Genel olarak akademik camianın okumayı zorlaştıran kuru ve ağdalı bir dili vardır. Taslakları hazırlarken bu dilden özellikle kaçındım.
Olcay Bağır ile Karakarga Yayınları etiketiyle geçtiğimiz günlerde okurla buluşan Sinesözlük - Sinemaya Giriş adlı kitabı hakkında konuştuk.
Serkan Parlak: Olcay Bey, inceleme kitabınız Sinesözlük - Sinemaya Giriş geçtiğimiz günlerde Karakarga Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kurmaca ve kurmaca dışı türlerle ilişkiniz, yazı serüveniniz ve inceleme kitabınızın ortaya çıkış sürecini anlatabilir misiniz?
Olcay Bağır: Çocukken masallar ve fabllar yazıyordum. Lise zamanlarımda, bu topraklarda yazıyla uğraşan neredeyse herkes gibi şiirler de yazdım. Malum, şiir milli sporumuzdur! Çok satan gazetelerdeki şiir köşelerinin bu kadar rağbet görmesi de bundan sanırım. Bu yüzden “hakiki” şairlere büyük hayranlık besliyorum. Ankara’da üniversite zamanlarımda denemeler ve öyküler yazdım, hâlâ da yazarım. Kurmaca dışı türünde yazmaya başlamam da aynı yıllardadır. Pek çok dergide yazılarım çıktı. Süreli yayınların, özellikle dergilerin bende yeri çok ayrıdır. Kurmaca dışı türünde sinema, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, biyografi, medya eleştirisi gibi alanlarda kalem oynattım. Vakit buldukça yazmaya da devam ediyorum.
Sinesözlük’ün ortaya çıkışı dergicilik zamanlarıma dayanıyor aslında. Yıllar önce GodFather ve Sine K adında iki sinema dergisi çıkarıyorduk. Genel yayın yönetmenliği görevini üstlendiğim bu dergilerde sinema kavramlarını kısaca açıklayan bir köşe vardı. Bir sayfa ayırmıştık o köşeye ve her sayıda 3-4 kavram açıklanıyordu. Aslına bakarsanız çok yüzeysel açıklamalardı bunlar. Bir sayfaya 3-4 kavram açıklamasını sığdırmanın başka yolu yok çünkü. O dergi maceralarından sonra bu işi kendime görev edindim ve her kavramı hakkıyla, derinlemesine açıklayan bir sözlük yapmak için kolları sıvadım.
SP: Elimizde sinema hakkında her anlamda nitelikli bir giriş kitabı, bir tür kılavuz kitap var. Yalın ve akıcı bir dille yazılmış, hem öğretici hem eğlenceli hem de yarattığı merak duygusuyla yeni okumalar için heveslendiriyor. Taslaklarınızı yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işledi, özellikle 101 maddeyi nasıl belirlediniz ve sıraladınız?
Genel olarak akademik camianın okumayı zorlaştıran kuru ve ağdalı bir dili vardır. Taslakları hazırlarken bu dilden özellikle kaçındım. Kolay okunan, sade bir anlatım tarzını süreç boyunca korudum.
101 maddeyi belirlemek çok zorlamadı. Önsözde de belirttiğim gibi kitapta nelerin dâhil edilmeyeceğine karar vermek, nelerin dâhil edileceğine karar vermekten daha zorlu bir süreç oldu. Ama bu “aklım kitaba almadığım kavramlarda kaldı” demek değil. Kitaptaki maddeler sinema sanatı ve sinema endüstrisi (kitapta da değindiğim gibi ikisi çok farklı) hakkında genel kültür anlamında bilinmesi gerekenleri fazlasıyla veriyor. Sinesözlük, sinemanın geçirdiği estetik ve teknolojik evrim süreçleri, sinemaya yön veren yönetmen ve filmler gibi konularda tatmin edici bir yapıda.
SP: Sinema tarihi, türler, akımlar ve alana dair terimlere çalışırken nasıl kaynak taraması yaptınız, başucu kitaplarınız hangileriydi?
Kaynaklar sadece sinema alanından değildi! Çünkü sinema pek çok farklı disiplini de içeren bir sanat. Müzik, tiyatro, dans, edebiyat hatta resim/heykel gibi disiplinleri de zaman içinde kendi bünyesinde harmanlamış. Üzerine bir de teknolojik yeniliklerle gelişmesini de ekleyince bilimle de bir bağı oluyor ister istemez. Yani sesli film, renkli film, film negatiflerinden dijital sinemaya geçiş, 3 boyutlu sinema, özel efektler ve daha nice konuda teknolojiyle doğrudan etkileşim halinde.
