Parmak
29 Ocak 2020 Öykü

Parmak


Twitter'da Paylaş
1

Uzanmış kitap okuyordum, bir bağırış duydum, annemdi. Koşun diyordu, parmağımı kestim.

Kalbim çarparak mutfağa girdim, babam annemin elini tezgâh lambasının altında inceliyordu. Annem geldiğimi duyunca bir tek, Gülce? dedi. Kerevizin sağlam yarısı kan içindeydi, bıçak kesme tahtasının arkasına atılmıştı.

Babama döndüm. İlk yardım çantasını getireyim mi? Getir, dedi babam. Mutfaktan çıktım, karanlık antreyi geçtim, ikinci kapıdan girdim. Kırmızı dolaptan çantayı aldım.

Geri döndüğümde annemi bir pislik tutar gibi elinden olabildiğince uzaklaşmış halde buldum, yüzünü geri çevirmişti. Babam annemden kopuk bir nesne gibi hâlâ eli inceliyordu. Ben de merakla yaklaştım.

Elin yüzük parmağı uçtaki boğumundan kopmak üzereydi, yalnız ufak bir et parçası parmağın bütününe bir yanından tutunuyordu. Derin mi? dedi annem. Hiçbir şey söylemeden babama baktım. Batticon çıkarmamı istedi. Dikiş atılsa daha iyi olmaz mı, diye fısıldadım. Toparlar, diye fısıldadı.

Eli lavaboya götürdük. Babam Batticon’u annemin parmağına boşalttı, annem çığlık attı, hızla parmağına üfledim. Tamam, tamam, dedi babam. Birkaç saniye ilacın kurumasını bekledik. Sonra babam bir yara bandı istedi, ilk yardım çantasından bir tane çıkardım. Zavallı görünüyordu. Bu yetecek mi? dedim. Gülce, doktor olan ben miyim, sen misin? dedi.

Doğru, önceden yanıldığım olmuştu. Geçen sene okumaya gittiğim İtalya’da bir sabah sağ elimde kahverengi lekelerle uyanmıştım. Telaştan bayılacak halde babamı aradım, elimi kameraya gösterdim: Ölüyordum. Dün gece havuç yedin mi, diye sordu. Evet, yemiştim; marketten aldığım koca poşetteki küçük sulu havuçların hepsini bitirmiştim. Havuç teni boyar, dedi babam, lekeler iki güne geçti.

Ama haklı çıktığım da olmuştu. Ateşli bir soğuk algınlığından hiç yemek yiyemediğim günlerden sonra nihayet, hastaneye gidip serum almama karar verdiler. Babam ve ben akşam yemeği saatinde evden çıktık. Acilin en son bölmesine girdik, sessizdi, seruma canlanmam için B vitamini kattılar. Sapsarı oldu. Babam gülerek, Biz fakültedeyken Doktor Eckstein renkli serumu hiç sevmezdi, dedi, nefret ederdi. Hemşireler gitti, doktor arkadaşı babamı çay içmeye çağırdı. Birazdan gelirim, dedi babam. Serum akmaya başladı. Baba, garip bir şey oluyor, dedim. Kana karışıyor, bir şey yok, dedi bıkkınlıkla. Bir şey var, zehir gibi, yukarı çıkıyor, dedim. Sakin ol Gülce, allah aşkına, dedi. Zıpkın gibi doğruldum: Nefes alamıyorum. Babam elini attı, seruma giden boruları sımsıkı yakaladı, Hemşire Hanım, diye bağırdı. Boşta kalan eliyle kateteri sökmeye çalışıyordu. Az evvel bizi yalnız bırakan herkes ellerinde tüpler, şırıngalar, defibrilatörlerle perdeli küçük bölmeye doluştu. Çabuk, çabuk, çabuk! diyordu babam, Yavuz, sakin ol, diyordu doktor arkadaşı, Entübe edelim mi? diye soruyordu hemşire, Boğazımı mı yaracaklar? diye düşündüm, karşımda duvara asılı üç resim vardı, Böyle ölemem, böyle ölemem, diye düşündüm, yüzüme bir oksijen maskesi taktılar, nefes aldım. Damardan verilen vitamine karşı ölümcül bir alerjim varmış. Babam inanmamıştı.

Yani zamanında ikimiz de yanılmıştık. Babam kesik bir başı bedene yapıştırır gibi annemin parmağına yara bandını doladı. Tamam, dinlen biraz, dedi. Annem bana sarılıp içeri gitti. Mutfakta yalnız kaldık.

Geçiştiriyorsun, değil mi? dedim. Saçmalama, dedi. O kesikte bir şey yok. Hiçbir sıkıntıyı kaldıramıyorsun, dedim. Keşke parmağını kesmeseydi. Ama kesti! Bu şekilde iyileşmesi mümkün değil. Gülce, dedi, inan hastanede olsam aynısını yapardım, rica ediyorum. Parmağı kopacak, diye bağırır gibi fısıldadım. Babam bir nefes verdi. Tansiyonum çıkıyor, dedi, ben yatıyorum. Yüzü kıpkırmızıydı. Peki yat, dedim, odama döndüm.

Gece üç gibi hâlâ yatakta kitap okuyordum ki kalktıklarını duydum. Hazırlandılar; kapı açılınca yeni uyanmış gibi yanlarına gittim. Ne oldu? diye sordum. Acıdan duramıyorum, dedi annem. Dikiş atılacak, bekleme, uyu, dedi, beni öpüp kapıdan çıktı. Annem asansörü çağırırken doktor atkısını bağlıyordu. Haydi, görüşürüz, dedi yüzüme bakmadan. Birden içim sıkıldı, kazanmasını tercih ederdim.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Mustafa Ecevit
Güzel bir öykü.
3:14 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR