Yaşlı Co gün doğarken uyandı. Son zamanlarda giderek artan eklem ağrılarını umursamadan yataktan kalktı. Perdeyi, pencereyi açtı. Karşısındaki bakımsız bahçeye, sarmaşıklarla kaplı asırlık konağa baktı. Birkaç saniye boyunca sabah serinliğini içine çekti. Ağır adımlarla banyoya geçti. Tüysüz yüzünü, köpürttüğü tıraş fırçasıyla sabunladı. Yüzünde tek bir çizik bile açmadan tıraş oldu. Soğuk suyun altına girip yıkanmaya başladı.
Co çocukluğundan beri soğuk suyla yıkanmayı severdi. Soğuk su bedenine değdiği an ürperir, mesanesi kendiliğinden boşalırdı. Bu kez de öyle oldu. Bu huyundan çocukken anne ve baba baskısıyla vazgeçmeye çalışmışsa da bunu asla başaramamıştı. Birkaç kez doktora, psikoloğa da götürülmüştü. Tedaviler ve Co’nun verdiği sözler hiçbir işe yaramamıştı. Tanışmalarının ilk günlerinde Clara bu alışkanlığı fark etmişse de Co’ya bundan vazgeçmesi için baskı uygulamak yerine gülümseyerek ona bakmış ve sıkıca onun diri, dinç bedenine sarılmıştı. İkisinin ayakları da sarımsı idrarla karışık suyun içindeyken, “Benim Yaşlı Com,” demişti Clara. Ona hep “Co” derken bu kez “Yaşlı Co” demişti. Co tam da o an Clara'ya âşık olduğundan emin olmuştu.
Yaşlı Co, bu yaz gününün peşinden sürüp getireceği bunaltıcı sıcağa aldırmadan siyah takımını giydi. Odanın kapısını kapatıp aydınlanmaya başlayan yarı karanlık koridorda sessizce yürüdü. Alt kata indiğinde resepsiyonda Nesrin Hanım vardı. Yaşlı Co’yu fark eder etmez, “Günaydın George amca,” dedi yüzünde genişleyen bir gülümsemeyle.
“Günaydın,” dedi Yaşlı Co. “Yine harika görünüyorsunuz.”
“Siz de öyle George amca. Bugün sizden bir ricam olacak.”
“Sevinirim,” dedi Yaşlı Co. Zaten yarın pansiyondan ayrılmadan önce çocukluğunu bildiği bu kadını mutlu edecek bir şeyler yapmak istiyordu.
“Bu akşam torunumun sünnet kutlamasını yapacağız. Aslında yarın için düşünmüşler ama siz gitmeden yapmak istedik. Eğer bu akşam biraz erken gelir, aramıza katılırsanız seviniriz.”
“Muhakkak,” dedi Yaşlı Co. “Sizinle birlikte olmak beni her zamanki gibi çok mutlu edecektir.”
Nesrin Hanım’ın yüzündeki gülümseme sabah mahmurluğuna rağmen daha da genişledi. Yaşlı Co’nun ardından ona eksilmeyen bir saygıyla baktı.
Yaşlı Co bahçelerinde çam, vişne, erik ağaçları olan ve daha çok yaz aylarında birilerinin yaşadığı villaların arasından yürüdü. Taşıt yolundan karşıya geçtiğinde imara açılmamış, kuru otlarla kaplı ve birkaç zeytin ağacının olduğu araziye girdi. Gözleri her zaman en sondaki zeytin ağacının orada duran beyaz atı aradı. Bu sabah da göremedi. Sahibinin yakın köylerden karpuz satmak için gelen kendi yaşlarında bir köylü olduğunu iki gün önce atın kaçmasıyla öğrenmişti. Adam, Yaşlı Co da dâhil kimi gördüyse atını sormuş, aynı zamanda atın ipini birisinin çözmüş olabileceğini söylemiş, çaresizce oradan oraya koşturmuştu. “Zavallı ihtiyar,” diye içinden geçirdi Yaşlı Co. “Umarım atını bulmuştur.”
Bu el değmemiş araziyi geçip toprak yamaçtan aşağı indi. Önünde uzanan deniz kımıltısızdı. Uzak yakın yerlerde kıyıya çekilmiş balıkçı tekneleri görünüyordu. Onlar da bütün kasaba gibi uykuda sayılırdı. Birkaç sabah kuşunun belli belirsiz kanat çırpışları dışında etrafta hiçbir hareketlilik görünmüyor ve sahipleriyle yazlığa gelmiş birkaç köpeğin havlaması dışında hiçbir ses duyulmuyordu.
Yaşlı Co, siyah kunduralarının ucu dalgaların bıraktığı ıslaklığın hizasına gelecek şekilde yüzünü doğan güne döndü. Ellerini önde birleştirdi. Gözlerini denizin üstünden ufka doğru gezdirdi. Orada bakışlarını sabitleyip bekledi.
***
Ülkenin birçok kıyısına göre oldukça sakin olan kasabanın bu kıyısı “Âşıklar Plajı” olarak bilinir ve bu bakir yere sadece gençler gelirdi. Onlar da gündüz yerine geceyi tercih eder, karanlık iyice bastırdığında ateş yakar, kör kütük olana kadar içki içer, şarkı söyler, ıslık çalar, sonra kaya veya ağaç diplerinde ya da kıyının hırçın dalgalarla içe oyuk kısımlarında sevişir, uykuya sızarlardı. Kasabanın yerlileri Yaşlı Co’yu tanısa da tatile gelen gençler onu görmezden gelir ve onun aklını oynatmış bir bunak olduğunu düşünürlerdi. Kemal de öyle düşünenlerden biriydi. Uykudan uyanıp denize doğru yürüyünce Yaşlı Co’ya şaşkınca bakmış, sevgilisinin yanına geri dönmüştü.
“Zeliha uyanır mısın?”
Başı plaj çantasının üstünde olan genç kız uyanmadı. Kemal birkaç kez daha ona seslendi.
“Ne var?” dedi Zeliha gözlerini tam açamadan.
“Uyan. Sana ne göstereceğim.”
Zeliha yerinden sıçradı.
“Üstümde bir şey mi var?”
“Hayır hayır. Benimle gel.”
Kemal Zeliha’nın elinden tuttu. Genç kızı oyuğun dışına götürdü. Otların arasından Yaşlı Co’yu gösterdi.
“Görüyor musun, yine burada.”
“Bizim yan odada kaldığından emin misin?”
“Tesadüfen dün akşam görmüştüm. Beni fark etmeden basamakları çıktı ve odasına geçti. On üç numaraya.”
“Belki bu kasabanın delisi ya da fakiridir. Nesrin Hanım ona bir oda vermiştir.”
Yaşlı Co ufka bakmaya devam ediyordu.
“Hadi gidelim,” dedi Kemal.
Uyku tulumlarını sırt çantalarına yerleştirdiler.
“Madem burada kalacaksak niye pansiyonda bir yer tuttun ki?” dedi Zeliha. “Uyandığımda belim ağrıyor.”
“Belin burada uyuduğundan mı yoksa gece sarhoşken yaptıklarımızdan mı ağrıyor?” dedi Kemal oyuğun öbür çıkışına doğru yürürken. Zeliha onu takip ediyordu.
Kemal ve Zeliha pansiyona gitti. Kapıcı dışında kimseyi göremediler. Kemal ona Nesrin Hanım’ı sordu. Kapıcı, Nesrin Hanım’ın alışveriş için şehir merkezine gittiğini ve öğleden önce dönemeyeceğini söyledi.
“Bizim odanın balkon kapısını açamadık. Bir sorun var. Nesrin Hanım’a söylemiştik,” dedi Kemal.
“Haberim var, ” dedi kapıcı. “Dün öğleyin kapınızı çaldım ama açan kimse olmadı. İsterseniz şimdi bakabiliriz.”
“Sonraya kalabilir,” dedi Zeliha.
“Fırsatını bulmuşken yapılsın,” dedi Kemal. “Zaten fazla bir işi yok.”
“Beş dakikada hallederim,” dedi kapıcı.
“Hem konağı daha yakından görmek istemiyor musun?” dedi Kemal Zeliha’ya fısıldayarak. “Balkondan çok daha iyi görünür.”
Üçü beraber on dört numaraya gitti. Kapıcı balkon kapısına baktıktan sonra odadan çıktı, alet edevatlar ile geri döndü. Beş dakikada olmasa da sonunda kapıyı halletti ve gençleri yalnız bıraktı. Kapıcı gider gitmez Kemal ve Zeliha balkona çıktı. Konağı başka açılardan gördüklerinde şaşırdılar. Ama onları asıl şaşırtan balkonlarının yan odayla ortak olmasıydı.
“Ya bizi gözetlemişse!” dedi Zeliha.
Kemal konuşmadan on üç numaranın açık penceresine doğru gitti.
“Birden gelir ve yakalanırsak!” diye devam etti Zeliha, Kemal’i takip ederken.
Odaya baktılar. Dikkat çekici bir şey göremediler. On dört numaraya döndüler. Zeliha kapıyı kilitlemekle kalmadı, pencereyi de kilitledi, perdeyi çekti. Klimayı açarken, “Çok uykum var,” dedi. “Duş almayacağım.”
“Gece boyu kaç kez denize girip çıktın seni yaramaz denizkızı,” dedi Kemal yeni bir sevişmeye Zeliha’yı ikna etmeyi düşünürken.
***
Kemal ve Zeliha uyandıklarında akşamın yaklaşmış olmasına şaşırmadılar. Birbirlerine doğru dönüp göz göze baktılar. Birbirlerinin burunlarına, dudaklarına öpücükler kondururlarken ne yapacaklarını konuştular. Bu saatte pansiyonun kahvaltısı çoktan toplanmış, akşam yemeğine az kalmış olurdu. Yine başka bir yerde kahvaltı yapmaya, sonra kasabadaki bu üçüncü akşamlarında güney sahiline gidip meşhur kayalıkları keşfetmeye karar verdiler. Bu gece dolunay olacağını da duymuşlardı. Sonrasında Âşıklar Plajı’na gitmek için bu iyi bir sebepti.
Ama yataktan kalktıklarında kapının altından itilmiş davetiyeyi gördüler. Zeliha eğildi, zarfı alıp açtı. Kemal, “Ne yazıyor?” dedi.
Zeliha, “Nesrin Hanım’ın torunu,” dedi. “Sünnet olmuş. Kutlama yapacaklarmış. Bizi de davet ediyorlar.”
“Katılmak ister misin?”
“Olabilir ama sen de acıkmamış mıydın?”
“Kahvaltı yapar döneriz. Ne dersin?”
“Hem bu ince teklifi reddetmemiş oluruz hem de bir anımız olur. Ama benim şimdi duş almam gerekiyor.”
“Benim de.”
“İstersen önce sen al.”
“Bir dakikada işimi hallederim.”
Kemal banyoya girdiğinde Zeliha perdeyi köşesinden araladı. Bakışlarını kurumuş ağaçlardan kaydırarak konağa getirdi. Konağın yüksek camları da sarmaşıklarla kaplıydı. Perdeyi birden kapadı.
Kemal’in peşi sıra duşa girdi. Kemal kapıyı açıp balkona çıktı. On üç numaranın açık penceresinden bakınca Yaşlı Co’nun gelmediğini anladı. Sigara yaktı, konağa bakakaldı. Zeliha’nın duştan çıktığını duymadı.
Zeliha ince, beyaz, pamuktan mini elbisesiyle geldi. Kemal onu görür görmez genç kızın belini kavradı. “Bu konakta yaşamak ister misin?” dedi.
“Olabilir ama çok bakımsız.”
“Satın alınca elden geçiririz.”
“Güzel bir hayal.”
“Sahibi kesin Rumdur. Nüfus mübadelesinde bir milletvekili ya da bakan kendi zimmetine geçirmiştir.”
“Sahibi bir Amerikalı diye duymuştum.”
“Kimden?”
“Bilmiyorum. Nedense aklımda böyle bir bilgi var.”