Bu kadar fazla disiplinle içli dışlı olduğu için okumalarım da ister istemez çeşitlendi. Örneğin “Tipleme” diye bir madde var. Aslına bakarsanız bu tiyatroyu doğrudan ilgilendiren bir madde. Veya “Dördüncü Duvar” da aynı şekilde. Doğal olarak bu maddelerle ilgili çalışırken tiyatroya dair de okumalar yaptım. Çok fazla kaynaktan yararlandım ama özellikle Giovanni Scognamillo ve Rekin Teksoy'un kitapları en fazla faydalandıklarımdı diyebilirim.
SP: Kitabınızın var olan sinemaya giriş kitaplarından temel farkları nelerdir, okurlar kitabınızı neden almalı?
Bu alanda basılmış başka kitaplar da var elbette. Sayıları çok fazla olmayan bu kitaplar ansiklopedik bilgiler veriyor, akademik veya akademik dile yakın ağırlıkta yazılmış kitaplar. Ayrıca güncellik konusunda da sorunları var. Bazıları 40 yıllık kitap mesela.
Ancak en önemlisi, "sinemaya giriş"ten ne anladığınız konusu. Daha çok sinema tarihini anlatan kitaplar bunlar. Ancak Sinesözlük sadece sinemanın köklerinden günümüze uzanan heyecan verici bir yolculuğu anlatmakla kalmıyor, korkudan komediye, bilim kurgudan spagetti westerne kadar geniş bir yelpazede sinemanın türlerini keşfetmeye çağırıyor okuru. Sinemanın önde gelen akımları ve bu akımların öncülerinin eserlerine dair kapsamlı bilgiler veriyor Sinesözlük. Sinemanın Montaj, Cameo, Sekans, Sinopsis gibi anahtar kavramlarıyla tanıştırıyor. Örnekleriyle Spin-off kavramını açıklıyor mesela. Gişe Canavarı (Blockbuster) nedir ne değildir bunu anlatıyor. Anti kahramanın kahramandan farkını anlatıyor. Yeşilçam'dan bahsediyor, Ulusal Sinema ve Milli Sinema'nın Türk sinemasındaki yeri ve örneklerini anlatıyor. Okur, Sinesözlük kitabını tüm bu sebeplerle alabilir.
Sinesözlük, yalnızca film izleyen değil sinema üzerine okumalar da yapan sinemaseverler için hazırlandı. Sinema öğrencileri ve araştırmacılar için de bir kaynak çalışma. Bu çalışmayı okuyanlar genel hatlarıyla bütün sinema dünyasına hâkim olacaklar.
SP: Olcay Bey, kitabınızın bir taraftan da gelişmeye açık bir yapısı var, yeni basımlarda yapmayı planladığınız ekler ya da değişiklikler olabilir mi?
Sinesözlük, bu haliyle tamamlanmış bir kitap. Sinesözlük ile ilgili herhangi bir yarım kalmışlık, tamamlanmamışlık hissetmiyorum. Bu yüzden bir değişiklik veya ek düşünmüyorum.
SP: Türk ve dünya sinemasında olmazsa olmaz yönetmenleriniz kimler? Sizi çok etkileyen film karakterleri var mı?
“Olmazsa olmaz yönetmen” demek bence “yol açan, öncü yönetmen” demek. Hem dünya sinemasında hem kendi sinemamızda çok büyük yönetmenler var. Ama bu benim anladığım anlamda “olmazsa olmaz yönetmen” çok fazla değil. Benim “Sinemanın tanrıları” diye nitelediğim sinemacılar var. Georges Méliès, D. W. Griffith, Edwin S. Porter, Sergei Eisenstein, Lev Kuleshov, Charlie Chaplin, Alfred Hitchcock, Stanley Kubrick, Ingmar Bergman, Andrey Tarkovski, Martin Scorsese, Steven Spielberg dünya sineması için olmazsa olmazdır. Etki güçleri o kadar fazla ki. Sinemayı sanat yapan, yeni anlatım tarzları bulan ve pek çok sinemacıyı etkileyen isimler bunlar. Mesela Scorsese olmasa Quentin Tarantino olur muydu? Olsa bile bugünkü Tarantino mu olurdu?
Türk sinemasında da Lütfi Ömer Akad, Atıf Yılmaz, Yılmaz Güney, Metin Erksan, Halit Refiğ, Ertem Eğilmez, Bilge Olgaç, Yavuz Turgul, Ömer Kavur gibi sinemacıları bir solukta sayabiliriz.






