Rastgele
13 Şubat 2020 Öykü

Rastgele


Twitter'da Paylaş
1

Rastgele Hasan, geceyi burada geçirmeye karar vermişti. Eve gitse ne olacaktı sanki, hep aynı şeyler geçim sıkıntısı, kavgalar ve ardı arkası kesilmeyen savaş. Bunun yerine bu küçük barakada kalmayı tercih etti. Bazen böyle her şeyden sıkıldığında buraya kaçardı. Bu deniz kenarında tek odalı, harabe ve tekinsiz yer ona babasından kalmıştı, tıpkı mesleği gibi. Hasan balıkçıydı, her sabah daha gün doğmadan ağlarını hazırlar, diğer teknelerle birlikte denize açılırdı. Şansını babasından almıştı, eli boş döndüğü hiç olmazdı. Barakanın önündeki ağların altından anahtarını aldı. Neredeyse hiçbir güç sarf etmeden kapıyı açtı. Burayı babasından aldığında içinde yalnızca ağlar ve birkaç malzeme vardı. Daha sonraları Hasan burası için çok uğraştı. Evinin arka odasından kullanılmayan bir yatağı alıp buraya getirdi, tahta bir mutfak tezgâhı yaptı, eşinden gizli birkaç mutfak eşyasını da buraya getirerek kendine hayatın içinde yorulduğunda köşeye çekileceği bir liman oluşturdu. İçeri girdi, ayakkabılarını çıkarıp yağmurdan sırılsıklam olan ceketini sobanın yanına koydu, sonra sobayı yaktı.

Denizden gelen soğuk rüzgâr bu harabe yapının içine sanki arada uyduruk bir duvar yokmuşçasına giriyordu. Yatağa uzandı kendi kendine, “İşte bu,” dedi. “Bu huzuru dünyanın hiçbir yerinde bulamadım, bulamam da.” Edirne dışına ömründe hiç çıkmamıştı. Oysa şimdi bu yatağın üstünde yalnız kalmayı bir lütuf sayan adamın eskiden ne büyük hayalleri vardı. İstanbul’da yaşamak istiyordu, balıkçı değil öğretmen olmak istiyordu. İyiliği ve sevgiyi öğretmek gibi hayalleri bile vardı. On altı yaşındayken babası bir sabah evden dönmemek üzere çıkıp gittiğinde o derslerinde başarılı ve öğretmenleri tarafından ‘geleceği parlak’ denen bir çocuktu. Fakat o sabahtan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Bir ay daha okula gitti, sonra annesinin perişan hali için tek çarenin kendisi olduğunu fark etti.

İlk zamanlar bunun geçici bir durum olduğunu bir süre sonra bu hayattan kurtulacağını düşünüyordu ama öyle olmadı aksine kurtulamadığı gibi daha da bu hayatın içine saplandı. Yirmi yaşında askere gitti, geri döndüğünde onun için her şey hazırdı, hayatı boyunca balıkçılık yapacaktı. O yokken onun evleneceğine bile karar verilmişti. Bir süre itiraz etti fakat daha sonra kabullendi çünkü anlamıştı, hiçbir şey istediği gibi olmayacaktı, nasıl olduğunun da önemi yoktu. Kısa bir süre içinde evlendi, bir yabancıyla aynı evde yaşamaya başladı. Sanki sabahları artık başka biri olarak uyanıp işine gidiyordu ve bunları çok çabuk kabullenmişti. “Kader,” diyordu yalnızca. Biri de çıkıp ona, “kader senin dalından kopmuş yaprak gibi savrulman değil, bir şeyler yap!” demedi. Bütün hayatı böyle geçiyordu birkaç an dışında. Belki o anların büyüsüne kapılıp cahillik, aptallık etseydi, şimdi çok daha mutlu olurdu ama o yalnızca “kaderim böyleymiş” dedi ve o anların büyüsünden sıyrılıp hayatına devam etti.

Hayat ona yıllar önce son kez kendi olma şansı vermişti ama Hasan çok korktu. O zamanlar kirada oturdukları evin alt katında bir kadın yaşıyordu. Bu kadını her gördüğünde içinde bir yerlerde lise zamanlarındaki o çocuk, hâlâ bir şeylerin mümkün olduğunu hatırlatıyordu. Onu düşünerek uyuduğu gecelerin sabahında bütün hayalleri gerçek olacakmış gibi uyanıyordu ama sonrası yine hayal kırıklığı. Bir süre o kadınla konuşmak istedi, cesaret edemedi, ailesine bunu yapmak istemedi ve yine yapmak istediği şey yerine doğru olanı yaptı. Apar topar oradan taşındılar. Şimdi bunları düşünüp hayatına büyük bir tabloya bakar gibi bakıyordu ve bu tabloda Hasan’ın tek bir çizgisi bile yoktu. Yataktan kalktı, kendine yaklaşık iki saat önce demlediği çaydan koydu ve içmeye başladı. Çay hafiften soğumuştu, tadı da acıydı, zaten çay içmeyi de sevmezdi pek. Kapıyı hafiften araladı ve dışarı çıktı. Yağmur hâlâ bardaktan boşanırcasına yağıyordu, böyle giderse sabaha denize çıkamam diye düşünüp kapıyı kapattı.

Sonrasında kendi haline güldü. “Acaba sabaha ben çıkar mıyım?” diyerek içeriye girdi. Işığı kapayıp yatağına uzandı bugünlük yeterince düşünmüştü. Hafiften gözleri kapanmaya başlamıştı bile. Sabah uyandı, gözlerini sakince açtı, yanında duran küçük saate baktı, saat 5’i gösteriyordu. Gece onun için kıyametler kopmuştu ama sabah yine gözlerini açması gereken dünyaya açmayı başarmıştı. Barakanın içine yağmur sesi gelmediğinden yağmurun dindiğini anladı ve kapıyı aralayıp baktı. Hava sanki gece hiç fırtına kopmamışçasına güzeldi. Hafiften tebessüm etti ve kapıyı kapadı. Gece sobanın önüne koyduğu yağmurluğu aldı, kapıyı açarak dışarı çıktı, barakanın kapısını hafifçe çekerek kapatıp, kilitledi. Şöyle denize doğru baktı ve, “Rastgele,” diyerek işlerini yapmaya koyuldu.


Twitter'da Paylaş
1

YORUMLAR


Ufuk Yeşil
Sıradanın mucizesi. Okurken yer yer Sait Faik denizinde yüzerken, yer yer Halikarnas Balıkçısı'nın kuşunu ararken buldum kendimi. Tebrikler.
12:54 PM

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR