Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

8 Haziran 2020

Öykü

Nevin

Deniz Özen Başaran

Paylaş

2

0


Başını yavaşça yastığa koydu. 

Bu baş ağrısı nereden gelip musallat olmuştu bilmiyordu. Görüntüler, açıklamalar, haber bültenleri arasında baş ağrısı nereye denk düşüyor, anımsamaya çalışıyordu. 

Corona olmuş olamazdı herhalde. Her şeye uymuştu. Maskeyle sadece markete gidiyor, onun dışında 42 gündür hiçbir yere gitmiyordu. Evde yemek, temizlik, dizi üçgeninde yaşayıp gidiyordu. Hayır hayır karşılığı bu olmamalıydı. Yutkundu önce, yok hayır boğazları acımıyordu. Olamazdı canım. Belki de başka bir şeydir. 

Migren? Aa olabilir diye neredeyse sevinecekti. Biraz kapa gözlerini, bitecek ağrı mağrı kalmayacak hadi diye seslendi kendisine.

Gözlerini yumdu.

Yine o gökyüzüne uzayan kavaklar belirdi gözlerinin içinde.

Ne zaman huzura ihtiyacı olsa o an gelir bulurdu onu. Hayatının bu kadar belirleyici bir fotoğrafı olacağını bilse, o ânı nasıl yaşardı acaba?

On yaşının heyecanıyla yattığı o, Nahide teyzelerin tarlada, saçları kavağın gövdesinde, sırtı toprakta, dalların aralarından gördüğü, o parça pincik mavi. Çocuk yüzünü görür gibiydi öte yandan. Ne güzel bedeni vardı. Ne hızlı koştuğunu , kendini ne güçlü hissettiğini anımsadı. Tüm dünyayı avcunda zıplatabilir, her türlü canavarı alt edebilir, erkeklerle her türlü yarışa girebilirdi. Yanında yatan üç kardeş çocukluk arkadaşlarıyla uzanıp, gökyüzüne baktıkları o kare, ömür billah aklından hiç çıkmayacaktı. 

Sanki öncesi yoktu, sonrası birkaç kare daha. Ama çocukluk oydu işte. O tarla, o kavaklar ve dibinde yatan biz. 

 

Gri pikaptan yükselen "Sonbahar Rüzgârları", Handan Kara, kömür sobası, küçük tüpte soğan cücüğü içinde eritilen sabunlar, sonrasındaydı. İlkokul beş belki de. Tüm fotoğrafları tek tek bir albümü tarar gibi taradı. 

Elinde durmadan dolama olurdu. Gayri ihtiyari gözlerini açıp parmaklarına baktı. O kadar eskiydi ki tüm olanlar, kırışan parmaklarında hiç dolama olmamıştı yıllardır. Gözüne dolan ışık, başına bir hançer gibi saplandı.

Ah bu ağrı!

Eliyle alnını yokladı, yok yok ateş yoktu. Gözünü tekrar kapadı. Burnundan hiç çıkmayan o kanlı pamuklara ne demeli? Uzunca bir süre pomat kelimesini burun kanını dindiren ilaç sanmıştı. Kemalettin Tuğcu kapağına montajlanmış yoksul, fakir kız gibiydi; önünde kan leğeni, sol el hava da diğer burun kanadında kendinden büyük bir pamuk. Öyle bezgin, an geçsin diye umarsızca bakan, soluk.

Yasağı vardı. Belki de işittiği ilk azardı babasından; harçlığını Tuğcu 'ya yatırdı diye. Gülümsedi. Permyak, Behrengi okutan babaya sen Tuğcu götürürsen azarı yersin işte. Çok kitap okurdu o zamanlar. Okumaz yerdi. Bütünm gözlem gücünü o kitaplardan, hayallerini ise masallardan almıştı. Bayılırdı prenses, kral masallarına. Kütüphaneci Kadriye ablaya iki kitap alabilmek için, elma götürürdü. Saflık; sihir gibi o yıllarda herkesin yüzünde, kalbinde, tüm şehirdeydi sanki.

 

Sonra büyüdüm. 

İlk aşkım ilk hüznüm, ilk platoniğim, ilk yalnızlığım falan...

Annemin salon camlarını kitlediği yıllar. Fonda Hayriye teyzenin evinden yükselen Sezen Aksu'dan "Tükeneceğiz" ya da karşıdan son ses yükselen "Mavi Mavi"'. Aa saçlar tabii ki permalı ve rüzgâra karşı fora.

 

Ocakta yapılan ağdanın kokusu sonra. Hay allah nerden geldi burnuna bu koku şimdi.

Gülümseyerek yavaşça kaldırdı başını yattığı yastıktan. Hâlâ ağrıyordu. Ya yoksa vertigo muydu? Yok ya dönmüyordu ki. Belki çay yapsa baş ağrısı giderdi. Filiz karanlıkta yatardı sessizce. E yattım işte, düşünmesem iyi ama, durmuyor ki beynim.

Terliklerini sürüyerek mutfağa gitti. Çaydanlığa su doldururken, hâlâ tarifini anımsadığını fark etti. Ağdanın yani. Gözünün önünde ki cezve ye su, şeker ve biraz limon damlasıyla karıştırıp pişirdiğini, o tetir kokunun tüm evi sardığını, mermerde yayılışını anımsadı. 

 

Üstünden günlerdir çıkarmadığı gecelikten çıkan bacaklarına takıldı gözleri. Ne güzeldi bacakları o zamanlar. Ne çok olmuştu. Ne çok büyüktü şimdi.

O dönemi seviyordu. Evet ya hani sorarlar ya sihirli değnek olsa elinde hangi zamana gidersin? diye. Kesinlikle yetmişler seksenler, hatta; 'o köye tekrar sallana sallana kamyonla gidişimize' dönerdim. Üç numara tıraşlı kafam ve şortumla beni erkek sanan ahaliye gülümseyen, sekiz yaşındaki bana. Şeker Kız Kendii Antony ile evlendiii, bunu duyan Liizaa sinirinden geberdiii. En sevdiğim çizgi film; neşesini çok severdi. Hep neşeliydi aslında, bu hüzünler sonradan gelip bulmuştu onu. Çaydanlığın altını yaktı. Yapacak bir şey yok, uyuyamıyordu baş ağrısından. Dün geceden beri vardı. Hastaneye gitsem mi? diye düşündü, vazgeçti. 

Pencereden bir ağlama sesi. Yavaşça pervazın altına giren kadını gördü. Aşağıda bir ambulans, hemşireler, hastabakıcılar falan. Neler oluyor, komşu mu o giden? Soramadı, ama ağlamaya bakılırsa yaşlı teyzeyi götürmüşler. Pencereyi sımsıkı kapattı. Gidip TV'yi açtı. Bakan desin bakalım kaç kişi vefat etmiş? Bu dönem böyleydi işte. Gece gündüz, saat zaman yoktu. Hücrelerden bir ara balkona çıkıp nefes aldığını sanıyor, ekmek almaya giderken birini görünce, vebalıymış gibi kaçıyorduk.

Oysa şunun şurasında geçen yıl, tam da bu zamanlar ölen şu adamın dairesine bakarak sabahlamıştım. Adam ağustos sonunda bulunduğunda, nisan da ölmüş, dört aydır arayıp soranı olmamış demişler, yıkılmıştım. Kalbim gökteki mehtap olmasa, her an patlayabilirdi sanki. Dört ay, tüm yazı evinde ölü olarak geçiren adamın cesedini torbayla indirmişlerdi.

Nasıl fark edilmez?

Yaz sonuydu.

Bir insan bu kadar yalnız olabilir mi, demiştim.

Kışa üzgün girmiştim ama bu kadarını da beklememiştim. Tüm dünya bir virüsten dursun kalsın, biri anlatsa yok yahu der, geçerdik.

