşünsel mimarinin özenle işlenmiş yapılarını bırakıyor...

“evet ben bu kavganın görünen yüzüyüm
içime giyindiğim bu adam taştan eskidir
tanrıların gölge diye seçtiği bu suretin kusuruyum

koynumda intihardan daha ağrılı bir takvim var
nerden bileyim hançerin göze yenileceğini“

Mehmet Altun’un Misk-i Amber adlı şiir kitabı (İthaki Yayınları, 2022) edebiyat dünyasındaki yerini aldı; buram buram kokusu ile...
“ne ehvenim ne de şer” mısrası ile açılıyor Misk-i Amber’in çift kanatlı kapısı... Bu mümkün müdür? Ne ehven ne de şer olmamak, acaba diye düşünürken, bir yabancı olduğum bilinci ile adımlarımı temkinli atıyorum Misk-i Amber’in kadim bir coğrafyaya ayak bastığımı hissettiren sokaklarına...
Duygu insanı bir derviş ve düşün insanı modern bir bilgeye rastlıyorum, her ikisi de tek beden ve tek zihin de... Tanıklıklarını ve tanık olamadıklarını harf harf dokuyarak şiire sığdıran o derviş ve bilgenin kurduğu kentin mimarisindeki ihtişam hayran olunmayacak gibi değil. “Klasik dil” ve “modern dil" mısralarda barış içinde, el ele yürüyorlar.

“sorsan hakikati arıyordum
oysa hangi suya eğilsem kurumuş göl
hangi rüzgâra varsam ateşten bir ivmeydim
elimde yaralarım parşömen ve çöl
her ilhamın terk ettiği köksüz bir imandım”

Birbirine zıt insanlar gibi bazı cümleler de zıttır birbirine. Birlikte yaşayabilmeleri için zihin ve kalbin birbirleriyle kavgaya son verip, bütünlüğü sağlayabilmesi gerekir. Davranışın ve inşa edilen dizelerin ritmi ve ahengi; kelimeleri sanata, yaşamı sanatsal olana dönüştüren o yaratıcı bütünlüğün zıtlıktan doğan hasadıdır bütünleşebilmek ve bütünleştirebilmek. Hem kelamın zıtlıklarını hem de insanların… Zordur ama olanaksız değildir!

“evet ben bu kavganın görünen yüzüyüm
içime giyindiğim bu adam taştan eskidir
tanrıların gölge diye seçtiği bu suretin kusuruyum
koynumda intihardan daha ağrılı bir takvim var
nerden bileyim hançerin göze yenileceğini
bu gördüğün tufandır beni masaldan çıkaran

bu kargışlı gökyüzü bu torunluk belası
bu duygusuz kardeşlik bu hakikat bildiğim yalan
bir de bastem bey’in mirası o soy denilen kara kutu
eğilip alnından öptüğüm bu topraktır bendeki servet
bu masalsı vebal bu sınırda çarpan asalet
bu kördüğüm olmuş hikâyedeki nazif cengâver benim

bir soluk gelenek şimdi alnımıza kurulmuş
biz yaşlandıkça o kendine derin izler oyuyor
söksen sökülmez sevsen allah’ın kıyameti“

Acaba şiir, canlıya/insana/doğaya dair yaşanmış ve yaşanmakta olanların yeniden üretilip şairin içinden dışarıya baktığı duygularla, dışarıdan içeriye bakması mıdır? Gözlerin ve zihnin bıraktığı keskin bir koku mudur şiir...
Misk ve Amber’in kokusu ağırdır. Hammaddesi iki canlı türüne ait. Bu hammadde geyiğin ve/veya balinanın sindirilememiş olandan ve/veya yarayı kaplayan irinden; yani canlının dışarıdan kapmış olduğu musibetten/illetten kurtulmak için geliştirdiği bir tür savunma mekanizması mıdır mesela?


Ruhsal-bedensel “vücudun” atmak istediği fazlalık olan iki ifrazatın bileşkesinden oluştuğu için belki de kokusu hem ağır ve keskin hem de benzersizdir Misk-i Amber’in. Tıpkı insan gibi... Herhalde doğup da yara almadan geçip giden yoktur bu yaşamdan... Yaralarından mikrop kapan ruhlarını-zihinlerini kusan, irinlerini atabilmek için çırpınan, çıldıran insanlar insanlar ve insanlar... Düşünmek de yara değil mi zaten, hem de en çok acıtanından… Korku, tedirginlik, tanıklık ve kendi varlığına anlamlar ararken “şeylerin” kaotik birer bilmece oluşuna tahammül etmeyen insanın tek silahı merakı olmasaydı, anlam diye bir şey hiç var-olmuş olabilir miydi? Anlamı kalıcı kılan ve somutlaştıran sanat olmasaydı; her ne kadar vaktin o zamanında ürettikleri anlamlar olmuşsa da geleceğe bir temas bırakmadan, bir varmış bir yokmuş misali çekip gitmemiş mi insanlar? Diğer yönüyle bakıldığında ise yaşamış her insan hayatın anlamını yeryüzünde bırakabilseydi, anlam da sıradanlaşırdı sanırım. Ne her insan ne de her şey her zaman anlamlı değil çünkü.

 

Mehmet Altun şiirinde iz bırakan şairlerimize, bir şaire verilebilecek en güzel selam olan mısraları ile sesleniyor ve selamlar gönderiyor şiir içre. Eli kalem tutmuş insanlara, yazılı-sözlü edebiyata iz bırakan isimlerden Ahmet Arif, Turgut Uyar, Füruğ Ferruhzad, Âşık Veysel gibi... İmgelerle Ahmet Ümit’e göz kırpıyor, kendi söylemi ile...