Genç çift hazırlandı. Pansiyondan çıktıklarında bahçeye masalar kurulmuş, renkli ampuller asılmıştı. Kapıcı ve pansiyonda kalan birkaç kişi dışında kimseye rastlamadan çarşıya gidip kahvaltı yaptılar. Sonrasında sünnet çocuğu için ahşaptan beyaz bir oyuncak at aldılar. Döndüklerinde akşam bastırmış, ılık ve dingin bir rüzgâr esmeye başlamıştı. Bahçede kendileri için ayrılan masaya onları Nesrin Hanım götürdü. Davetlerini kabul ettikleri için teşekkür etti. Genç çift onun bu kibarlığı karşısında kutlamaya katılmakla ne kadar doğru bir karar aldıklarını anladı.
Çorba servisinden sonra yemek ikramı başlamıştı. Köşede, bu akşam için kurulmuş yüksekçe sahnede müzisyenler şarkı söylüyordu. Genç çift tok olmalarına rağmen yemeklerini yerken kutlamaya başka kimlerin katıldığını görmek için kalabalığa arada bir göz gezdiriyordu. Göz göze geldikleri bir an, “Seninkisi yok,” dedi Zeliha.
Kemal, “Kim?” dedi. Zeliha'nın kimi kastettiğini anlayıp, “Yan odadaki mi?” dedi.
“Evet.”
“Emin misin?” dedi Kemal, kapıdan giren Yaşlı Co’yu fark ederken.
Zeliha Kemal’in baktığı yere baktı. İkisi de gözleriyle Yaşlı Co'yu takip etti. Nesrin Hanım’ın ve sünnet olan çocuğun annesi ile babasının, kapıcının ve başkalarının Yaşlı Co’ya olan sıcak tavırlarını izlediler. İkisi de Yaşlı Co’nun buradakilerin bir akrabası olabileceğini düşündü.
Garsonlar yemek tabaklarını toplamış, alkol servisine başlamış, müzisyenler susmuş, yavaş bir dans müziği çalmaya başlamıştı. Masaları dolaşıp konuklarına ilgiyle davranan Nesrin Hanım genç çiftin masasına da geldi. Onlara vakitlerinin nasıl geçtiğini sordu. Genç çift için her şey güzel görünüyordu.
Nesrin Hanım öbür masalara gidecekken Zeliha, “Bir şey sorabilir miyim?” dedi.
Kemal Zeliha’ya bakınca sorunun ne olabileceğini tahmin etti.
“Biz on üç numarada kalan kişinin kim olduğunu merak ettik. Acaba az önce gelen beyefendi mi?”
“Evet,” dedi Nesrin Hanım. “George amca.”
“George amca mı?”
“Sizin pencerenizin baktığı konağın sahibi. Her yıl yirmi iki ve yirmi dokuz temmuz arasında gelir, on üç numarada kalır, sonra Amerika’ya geri döner.”
“Kusura bakmayın,” dedi Kemal. “Fazla merak ediyor olabiliriz ama niçin başka günler değil de bu zamanlar?”
“Ben henüz çocukken Clara’yla buraya Amerika’dan gezmeye gelmişlerdi. Bu tarihler arasında on üç numarada kalmış ve Clara’ya bir gün konağı satın alıp hediye edeceğini söylemiş. Ama Clara… Rüzgârlı bir yaz gecesi Âşıklar Plajı’ndan yüzmek için denize girince kendisinden bir daha haber alınamadı. George amca her yıl o günleri yâd etmek için gelir ve Clara gelecekmiş gibi kıyıda onu bekler, sonra da Amerika’ya geri döner. Konağı aldığı halde henüz kapısını açmış değil.”
Nesrin Hanım öbür davetlilerin masasını dolaştı. Genç çift dans eden kalabalığın arasından Yaşlı Co’ya baktı. Yaşlı Co sandalyede dimdik oturmuş, dans eden çiftleri seyrediyordu.
Zeliha bir şey konuşmadan kalktı ve pansiyona gitti. Kemal, hediye paketini sünnet çocuğuna takdim ettikten sonra Zeliha’nın ardından gitti. Zeliha balkondan konağa bakıyordu. Kemal ağır adımlarla ona yaklaştı, sarıldı. Zeliha göğsünde düğümlenen elleri sıkıca kavradı.






