Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

12 Mayıs 2022

Edebiyat

Öykünün Tılsımı

Gamze Haklı Geray

Paylaş

5

0


Ken Kesey’in dediği gibi "Gerçeklerin canı cehenneme. Hikâyelere ihtiyacımız var.” Hayatın anaforlarından kurtulmak için her zaman kurtarıcımız onlar.

Özenle kotarılmış öykünün romanın tüm bileşenlerini sunabildiği söylenir. Çekici tema, imgeler, akıcı olay örgüsü, ritmik dil, içinde kaybolduğumuz büyülü atmosfer zihnimizi ve ruhumuzu başka dünyalara ışınlayabilir ardından oturduğumuz kanepeye geri taşıyabilir. Aklımızda kalabilen kısacık bir anlatıya dair sayfaları çevirmek bize sonsuz haz verebilir. Son üç dört yıldır öykü okumayı roman okumaya tercih ettiğimi itiraf ediyorum. Bilinçli okurluğun uzun ince yolculuğunda çaba isteyen tutkulu bir adım. Debisi güçlü öykülere rastlayabilmek ne mutluluk. Tek oturuşta okunabilseler bile kolay tüketilemeyen akışkan öykülerin tadını duyumsayabilmek.

Soracak o kadar çok soru var ki ona dair.    

  • Öykü okumak bize neden keyif verir?
  • Saklı katmanlarına nasıl yoğunlaşabiliriz?
  • Kimi zaman daha ilk paragrafından bırakmayı seçtiğimiz anlatının potansiyelini nasıl keşfedebiliriz?
  • Okumaktan vazgeçtiklerimiz iyi kotarılmamış olanlar mı, yoksa içine nüfuz etmeyi beceremediklerimiz mi?

Hangi tılsım öyküye bağlar bizi? Nörobilimci kurmaca yazarı David Eagleman, zengin renkleri, dokuları, sesleri ve kokularıyla etrafımızdaki dünyanın bir illüzyon ve beynimizin hazırlayıp sunduğu gösteri olduğunu söylemeye cüret eder. İyi bir öyküyü zihnimizde sahici kılan, biçimlendiren, renklendiren tılsım belki de bu. Bazen gerçek, kimi zaman hayal ve kurmacayla iç içe, çift sarmallı, yeniden kurguladığımız tatlı bir illüzyon.   

Öykünün çağın hızına uyumlu olduğu varsayımıyla yola çıkan okur hem anlaması hem de kaleme alınması çetin bir tür olduğunu fark edince şaşkınlığa uğrayabilir. Meğer kısa olan en kolay anlaşılabilen değilmiş. Nitelikli öyküyü benim için biricik yapan derinliğiyle başımı döndürebilme hatta aklımı, ruhumu allak bullak edebilme özelliği. Çağ hızlı ama öykünün içselleştirilme süreci sakin ve yavaş. Defalarca okuyunca metne eklemlenmiş ayrıntıları fark edebiliyor insan. Pek çok okur zamansızlıktan yakınacak elbette. Ama iyice çiğnemeden, baharatını, tadını, tuzunu hissetmeden yenen yemeğin lezzeti olur mu?

Arka plana dizilmiş olay ve durumların çıkış noktalarını çözmek, sembolleri, satır arasındaki dini, tarihi, sosyolojik, psikolojik, mitsel metaforların kaynağını disiplinlerarası okumalar ve araştırmalarla keşfedebilmek öyküden aldığımız keyfi besleyen unsurlar. Metinde aydınlanma anlarına rastlamak hazzı katmerlendiren hazineyi bulmak gibi. Bazen herhangi bir referansa gerek kalmadan açık ve net şekilde önümüzde belirir öyküler. Saf, saydam. Bazılarıysa yavan. Ağızda metal tat bırakanlar. Ya biz anlayamadan avucumuzdan kayıp gidenler? Nitelikli öyküler derinlere ulaşabilenleri büyüleyecek ancak.