“baktım ki kimsem yok

ensemde tanrının güneşi

adalet dedim yoksulun kafdağı’dır
adımdan gayrısını bilmiyorum”*
 

 *sonsuz hürmetle ahmet abi” örneğinde olduğu gibi…

Şair, her başlangıcın sonsuzdan el aldığının işaret taşını bırakıyor şiir başlıklarına. “ve ∞.“ sonsuzluk sembolü kadar da “ve” ile devam edebilecek sayısız sözcüğün deveranının habercisi semboller karşılıyor okuru, şiire an kala… ve noktanın da sonsuzluğu. Sonsuzluk bağlamını üç sembolle imlemesi mutlaka dikkat çekiyor. Bir şeyin başlangıç noktası bilinmediğinden, sonsuz kere sonsuza denk olabilme ihtimalinin çekiciliği...
 


4 ve ∞.
“ille söyleyeceksen
acısı ağıdından büyük türküler söyle bana
hiçbirimizin inanamayacağı peygamberlerden bahset

mesela îlm-i lokman’ı bulmuş ol
şah-ı maran olsun senin en kudretli kadının
tur dağı’na yaslanan bir ovadan cennete baktığını söyle
söz gelimi veba vadisi’nde* doğsun o dehşetli cevherin
bana büyük yenilgiler anlat
elzem ki insanın onuru için öz canından geçmiş olsun
ama bu aciz etin rahmana yol olduğunu söyleme“

Kokusu insanlık tarihi kadar eski şiir kentte; Misk-i Amber’de, yaşadığı kültüre özgü ve yaşadığı coğrafyaya göre inanmanın dayanağı olan kutsallara rastladım. Her biri dünyanın, içinde bulunduğu çağın o çağ içinde doğurduğu gelenekler, kültürler ve irili ufaklı sistemler tarihinin renklerinden olan kutsallar…
Gözlerim bir tapınak aradı. Oysa tapınağın kendiydi sokaklarında dolanıyor olduğum şiir kent. O tanrısı “bilgi“ olan…
Apollo, Athena, Coeus, Metis gibi bilginin, zekânın, sanatın sembolleşen ve yine bilginin ürettiği bilgi olan tanrı ve tanrıçalardan söz etmiyorum. Kendisi tanrı olan bilgiden söz ediyorum. Bilmeye davet eden bilgi. Beninden de soyunmadan, türdeşlerinden-canlılardan haberin yoksa sen neyi bildiğini sanıyorsun ki diyen; ayeti şiir, ayeti insan, ayeti isyan bir tanrının (bilgi) evrenle, insanla söyleştiğini hissettim. Şairin ruh üflediği kalabalık ve güçlü imgeler, sözceler eşlik ediyor Misk-i Amber boyu devam eden şiirsel yolcukta.

 “öyle sulardan bahset ki tek bir dağ ona kıyı olmasın
ister soylu büyük burçların ardında koca sedirler gibi sultanlar olsun
orduları izzet silahları irfan olsun
sen bana büyük yenilgiler anlat
öyle yenilgiler ki kurşun döksen tasına nefsin gözünde gül olsun
öyle sözler öyle mevsimlerle gel ki her söz bir ikram
her mevsim taht-ı süleyman’da suya inmiş irfan olsun “

İster doğayı, ister insanı, ister bir kitabı okumak demek, başka bir zihnin topraklarında gezmeye benzer diye düşünürüm. Ve bazı topraklar kutsaldır, yalınayak adımlanmalı, aklını evde bırakmadan tabi... Misk-i Amber somut ifade ile bir şiir kitabı. Okunduğunda zihinde keskin bir koku ve müthiş bir düşünsel mimarinin özenle işlenmiş yapılarını bırakıyor... Şair Mehmet Altun, on iki yılda hazırlandığını söylese de; Misk-i Amber’i, kendi bireysel tarihi ve arkeolog kimliğinin de etkin rol oynadığı, hatta düşünsel tarihinin en belirgin rolü oynadığı gözlemlenebiliyor... İnsanlık tarihinin süreğen gelişimi, yaşadığı trajedilerden fragmanlar taşıyan ve bunu da mısralarına sığdırmayı ustalıkla gerçekleştirdiği ögeler, şiirin salt romantizm olmadığını, düşünsel ve eylemsel bir çağrı olabildiğini de hatırlatıyor. Altun’un kalemi daim olsun...


Şiir okunur mu yaşanır mı? Galiba bu soruya Misk-i Amber’i okumadan yanıt verilemez. Yola ve yolculara ilham olsun. Şiir ile...

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Her Nesne Bir Sanat Eserine Dönüşebili..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

A. Dilek Şimşek

16 Şubat 2025

Hayattan Notlar

HaikularSardunyalarınÜstü çiğ kaplı                         Yavru kuşlar uçuyor Bir çocuk içindekiTomurcuklarlaKaplanmış mezar Pire ne yiyorsun yeZıplayıp durmaUykum kaçıyor Pardon, birine benzettimDireksiyonu kavramıyor, kollarını ona teslim etmiş. Başı, omuzları, gövdesi arzın merke..

Devamı..

Sağlıklı Yaşam Endüstrisinin Tatsız Ta..

Andrzej Tokarski

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024