 

Bak tekrar sıkıştırdı ağrı.

Of!

Başımı yavaşça kırlente koydum. Yarına geçmezse teste gideceğim.

Elini alnına götürdü ateşi yoktu. Yoktur bir şey ya diyerek tekrar gözlerini yumdu. Bir yerde daha kapatmıştı böyle gözlerini, anımsadı. Safra ameliyatında. Ah ne zor geçmişti o üç gün. Altı buçuk saat süren bir ameliyatın ardından. Orada da tuvalette düşüp geldikten sonra yavaşça yastığa başını koymuş, Cansever'in şiirini anımsamıştı: 'İnsan ağlamaz mı bazen bakıp bakıp kendine'...

Güzel şeyler torbaya mı girdi hadi bakalıım, dert kasvet yok.

 

Kalkıp dört nala fokurdayan çayı demledi. Ağrı yine ben buradayım diye bağırmaya başladı. Şarjı nasıl oluyor da tam telefonu eline alır almaz bitiyordu anlamış değildi.

Çay nasıl da mis gibiydi. Aman be! Oh! Yaşıyoruz işte. Güzellikler bizi bulacak, inanıyorum ben. Birden kişisel gelişim şeycileri gibi hissetti kendini. 'Oğmm' yaparken, eveeet sahildeyiiizz, dalgalar vuruyooor, iyi enerjiii, hisset, bırak kendininnininini...

Gülümsedi ağrıya rağmen.

Bakanın sesi geliyordu içerden.

Ölü sayısında değişim yoktu.

Çayın altını kapattı. TV'yi kapattı.

 

Günlerdir çıkarmadığı geceliğini çıkarıp tişört ve pantolonunu giydi. 

Ağrıyla birlikte midesi de bulanmaya başlamıştı. Maskeyi kulaklarına geçirip eldivenlerini taktı. Ceketini alıp çıktı.

Kapanan kapı sesi uzun süre apartman da yankılandı. Köşedeki taksi durağına varmıştı bile. İçerde bir adam vardı. Pencereyi açıp, "Bir yere mi gideceksiniz?" diye seslendi. "Hastane," dedi. "Bekleyin," diyen adam yan gözle bakıp maskesini taktı. Eldivenleri geçirip, "Buyurun," dedi. Arabayı çalıştırırken aynadan yolcusunu inceliyordu kaçamakça.

Pencereyi hafif aralayıp rüzgârı yüzünde hissetti. Bayılmaklı olduğunu anladı. Tansiyon da olabilir, ama şu an en yakını önde oturan şu tanımadığı adam. Şoföre peşin peşin parayı uzatsa iyi olurdu.

"Sen beni acil ulaştır da buyurun," diyerek fazlasıyla bir para uzattı. Dikiz aynasından, "Abla iyi misin," dedi adam.

"Evet evet iyiyim de tansiyonum oynuyor. Bayılırsam beni acile verirsin, paranın üstü kalsın," diyerek yalan söyledi. Tansiyon hastası değildi ki. Ama birinin çekinmeden onu Doktora taşıması lazımdı. 

Off!

Midesi çok kötüydü. Başını yavaşça arka koltuğa bıraktı. Esinti mayhoş bir titremeye bırakmıştı kendini. 

Her şey yavaştı şimdi.

Zaman, rüzgâr, şehir, uğultu.

Gözlerini yumduğunda gökyüzüne uzayan kavaklarla birlikte parça pincik görünen mavi vardı bir tek.  

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Çok Okunan 10 Korku KitabıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Charlotte Rogers

15 Eylül 2025

Latin Amerika Edebiyatından Trump’a Te..

Beyaz Saray üniversiteler üzerindeki bu baskı politikasını sürdürmeye devam ederse yakın bir gelecekte muhtemelen çoğu finansman tehdidiyle karşı karşıya kalacak.Şu an Amerika’daki üniversite rektörleri hem Trump yönet..

Devamı..

Akışkan Otobiyografi

Aynur Kulak

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024