Yazar Paul Bourget “Kısa öykü yalnız, roman senfoniktir” demiş. Yalnız başına dere tepe dolaşıyor öykü. Denizlere açılmamızı bekliyor. Uzun ama hoş bir bekleyiş. Biraz zahmetli belki. Ama zahmetsiz zaten neye ulaşılıyor ki? Unutulmaz yazarların okurlara armağanı bu tür anlatılar.    

Hayranlık duyduğu öykülerdekine benzer evrenler kurabilmek için bir ömür adamaya hazır çiçeği burnunda yazar aslında yaşadığı ortamın renklerine sırtını döndüğünü, hayal gücünü istediği gibi canlandıramadığını hatta belki kendine düş görmeyi yasakladığını fark edebilir mi? Başkasına öykünürken durmadan kendi kimliğini aradığını. Nitelikli yazarlardan kuşkusuz çok şey öğreniyoruz. Kendi hikâyemizi kurarken düşe kalka büyüyeceğimiz yadsınamaz bir gerçek. Ama kalemimiz yetişkin olabilecek mi? Ken Kesey’in dediği gibi "Gerçeklerin canı cehenneme. Hikâyelere ihtiyacımız var.” Hayatın anaforlarından kurtulmak için her zaman kurtarıcımız onlar.   

Ama sağlam hikâye kısır bir döngüde sıkışıp kalmıyor. Donanımlı yazar hayat deneyimiyle birlikte incelikli gözlemlerini ve uzun yıllara yayılan okuma deneyimini anlatısına ustaca katabiliyor. Çok sevilen öykülerde açıklanamayan bir tılsım var. Öte yandan başka dilde kaleme alınmış öykülere ait orijinal dilin matematiğini algılamak ayrı bir beceri. Çeviride anlatının özgün tadını koruyabilmek metne başka türlü bir meydan okuma şekli. Dil kendi doğal ritminde akarken ölçülü imgelerle, özgün dokunuşlarla anlatılmaya değer temalara yoğunlaşmak, aynı zamanda yalın ve sade yazmak kolay değil. Virginia Woolf tarzın ritimle ilgili olduğunu anımsatmış. Bunu anladığımızda yanlış kelimeleri kullanamayacağımızı söylemiş. Doğru ritmi belirleyemezse fikirleri yerinden oynatamadığını itiraf etmiş.

Yazının evreninde bin bir çeşit tuzak yer almakta. Ne kadar dikkat edersek edelim tökezleyebilir, gözümüzün önündeki çukura bile bile düşebiliriz. Tzvetan Todorov “İster uzun bir yolculuk, ister kısa süreli keşif olsun, her yazarın ve okurun deneyimlerinden damıtılmış güzellik bize türü unutturacak güce sahiptir” demiş.

Bilinçli okur gereksiz uzayan öykülerden uzak durur elbette. Öyküde ölçüyü sezmek bir sanat. Kritik noktaya vardığında suskunluk anlarından yararlanan iyi bir müzakerecinin yaptığı gibi yazar da öyküde susmayı denemeli. Nota değeriyle beraber es işaretini de hesaba katabilmeli. Sürekli anlatmak isteyen için nasıl da zor susmak. Sonuçta anlatıdaki olaylar, karakterler zaman içinde değişmez ama biz okurlar değişir ve dönüşürüz. Her bilinçli okumayla yetişkinliğe adım adım yaklaşmayı hedefleriz. Bilge derinliğe varabilmeyi. Herhalde asıl merkez orada. Okumak, yazmak ve kendi hayatımızın anlamını keşfederek, tadını duyumsayarak yaşamak için mutlaka ulaşılması gereken merkez bu.

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Vincent Van Gogh Resimleri İçin Harika..Müge Gedik
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

D. F. Zeren

7 Nisan 2025

“Bazen Kelimeler İki Anlamlıdır”

Encam İbrahim Yıldız’ın anlatıcılığının geri dönülmez bir noktaya erişmiş olduğunun ispatı. Hikâyede atmosfer dediğimiz şey esasen zamanın mekânın ve karakterlerin uyumsuz uyumu, çatışmaların yerli yerine oturarak dokuyu oluşturması halidir. Çatışmaların yerine oturma..

Devamı..

Sabri Safiye: "Çocuklara söz söylemede..

Kâmil Erenli

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024